Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi
Al Jazeera

Libya Uzlaşma Sürecinin Son Ayağı Paris mi?

Libya’da çözüm sürecini hızlandırabilecek niteliğe haiz olan görüşme Fransa’nın ev sahipliğinde yapılmıştır. Görüşme Fransa’nın çiçeği burnunda Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Gassan Selamé’ın da katılımıyla gerçekleşmiştir. Masaya oturan isimler, Libya siyasetinin iki önemli rakibi olan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac ile Libya Ulusal Ordusu Komutanı Mareşal Halife Haftar olmuştur. Paris’te 25 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleşen bu görüşme neticesinde, taraflar koşullu ateşkesin sağlanması üzerine fikir beyan etmelerinin yanında, 2018 yılında seçimlerin düzenlenmesi yönünde bir karar almışlardır.

Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden günümüze kadar gelen süreçte şiddet döngüsü ve siyasi istikrarsızlığın kırılması yönünde atılan “Paris adımı” önemli olmanın yanında birtakım kuşkuları da bünyesinde barındırmaktadır. Görüşmeler sonrasında yayımlanan ortak bildirgede, seçimler için herhangi bir tarih belirtilmemiştir. Tarafların bu boşluğu kendi lehlerine çevirme ihtimali bulunmaktadır. İki rakip taraf arasında ateşkes kabul edilirken, Libya’da terörist faaliyetlerde bulunanlara karşı silah kullanılabilecektir. Burada da hangi unsurların terörist kategorisine dahil edildiği net değildir; terörist veya aşırılıkçı olarak nitelendirilen muhaliflere karşı silaha başvurma ihtimali mevcuttur. Öte yandan istikrarsızlığın bu boyuta varmasında büyük rolü olan milislerin görüşme ve bildirgeye ne kadar onay verdikleriyle hangi milis grubunun bu süreci desteklediği netlik kazanmamıştır.

Ayrıca Serrac ve Haftar’ın geçmiş dönemlerde de görüşmüş olmalarına rağmen ülkedeki barış, güvenlik ve istikrarın tesisinde başarılı olamamaları, Paris adımının akıbetinin de benzer olabileceğini düşündürtmektedir. Örneğin Serrac’ın Başbakan olarak görev yaptığı UMH, Aralık 2015’te Şikrat Antlaşması’nın imzalanmasıyla kurulmuştu. Fakat Haftar ve doğu bölgesinde bulunan rakip yönetim, UMH’nin yetkisini ve otoritesini kabul etmediğinden, netice itibarıyla istikrarsızlık devam etmiştir.

Ülkedeki sorunların çözülmesi adına dile getirilen önerilerin, anlaşmazlığı derinleştirmesiyle birlikte mevcut siyasi ve askerî rekabetin artma potansiyeli bulunmaktadır. Libya’daki yönetime çok başlılık hakimdir; birden fazla hükümet ve parlamento mevcuttur. Dolayısıyla bir hükümetin var olması için kurulan BM destekli UMH bu amacı gerçekleştirmekte başarılı olamamıştır. Haftar ve Serrac arasındaki rekabetin artmasının yanında, her iki lider de karşı tarafa fazla taviz verdiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Buna ek olarak; aynı gelişmelerin Paris Görüşmeleri sonrasında da yaşanması söz konusudur. Özellikle Haftar’ın meşrulaştırılmasından ötürü ülkenin geleceğinde önemli bir role haiz olabileceği yönünde eleştiriler gelebilir. Haftar’ın Mısır, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenmesi, DAEŞ ile mücadele etmesi ve Bingazi’deki DAEŞ varlığına son verildiğini açıklaması çokça eleştirilen bu ismin ön plana çıkmasına neden olmuştur. Söz konusu şahsın rolünün Macron yönetimi tarafından da kabul edilmesi, birtakım şüphelerin sürmesine rağmen; Libya’nın geleceğinde olası bir aktör niteliğinde değerlendirilmesine yol açabilir.

Yukarıda bahsedilenlerin yanı sıra, Fransa’nın Libya meselesinde “öne çıkışı” sürece ilişkin ilgi çekici bir diğer konudur. İtalya, gerek iç uzlaşmada gerekse Libya’daki mülteci kriziyle ön plana çıkarken, Macron liderliğindeki Fransa iki rakibi aynı masaya oturtmuştur. Tüm bu yaşananlar “Macron, eski Fransa Lideri Sarkozy’nin sorumluluğunu mu üstlenmektedir?” sorusunu akıllara getirmektedir. 2011’de Libya’ya askerî müdahale gerçekleştiren Fransa, Sarkozy’nin Fransa’sı olarak anılmaya başlamıştır.

Fransa’nın 2017 “müdahalesinin” coğrafi yakınlığının yanında siyasi ve stratejik sebepleri de bulunmaktadır. Ayrıca Libya, Suriye ve Irak’ın ardından DAEŞ’in bir diğer “kalesi” olma yolundadır. Bunun yanında insan kaçakçılığı ve sığınmacıların Sahraaltı Afrika’dan Avrupa’ya geçişlerinde Libya, merkez nokta haline gelmiştir.

Bir diğer soru ise “Fransa’nın çatışan ve şu anda ateşkese vardıkları umulan Serrac ve Haftar ile ilişkisi nasıldır?” şeklindedir. Elysee Sarayı’na göre Paris, Serrac’ı desteklerken aynı zamanda Haftar’ın terörist ve aşırılıkçı unsurlarına karşı olan mücadelesini de onaylamaktadır. Örneğin Macron yönetimi; İslamcı teröristlerle savaşmak için Haftar’ın da dahil olduğu “birleşik ulusal ordunun” kurulması yönünde çağrıda bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle Haftar’ın meşruluğu kabul görülmekte ve akabinde ülkenin geleceğinde rol verilebileceğine dair sinyaller verilmektedir.

Tüm bunlara ek olarak Roma, Libya’ya dair birçok girişimin sürmekte olduğuna dikkat çekmekte ve BM Özel Temsilcisi Selamé üzerinden bu girişimlerin devam etmesi gerektiğini kaydetmektedir. İtalya, Trablus’u yani Serrac Başbakanlığındaki UMH’yi desteklemekte, aynı zamanda Haftar ile mesafeli ilişkilerini de sürdürmeye devam etmektedir.

Sonuç olarak, ikili arasındaki ortak bildirinin yayınlanabilmiş olması başarı olarak değerlendirilebilir. Fakat orta ve uzun vadede çeşitli sorun ve anlaşmazlıkların yaşanması ihtimali ve potansiyeli de mevcuttur. Uzlaşmanın kısa dönemde sağlandığını gösteren Paris ayağına dahil edilmeyen taraflar da bulunmaktadır. Serrac ve Haftar’ın ateşkes sonrasındaki sürece dair ortak fikirleri kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Örneğin; Trablus’un kontrolünün kimde olacağı sorusu gündeme gelebilecek nitelikte bir özellik taşımaktadır. Haftar, Trablus’un kontrolünü ele geçirmek isteyebilir; Serrac’ın Trablus’taki kontrolünü ve iktidarını sürdürebilmek adına yetkili olmadığını öne sürebilir. İki isim de ayrı yönetimlere Paris’te elde edilen metni sunacak ve destek arayacaklardır. Gerek Trablus’taki UMH gerekse de Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin işleyişinde milislerin ağırlığı hissedilmektedir. Milislerin desteğini çekmesi, süreci derinden etkileyebilecek bir adım özelliğinde olacaktır. Söz konusu iki isim bir araya gelip ortak bildirgeye imza atsalar bile sürecin devamına ilişkin kesin yorum yapılamamaktadır. Fransa ise Libya üzerinden çeşitli kazanımlar elde etme hedefini sürdürecektir. Macron, iki rakibi bir araya getirerek; Libya’da istikrarın sağlanması ve mülteci krizinin çözülmesinde, Avrupa Birliği kapsamında atabileceği adımların alanda karşılık bulabileceğini tüm dünyaya göstermiştir.

Yazarın diğer yazıları