Kuzey Irak’ta Referandum ve Türkiye’nin Ulusal Güvenliği

Pek çok Ortadoğu ülkesi hem iç yapılarında hem de dış ilişkilerinde kronik sorunlarla yüzleşmektedir. Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan otoriter liderler sorunları dondurmuş ama çözememiştir. Arap Baharı bu liderlerin çoğunu devirmiş ve hükümetleri siyasal reforma zorlamıştır. Merkezi hükümetlerin zayıflaması Ortadoğu güvenliğinin en karakteristik özelliği haline gelmiştir. Yerel aktörlerin ve azınlık kimliklerin siyasal yaşamdaki önemleri artmıştır. Böylece bölgenin dondurulmuş sorunları ana gündem maddesi haline gelmiştir.

Aslında Irak’ta merkezi hükümetin zayıflaması 1990’larda başlamıştır. 1990-1991 Körfez Savaşı sonrasında Saddam Hüseyin rejimi ülke üzerindeki denetimini tedricen yitirmeye başlamış ve ülkenin kuzeyinde de-facto bir özerk bölge kurulmuştur. ABD işgali sonrasında merkezi hükümet ülkenin tamamında etkin bir denetim kurmayı başaramadığı gibi Irak’ta toplumsal bir bütünlük inşa etmede de başarısız olmuştur. Kuzey Irak’taki özerk yönetim 2005 yılında anayasal bir statü elde etmiştir.

Komşularının toprak bütünlüklerinin korunması Türkiye’nin güvenlik politikasının değişmez niteliklerinden biridir. Bu nedenle Türkiye Irak’taki gelişmelerden endişe duymuştur. Irak’ın işgali sonrasında Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik politikası kırmızı çizgilerle tanımlanmıştır. Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğü aleyhine tüm gelişmelere kesinlikle karşı çıkmıştır. Bu dönemde Türkiye’nin güvenlik politikasında gerçekçi paradigma hâkim olmuştur.

Bir süre sonra Türkiye hem dış politikasında hem de Irak’la ilişkilerinde realist paradigmayı terk etmiştir. Bunun yerine karşılıklı bağımlılığa dayanan inşacı bir politika benimsemiştir. Komşularıyla ekonomik işbirliğini ve siyasal diyaloğu güçlendirmiştir. Türkiye’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile ilişkileri yeni yaklaşımın en başarılı uygulamalarından biri haline gelmiştir. Kısa bir süre öncesine kadar IKBY Türkiye’nin en önemli bölgesel ortaklarından biri olmuştur.

Türkiye Irak’ta özerk bir hükümetin varlığının başlı başına bir tehdit oluşturmadığını kabul etmiştir. Bu yaklaşıma göre önemli olan bu hükümetle kurulan ilişkinin “dostça mı yoksa düşmanca mı” olduğudur. IKBY ile dostça ilişkilerin kurulması Türkiye’nin Irak toprak bütünlüğüne ilişkin tehdit algısını hafifletmiştir.

Arap Baharı Ortadoğu’nun siyasal çehresini köklü biçimde değiştirince Türkiye aynı yaklaşımı sürdürmekte zorluk çekmiştir. Arap Baharı’nın ve Suriye İç Savaşı’nın yarattığı güvenlik sorunları nedeniyle Türkiye realist paradigmaya dönmek zorunda kalmıştır.

Bölgesel düzeyde, Arap Baharı merkezi hükümetleri zayıflatıp yerel aktörleri güçlendirerek belirsizlik yaratmıştır. Fakat Suriye İç Savaşı Türkiye’nin güvenliğine somut tehditler getirmiştir. Savaş devam ettikçe sınır güvenliği sorunları artmıştır. İç savaşın yarattığı kaos Suriye’nin ülkesel bütünlüğünü tehdit etmiştir. Kaos ortamından yararlanan terör örgütleri Türkiye’ye yönelik saldırılarını artırmıştır. Bu tehditler karşısında Türkiye, Batılı müttefikleri tarafından yalnız bırakılmıştır. Böylece Türkiye 2016 yılından itibaren realist paradigmaya dönmeye başlamıştır.

Karşılıklı bağımlılıkla tanımlanan güvenlik politikasını Suriye İç Savaşı nedeniyle terk eden Türkiye kendine-yardım ilkesine dayanan realist bir güvenlik politikası geliştirmiştir. Türkiye’nin güvenlik politikasındaki değişim olumlu sonuçlar vermiştir. Türkiye, Suriye İç Savaşı’nı sınırlarından uzaklaştırmıştır ve Suriye’den kaynaklanan tehditlere karşı aktif bir şekilde mücadele etmektedir. Diğer yandan Rusya’yla kurulan ittifak bu politikada önemli bir yere sahiptir. Türkiye, Astana Süreci’nin garantörü olarak çatışmasızlık bölgelerinin hayata geçirilmesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Ancak DEAŞ (Devlet’ül Irak ve’ş Şam) sonrası dönem bölgede yeni belirsizlikler yaratmaktadır.

DEAŞ’ten temizlenen bölgelerde nüfuz mücadelesi sürmekte ve ihtilaflara yol açmaktadır. Bu bağlamda Mesud Barzani, Kuzey Irak’taki güç boşluğundan yararlanmak istemiştir. Barzani’nin fırsatçı politikası bölgedeki belirsizlikleri artırmıştır. Ancak Barzani Türkiye’nin bölgedeki en önemli ortaklarından biri olagelmiştir. Dolayısıyla onun fırsatçı bağımsızlık referandumu Türkiye’nin güvenlik politikasındaki realist değişimin geri döndürülemez olduğunu göstermiştir.

Bu gelişmelere rağmen Türkiye karşılıklı bağımlılığa dayanan güvenlik politikasının yararlarını unutmuş değildir. Bu durum dış politika karar vericilerinin söylemlerinde gözlenebilmektedir. Ancak, Ortadoğu’da bu türden ilişkilerin yeniden inşa edilebilmesi için çatışma ortamının son bulması ve sürdürülebilir bir güç dengesinin kurulması gerekmektedir. Bağımsızlık referandumu bu ihtiyaca karşılık vermemektedir. Tam tersine yeni sorunlar ve gerginlikler yaratmaktadır. Diğer yandan Türkiye bölgede karşılıklı bağımlılığı artırmayı hedeflese de bunu güvenilir aktörlerle gerçekleştirmek isteyecektir. Türkiye hiçbir bölge aktörünün tek taraflı stratejilerini kabul etmeyecektir.

IKBY Türkiye’nin yeni güvenlik politikasının gerekliliklerini doğru değerlendirememiş ve Türkiye’nin vereceği tepkiyi öngörememiştir. Ne Barzani’nin istifası ne de referandumdan geri adım atılması Türkiye’nin hayal kırıklığını değiştirmeye yeterli olmayacaktır. Çünkü Türkiye önce karşılıklı bağımlılık sonra güvenlik işbirliği yaklaşımı yerine önce karşılıklı güven inşası sonra karşılıklı bağımlılık şeklinde bir güvenlik yaklaşımı benimsemiştir. Kuzey Irak referandumu bu anlamda bir dönüm noktasıdır. Türkiye-Kuzey Irak ilişkilerinde karşılıklı güvenin yeniden inşası kolay olmayacaktır.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
ANKASAM Türk Dış Politikası ve Uluslararası Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,716TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz