Libya’da Hedef Müslüman Kardeşler mi?

Yürütme kanadındaki anlaşmazlıklardan sonra Libya’da yeni bir gergin süreç başlamıştır. 2011’de Kaddafi’ye karşı savaşan emekli general Halife Hafter, 2014’de ise beraberindeki milislerle Ulusal Genel Kongre’ye karşı çıkmaktadır. Ülkedeki istikrarsızlığın başat nedeni olarak Müslüman Kardeşler’i (MK) göstermektedir. Böylelikle Hafter, Libya’nın istikrara ve güvenliğe kavuşamamasını Kongre’de çoğunluğa sahip olan siyasal İslamcı yapılanmalara bağlamakta; MK ve aşırı uç da dahil olmak üzere bu tür yapılanmaları terörist olarak nitelendirmektedir. Hafter ve müttefikleri askerî ve siyasi alanlarda mücadele etmektedir. Çıkan olaylarda 100’ü aşkın kişi hayatını kaybetmiştir.

Hafter, Libya’nın siyasi ve askerî tarihinin tartışmalı isimlerinden birisidir. Bir zamanlar Muammer Kaddafi’nin yanında iken rejim muhalifi olmuş ve ABD’de sürgün hayatı yaşamıştır. 2011 olayları ile ülkesine dönen Hafter, Kaddafi karşıtı mücadelede önemli görevlerde bulunmuştur. Sonrasında ise yeni yönetime muhalif olmuştur. Hafter’in önemli bir askerî figür olması, istikrarsızlığın yerine somut hedef ve yol haritası sunması MK karşıtı mücadeleyi kendine niye görev edindiği sorusunun önüne geçmektedir.

Hafter, son dönemde MK’ye karşı gerek bölgesel gerekse uluslararası alanda yürütülen çerçeveleme politikasından hareketle Libya’daki MK yapılanmasına meydan okumaktadır. Orta Doğu’daki bazı yönetimlerin örgüte dair algısını ve söylemini kullanmakta, terörizm bağı vurgusuyla salt MK ve siyasal İslamcı örgütleri değil parlamentoyu da eleştirmektedir. Kongre’nin terörizmi desteklediğini ve yasadışı ilişkileriyle de Libya halkına ve halkın çıkarlarına karşı geldiğini savunmaktadır. Halkın, istikrarın sağlanması için kendilerine talepte bulunduğunu ve Libya’daki operasyonların başlatıldığını belirtmiştir.

Hafter, siyasi taleplerde de bulunarak MK’yi ve yönetimi sıkıştırmak istemektedir. Kongre’nin görev süresinin geçen Şubat’ta dolduğuna dikkat çekmekte ve çeşitli idari kurumların harekete geçmesini istemektedir. Yüksek mahkemeden kriz hükümeti atamasını, seçim komisyonundan da genel seçimler için tarih açıklamasını talep etmiştir.

Bahse konu meydan okuma askerî alanda ve ülkenin önemli kentlerinde yaşanmaktadır. Trablus’ta Hafter’e bağlı ve generali destekleyen milisler Kongre’yi basmıştır. Yeni hükümete güvenoyu verilmesini ve bütçenin görüşülmesini engellenmek ve kontrolün kendilerinde olduğunu göstermek istemişlerdir. Bingazi’de de İslamcı milislerle çatışmalar yaşanmaktadır. Ayrıca ordu birlikleriyle de silahlı çatışmalara girilmektedir.

Ulusal Genel Kongre, Hafter’in faaliyetlerine karşı çıkmakta; meşruluğun kendilerinde olduğunu savunmaktadır. Hafter’e bağlı güçleri yasadışı olarak ilan etmiş, baskını da darbe teşebbüsü olarak nitelendirmiştir. Kongrenin faaliyetlerine ara vermesi gibi talepler kabul edilmemiş; yeni başbakan Ahmed Maatik ve kabinesi güvenoyu almıştır. Kongre, Haziran sonunda seçimlerin düzenlenmesine kadar görevde kalacağını kaydetmektedir. Görev süresi biten Kongre, kendi görev süresini uzatmıştı. Öte yandan kongrenin hem yasamayı hem de yürütmeyi sorumluluk alanları arasında görmesi de özellikle güvenliğin sağlanmasında sorunlu olarak değerlendirilmektedir.

Olayın bölgesel etkileri de önem teşkil etmektedir. Suudi Arabistan ve Cezayir Trablus’taki büyükelçiliğini geçici olarak kapatmıştır. Cezayir, Libya ile sınırlarını da kapatmıştır. Türkiye ise Bingazi’deki konsolosluğunu kapatma kararı almıştır. Öte yandan gerek benzer süreçlerin yaşanmasından gerekse komşu olmalarından ötürü Kahire-Trablus ilişkileri ve iki ülkedeki gelişmeler yakından takip edilmektedir. Hafter, Libya’daki benzerliğin altını çizerek Mısır’ı yanına çekmek istemektedir. Mısır MK’sini Libya’daki sürece etkilemekle ve buradaki yapılanmaya yardım etmekle suçlamaktadır. Örgüt ile mücadelede Kahire’ye yardım edeceğini açıklamıştır. Mursi’nin devrilmesinden sonra oluşan siyasi ortamda Libya’ya gelen MK üye veya liderlerinin Mısır’a teslim edeceğini söylemiştir. Kahire ise en kısa sürede istikrarın sağlanmasını ve taraflara itidalli olma çağrılarında bulunmaktadır.

Şubat’ta da Hafter benzer girişimde bulunmuştur. Kongrenin çalışmalarının durdurulduğunu ve stratejik bölgelerin ele geçirildiğini söylemiştir. Dönemin başbakanı Ali Zeydan ise müdahaleyi darbe girişimi olarak nitelendirmişti. Destek verilirse Hafter’in benzer faaliyetlerde bulunmaya devam edeceği düşünülmektedir. Hafter’in ısrarcı olması durumunda Kongre ile görüşme veya işbirliği yapması ihtimaller arasında gösterilmektedir. Kabinede yer almasa bile müttefiklerinin koltuk paylaşımından yararlanabileceği düşünülmektedir.

Hafter’in belirttiği hedefleri gerçekleştirmesi ülke içerisinden ve dışarısından alacağı desteğe bağlıdır. Kültür bakanı, Libya’nın BM temsilcisi ve içişleri bakanlığı emekli generale destek verdiklerini açıklamıştır. İçişleri bakanı ise halkın yanında olduğunu kaydederek Hafter ile arasındaki mesafeyi göstermiştir. Libya Özel Kuvvetler Komutanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı da Hafter’in tarafında olduklarını kaydetmişlerdir. Emniyet teşkilatından da destek alındığı belirtilmektedir. Zeydan da Kongre’nin artık işlevsiz olduğunu öne sürerek Hafter ve müttefiklerini desteklediğini açıklamıştır. Böylelikle Kongre yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yönetim kanadındaki görüş faklılıkları da Hafter’in lehine olarak değerlendirilebilir. Milislere yönelik farklı politika izlenmektedir. Hükümetten kimi isimler tüm milisleri Trablus’tan çekilmeye ve siyasetten uzak durmaya çağırırken öte taraftan hükümet sözcüsü Misrata bölgesindeki parlamento yanlısı milislerden Trablus’u korumalarını istemiştir. Yönetimin kendini ve kendi çıkarlarını korumak için milislere güvenmesi ve göreve çağırması sorunlara gebedir. Ordu ve polis gücünün oluşturulmasını zora sokmaktadır. Öte yandan milisler arasında ayrıma yine gidilmektedir. Böyle bir ortamda karşıt tarafların silahsızlanmaya yanaşmaları düşük bir ihtimaldir.

Bölgesel destek de sadece Hafter için değil Libya’nın geleceği için önem teşkil edecektir. Hafter’in Mısır’ın MK politikasını örnek aldığı görülmektedir. Mısır’da yaratılan ve yavaş yavaş Orta Doğu’ya yayılan MK karşıtı rüzgarın bunda etkili olduğu ve Libya’da da benzer havanın yaratılması istendiği düşünülmektedir. 30 Haziran sürecinde Mısır’ın eski genelkurmay başkanı ve muhtemel devlet başkanı El-Sisi’nin davranışlarını takdir ettiğini Hafter açıklamıştır. Yine El-Sisi gibi ancak halkın istemesi durumunda devlet başkanlığını düşünebileceğini söylemiştir. Milislerin ve kimi politikacıların desteğini alırsa devlet başkanlığı için aday olması ihtimaller arasındadır. Kahire’nin açık veya kapalı bu MK karşıtı mücadeleye destek vereceği düşünülmektedir. Terör vurgusunda da Hafter dış destek almayı hedeflemektedir.

Hafter’in uzun yıllar ABD’de bulunması ve 2011 sürecinde görev alması Obama yönetimi ile ilişkilerini düşündürtmektedir. Washington, Hafter’in faaliyetlerini darbe olarak tanımlamazken desteklediğine dair de bir ifadede bulunmamıştır. Fakat Hafter’in terörle mücadele vurgusu yapması ABD ile ortak gündeme sahip olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak gerek askerî yollarla gerekse öne sürdüğü siyasi hedefler ile Hafter ve müttefikleri istikrarsızlığa karşı bir eylem planı olduğu izlenimini vermektedir. İstikrarsızlık ve çatışmaların asıl kaynağını parlamento ve MK gibi göstererek hedeflerini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Hafter gibi askerî kimliğe sahip bir siyasi figürün çıkıp ülkede istikrarı sağlayacağını açıklaması halkın desteğini almada önemli olabilir. Milislerin çatışması, başbakanların kaçırılması veya Kongre’deki anlaşmazlıklardan ötürü istifa etmesi ve Libya’da yaşananlar Kaddafi muhalifi Hafter’in bir kurtarıcı olarak algılanmasına neden olabilir. Kaddafi devrildikten sonra siyasetin belirlenmesinde ve güvenliğin sağlanmasında ne kadar önemli role sahip olduklarını milisler son olaylarla bir kez daha göstermiştir. Fakat silahlı grupların birbirinden farklı hedefleri bulunmaktadır. Bu bağlamda Hafter’in amacında başarılı olsa dahi gücünü milisler arasındaki karşıtlığa dayandırması, ileride düzenin ve istikrarın nasıl sağlanacağını düşündürtmektedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Ceren GÜRSELER ÖZBİLGİÇ
Dr. Ceren GÜRSELER ÖZBİLGİÇ
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

2,791BeğenenlerBeğen
103TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

Macron’un Geri Adımı Protestoları Durdurmaya Yeter mi?

4 Aralık 2018 tarihinde Fransa Başbakanı Eduard Philippe’in akaryakıt zamlarının 6 ay süreyle askıya alındığını...

Tacikistan’daki Rogun Hidroelektrik Santrali: Jeopolitik Rekabetten Ekonomik İşbirliğine

16 Kasım 2018 tarihinde Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Rogun Hidroelektrik Santrali’nin (HES) 600 megavat (MW)...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz