Libya’da Yükselen Kaos: Hafter’in Trablus Saldırısı

5 Nisan 2019 tarihinde Libya’da, Birlemiş Milletler (BM) tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, General Halife Hafter’e bağlı güçlerin başkent Trablus’a yaklaşması üzerine seferberlik ilan etti. Söz konusu gelişmenin ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Nisan ayının ortasında gerçekleştirilmesi planlanan Ulusal Diyalog Konferansı’nın yapılmayacağını açıkladı.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Libya’da yaşananların perde arkasını tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Numan HAZAR (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Numan Hazar, Libya’nın Arap Baharı’ndan sonra bir türlü istikrara kavuşamadığını belirterek “Bu tarz ülkelerde istikrarın sağlanması pek kolay olmuyor. Dolayısıyla bölgenin normalleşmesi zaman alacaktır.” dedi. Bahsi geçen gelişmelerin, gelecek dönemde yaşanması muhtemel olaylar zincirinin ilk halkası olduğunu da öne süren Hazar, kriz durumunun acilen sona ermesi gerektiğini  ifade etti.

BM’nin bölgede yapıcı bir rol üstlenmesine ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Hazar, “Her ne kadar Guterres tarafından açıklama yapılmışsa da genellikle bu tarz cümleler lafta kalıyor. BM pratikte başarılı olamıyor. Oysa bir uzlaşı hükümeti kurulması için örgütün taraflar üzerinde etkili olması gerekiyor.” açıklamasında bulundu.

Libya Müftüsü Sadık el-Gıryani’nin “Libya halkı, eğer Derne ve Bingazi’de işlenen insanlık suçlarını Trablus’ta görmek istemiyorsa, Hafter güçlerine karşı savaşmalı ve direnmelidir.” şeklindeki çıkışını da hatırlatan Hazar, “Bu bölgede bazen insanlık suçları engellenemez boyuta ulaşıyor. Böylesi bir ortamda büyük güçlerin sorumluluk alması önemlidir. Nitekim küresel aktörlerin tarafları uzlaştıracak adımlar atmaları faydalı olacaktır. Libya’nın kendi içerisindeki bölünmüşlük ancak bu şekilde sonlandırılabilir. Öte yandan Türkiye de bölgede arabulucu aktör olarak etkili olabilir. Çünkü Libya halkının Türkiye’yi sevip saydığı biliniyor.” dedi

Dr. Öğr. Üyesi Ceren GÜRSELER (ANKASAM Afrika ve Uluslararası Hukuk Danışmanı)

Dr. Öğr. Üyesi Ceren Gürseler, Libya’daki tarafların silahlı güce sahip olması nedeniyle istikrarın sağlanmasının zorlaştığını belirterek “Bugün siyasi ve askeri rekabetin artmış olması, olağandışı bir durum değildir. Çünkü Es-Serrac ve Hafter arasındaki rekabet, farklı ülkelerin desteğiyle sürmektedir. Örneğin terör unsurlarına karşı mücadele ettiğini dile getiren Hafter, Mısır tarafından desteklenmektedir.” yorumunu yaptı. Ayrıca Gürseler, “Askeri ve siyasi rekabetin Trablus merkezli olması, belki de çatışmaların son ama en zor aşamasına gelindiğini gösteriyor.” değerlendirmesinde de bulundu.

Hafter’in Trablus’a doğru ilerleyişinin, devlet başkanlığına giden süreçte hem sahada hem de masada güçlü olduğunu gösterdiğini vurgulayan Gürseler, “Hafter, sahneye çıktığından bu yana eleştirilen bir isim oldu. Başından beri ülkenin yönetimini ele geçirmeyi amaçladığı ifade edildi. Bunun yanı sıra Kaddafi’nin eski askerlerinin de kendisini desteklemesi tartışmalara yol açtı. Terör unsurlarının temizlenmesi söylemini kullanarak ülkenin güneyindeki petrol bölgelerinde kontrolü sağlayan Hafter, aynı gerekçeyi Trablus’a ilerlerken de öne sürüyor. Bundan dolayı Trablus’ta hakimiyeti ele geçirerek; yani Es-Serrac liderliğindeki UMH’nin elinden kentin kontrolünü alarak bugüne kadar gelinen süreci elinin tersiyle itebilir.” dedi.

Guterres’in açıklamasını da yorumlayan Gürseler, BM Genel Sekreteri’nin Trablus’ta çatışma olmaması hususundaki temennisini ifade ettiğini; fakat böyle bir açıklama yapılmasının bile, örgütün süreç üzerindeki rolünün sorgulanmasına sebep olacağını söyledi. Bu kapsamda Gürseler, “Örneğin Hafter, Trablus’a yönelik askeri operasyonunu başlattığında, Guterres ile Es-Serrac görüşüyordu. Öncesinde de BM Genel Sekreteri, Hafter’le bir araya gelmişti. Siyasi çözüme odaklanılmış bir ortamda, Hafter ile Es-Serrac arasındaki müzakereler devam edecekken yeniden askeri araçlara dönülmesi, yalnızca BM’nin konumunu değil; Es-Serrac ve Hafter’in liderliğini de sorgulatır.” şeklinde konuştu.

Son olarak önümüzdeki süreçte Ulusal Diyalog Süreci’nin ertelenmesi gibi gelişmelerin yaşanabileceğini söyleyen Gürseler, “Diyaloğa devam edilse de süreç yavaşlayacaktır. Somut bir sonucun elde edilmesi giderek zorlaşmaktadır. 2019 yılında yapılması gereken devlet başkanlığı seçiminin ve referandumun düzenlenmesi gibi demokratikleşme adımlarının atılmasının zor ve sancılı olacağı görülüyor.” yorumunu yaptı.

Dr. Öğr. Üyesi Mürsel BAYRAM (Ahi Evran Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi Mürsel Bayram, Libya’da 2011 sonrası dönemde ortaya çıkan parçalı siyasal yapının, ülkenin tarihsel ve sosyo-politik bölünmüşlüğünü yansıttığını belirterek “Libya’yı oluşturan üç tarihsel bölge Trablusgarb, Sireneyka ve Fizan, Osmanlı Dönemi’nde Trablusgarb ve Bingazi şeklinde iki bölgeli bir yapıya dönüşmüş; İtalyan işgali döneminde ise bugünkü ülke sınırları ortaya çıkmıştır. Libya’nın tarihsel parçalanmışlığıyla bağlantılı olarak sosyo-politik yapısını karakterize eden kabile dinamiği, Muammer Kaddafi döneminde başarılı biçimde baskılanmıştır. Böylece Kaddafi liderliğindeki ülke, bütüncül ve etkili bir aktör olarak bölgede varlık gösterebilmiştir.” dedi.

Kaddafi’nin devrilmesiyle birlikte parçalı sosyo-politik yapının tekrar görünürlük kazandığını ve Libya’nın “bütüncül aktör” olma özelliğinin ortadan kalktığını söyleyen Bayram, “Hâlihazırda Libya, BM’nin inisiyatifiyle kurulup, Trablus dâhil ülkenin batı bölümünü kontrol eden es-Serrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile doğudaki Tobruk’u merkez alan ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından desteklenen Hafter güçleri arasında bölünmüş durumdadır. 60 bine yakın savaşçıya liderlik ettiği düşünülen Hafter, 1969 yılında Kral İdris yönetimine karşı düzenlenen askeri darbeye katılmış; 1980’li yıllarda Çad’a yapılan askeri müdahalede komutan olarak görev yapmış; akabinde Libya Ordusu’ndan ayrılıp 20 yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşadıktan sonra 2011’de ülkesine dönmüştür.” açıklamasını yaptı.

Bayram, Hafter’in ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın desteğini aldığını ve aynı zamanda Fransa ile Rusya’yla da temaslarını yoğunlaştırdığını belirterek “Bu bağlamda Hafter, bir yandan UMH karşısında diplomatik olarak üstünlük elde etmeye çalışırken; diğer yandan da ülkenin büyük bir kısmını kontrol ederek askeri olarak Libya’nın birincil aktörü olmaya yaklaşmıştır. Hafter’e bağlı güçlerin UMH kontrolündeki Trablus’u ele geçirmesi, Hafter’in otoritesinin tescilini beraberinde getirecektir. Trablus’un düşme ihtimaline karşı, Serrac Hükümeti’nin ilan ettiği seferberlik ve olağanüstü hâl ise uluslararası destek olmadıkça arzulanan sonucu vermeyecektir. Bu anlamda UMH liderliği, diplomatik ve askeri açıdan azınlıkta kalmaktadır. Dolayısıyla Hafter’in Libya’yı “güç kullanarak birleştirme stratejisi” işlemeye devam edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

İrfan SAPMAZ (CNN Türk Haber Koordinatörü)

Libya merkezli gelişmeleri yorumlayan Gazeteci İrfan Sapmaz, “Kısa bir süre önce, Libya’nın doğusunda yer alan General Halife Hafter’in kontrolündeki bölgede, Rusya’nın askeri üs kurduğu yönünde haberler yayılmıştı. Ortaya atılan yeni bir iddia ise çok sayıda Arap askerin, Rus özel güvenlik şirketi Wagner tarafından Orta Asya’da eğitildiği oldu.” dedi. General Hafter’in geçtiğimiz Salı günü Abu Dabi’de şirket yetkilileriyle bir araya geldiğini ve Çarşamba günü Libya’ya yeniden döndüğünü söyleyen Sapmaz, “Yaşananların ardından Trablus’a saldırı başladı. Hafter’in finansını ise BAE sağlıyor. Ayrıca Mısır, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya da desteklerini esirgemiyor.” şeklinde konuştu.

Hafter’in ordusunun niteliğine değinen Sapmaz, “Onun militanları arasında özel güvenlik şirketleri tarafından eğitilen Arapların yanı sıra Suriye ve Irak’tan kaçan Devletü’l Irak ve’ş Şam (DAEŞ) mensubu teröristler de bulunuyor. Dolayısıyla Suriye’den sonra Libya’da ve dolayısıyla Libya petrolleri üzerinde mücadele sürüyor.” dedi.

Meselenin Türkiye boyutuna da değinerek Ankara’nın Libya’daki etkisini saf dışı bırakmak isteyen Abu Dabi, Kahire ve Riyad’ın ortak hareket ettiğini iddia eden Sapmaz, Türkiye’nin diplomatik faaliyetlere hız vermesi gerektiğini belirtti.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,896BeğenenlerBeğen
192TakipçiTakip Et
2,088TakipçiTakip Et
248AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz