Kıbrıs Görüşmelerindeki “Olumlu Hava” Mont Pelerin’in Devamını Getirebildi

Kıbrıs sorununda sona mı yoksa Mont Pelerin sürecinin sonuna mı yaklaşıldı? sorusu yanıtlandı. Ocak 2017 Cenevre görüşmeleri boyunca medyadan yansıyan/ yansıtılan “olumlu hava” Kıbrıs sorununun sonunu yani çözümünü getiremedi.

Cenevre Konferansı’nda AB’ye ilişkin düzenlemeler, ekonomi, yönetim, mülkiyet, toprak ve güvenlik-garantiler olmak üzere 6 başlık ele alınmıştır. Müzakerelerde istenilen hedefe ulaşılamasa da iki konuda mutabakata varılmıştır. Buna göre teknik görüşmeler gerçekleşmiş; bu görüşmeler çerçevesinde garantilere ilişkin sorulara ve olası yanıtlara dair listeler hazırlanmıştır. İkincisi ise müzakerelerin iki taraf arasında Kıbrıs’ta devam etmesidir.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında 10’a yakın konu başlığında anlaşmazlık olduğu bizzat Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından açıklanmıştır. Diğer yandan bazı konularda ilerlemenin katedildiği ve uzlaşının sağlandığı belirtilmiştir. Böylelikle görüşmeler iki taraf arasında devam edebilmektedir. Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları ve hatta BM; müzakerelere ilişkin momentumu korumayı, yüksek tutmayı hedefleyerek bazı başlıklarda elde edilen uzlaşıdan hareketle Mart ya da Nisan ayında yeniden 5’li görüşmelerin gerçekleşmesini planlanmaktadır.

Ocak 2017 Cenevre sürecinde çözüme yaklaşıldığına dair “olumlu hava”; KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Anastesiadis arasında müzakerelerin başlamasına, devam etmesine, garantörlerin görüşmelere ilk defa katılmasına ve tarafların ilk defa haritalarını hazırlayıp sunmalarına dayandırılmaktadır. 9 Ocak’ta İsviçre’deki BM‘nin Cenevre Ofisi’nde iki lider arasında başlayan görüşmeler 12 Ocak’ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanlarının katılımıyla beşli konferansa dönüşmüştür. Buna ilaveten Kıbrıs’taki iki tarafın ilk defa haritalarını hazırlayıp birbirlerine sunması görüşmelerde geniş uzlaşının sağlandığı olgusunu gündeme taşımıştır.

Yukarıda bahsedilen ilklerin yaşanmasına rağmen beşli görüşmelerin ardından Cenevre Konferansı “fiilen” tamamlanmıştır; çünkü çözüme dair somut ve kesin sonuca ulaşılamamıştır. Diğer yandan taraflar, “konferans sürecinin” farklı tarihlerde, farklı mekanlarda ve farklı isimlerce devam ettirilmesi kararını almıştır. İlk “durak” 18-20 Ocak tarihlerinde temsilci heyetler arasında gerçekleştirilen ve önerilerin yaklaştırılmasının amaçlandığı teknik görüşmelerdir. Akabinde taraflar belirli aralıklarla görüşmelerine Kıbrıs’ta devam etmektedir. Ocak sürecinde olduğu üzere ilerleyen aylarda müzakere masasına garantör devletlerin dışişleri bakanlarının davet edilmesi ve 5’li konferansın ikinci ayağının düzenlenmesi gündemdedir. Şayet müzakerelerde ilerleme kaydedilirse temsil düzeyinin yükseltilerek başbakanların da sürece dahil edilebileceği belirtilmektedir. Diğer bir ifadeyle Kıbrıs müzakereleri sürecinin aşamalı olarak planlandığı görülmektedir.

Güvenlik ve garantörlük konularında anlaşmazlık devam etmektedir. Yunanistan ve Rum kesimi AB üyeliğini gerekçe göstererek garantörlüğün gereksiz olduğunu iddia etmektedir. Bu kurumun kalkması ve Türk askerinin Ada’dan çekilmesi talep edilmektedir. Ankara buna karşı çıkarken aşamalı bir öneriyi sunmaktadır: Garantörlüğün iki kesimin beraber yaşama tecrübesini edindikten sonra aşamalı olarak kaldırılması. İngiltere ise Cenevre öncesinde tüm tarafların anlaşması durumunda garantörlüğünü sona erdirebileceğini kaydetmiştir. Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Ada’daki İngiliz üslerinin yarısının boşaltılmasını teklif etmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Bir ilkin yaşanmasına rağmen toprak konusunda da anlaşmazlık sürmektedir. Farklı örnekler vermek mümkündür. GKRY, 100.000’e yakın kişinin barınmasına yetecek kadar alanı KKTC’den istemektedir. Haritasında KKTC için yüzde 28.2’lik bir alan belirlemiş ve Güzelyurt, Magosa ve Maraş’ı kendi sınırları içerisine almıştır. Türk tarafı ise bu oranı yüzde 29.2 olarak belirlemiştir. Dönüşümlü başkanlık konusunda da anlaşmazlık sürmektedir. Rumlar, Türk tarafının istediği dönüşümlü başkanlığı kabul etmemektedir.

Çözüme ilişkin gelişmeler de yaşanmaktadır. Çeşitli alanlarda ilerlemenin sağlandığı bilgisi Türk kamuoyu ile paylaşılmıştır. Örneğin KKTC lideri Akıncı, Cenevre’de iki tarafın masada eşit şekilde yer aldığına dikkat çekmektedir. Ankara, Kıbrıs Türk tarafının karar mekanizmasına etkin katılımında büyük oranda anlaşma sağlandığını açıklamıştır. Akıncı’ya göre yönetim ve güç paylaşımında da önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Bakanlar Kurulu’ndaki Kıbrıs Türk-Kıbrıs Rum oranları örnek olarak verilmektedir. Rum tarafı 7, Türk tarafı ise 4 koltuğa sahip olacaktır. Senato ve yüksek mahkeme gibi önemli organlarda sayısal eşitliğin gözetilmesi ilerlemenin sağlandığı başlıklar arasında gösterilmektedir. Ağırlıklı ve çapraz oylama sadece federal düzeydeki seçimlerde yani başkanlık seçimlerinde kullanılacaktır. Veto konusunda ise kararların başkan ve başkan yardımcısının onayıyla alınmasında ilerleme sağlandığı açıklanmıştır. Buna göre savunma, güvenlik ve dış politikada karar alınabilmesi için başkan ve başkan yardımcısının birlikte onay vermesi gerekmektedir.

Taraflar arasındaki görüş ayrılığı kendi içlerinde de yaşanmaktadır. Rum kesiminde muhalif isimler, müzakereler neticesinde Akıncı’nın ve KKTC’nin statüsünün yükseltildiğini iddia etmektedir. Anastesiadis, asıl isteğin diyalogun başlaması olduğunu kaydederek eleştirilere cevap vermektedir. KKTC içerisinden Başbakan Hüseyin Özgürgün ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın çeşitli ifadeleri örnek olarak verilebilir. Vatandaşlıktaki 4’e 1 oranına tepki gösterilmiş; bu kısıtlamanın maksatlı olduğu ve kabul edilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Yunanistan’dan 4 kişinin Kıbrıs vatandaşı olmasına karşılık Türk tarafından 1 kişi vatandaş olabilecektir. Toprak konusunun erken ele alındığı, özellikle de haritaların erken verildiği eleştirilerinde bulunulmaktadır. KKTC içerisinde sağlanan mutabakata göre ancak dönüşümlü başkanlık, iki kesimlilik, mülkiyet, kararlara etkin katılım gibi konularda yeterli ilerleme sağlandığında yani son aşamada toprak ve haritanın görüşüleceği hatırlatılmaktadır. BM’nin ilgili müzakere çerçevesine vurgu yapılarak da eleştirilerde bulunulmaktadır. Örgüte göre toprak konusunun haritaya ve rakamlara dair özellikleri ancak son aşamada ele alınabilir. Ayrıca KKTC hükümetiyle yeterince görüş alışverişinde bulunulmadığı örneğin haritaların hükümetle istişare edilmeden hazırlandığı öne sürülmektedir. KKTC’nin haritasındaki yüzde 29.2’lik oran eleştirilmektedir. Akıncı, bahse konu oranın KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş döneminde kabul edildiğini kaydederek eleştirilere cevap vermektedir.

Sonuç Yerine:

“Unutulan” Kıbrıs sorunu, bu sefer çözüme yaklaşıldığı haberleri ile gündemde yerini almaya çalışmıştır. “Çözüme yaklaşıldığına” dair ifadeler bugünkü sürecin geçmişten farklı olduğunu düşündürtmektedir. Kıbrıs sorunu tarihi, Kıbrıs müzakere tarihi değerlendirildiğinde bugünkü tablonun önemli unsurlara sahip olduğu görülmektedir. Güvenlik ve toprak konuları, 2004 Annan Planı’ndan bu yana ilk defa resmî olarak ele alınmıştır. Taraflar birbirlerine ilk defa harita sunmuşlardır. Müzakere takvimi belirlenmiş, çeşitli eksikliklere ve anlaşmazlıklara rağmen takvim uyarınca 5’li toplantı gerçekleştirilmiştir. Böylelikle garantörler uzun bir zamandan sonra aynı görüşme masasında toplanmıştır. Bu önem diğer yandan ne haritaların taraflarca kabul edilmesini ne de garantörlerin ilgili kurumlar üzerinde anlaşmaya varmalarını sağlayabilmiştir.

Ayrıca müzakerelerdeki olumlu hava, görüşülen başlıkların aynı olmasına rağmen içerikte farkı tutumların izlenerek ilerlemenin sağlandığı yorumunu yaptırmaktadır. Yeni tavizlerin verildiği yeni kazanımların sağlandığı düşünülebilir. Haritanın verilmesinin ve toprak konusunun ele alınmasının gösterdiği üzere müzakerelerdeki konu sırasının değiştiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle bazı konularda anlaşma sağlanamazken haritalara, garanti ve güvenliğe sıra gelmiş; farklı konular paralel olarak müzakere masasında yer alarak görüşülmüştür.

Garantörlerin dahli, haritaların verilmesi farklı yorumları beraberinde getirmektedir. 12 Ocak öncesinden üzerinde anlaşma sağlanamayan konuların mevcudiyeti, süreci bitirmek ve sonuç almak veyahut süreci hızlandırmak amacıyla mı garantör ülkelerin Cenevre’ye davet edildiği sorusunu sordurtmaktadır. Bu durum aslında eksiklikler ve anlaşmazlıklar karşında Kıbrıs’taki iki tarafın müttefiklerinin desteğine ihtiyaç duyduğunu gösterebilir. Taleplere hayır yanıtını garantörlerin vermesi istenmiş olabilir. Başka bir ifadeyle yönetim ve siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık, güç paylaşımı, mülkiyet başlıklarında sıkıntı yaşanmasına, çeşitli eksikliklere ve anlaşmazlıklara rağmen müzakerelerin bazı aşamalarında garantörlerden destek alındığı yorumunu yaptırmaktadır.

Yukarıda belirtilen ilerlemelere, uzlaşılara, eksikliklere ve anlaşmazlıklara KKTC, GKRY ve BM’nin verdiği cevap görüşmelerin momentumunda temsilin, içeriğin değişmesi olarak ifade edilebilir. Cenevre sonrasındaki müzakerelerde temsil düzeyi dışişleri bakanlarından temsilci düzeyine indirilmiştir. Temsilde düzey değişikliği 5’li konferans sürecinde de medyaya yansımış ve müzakerelerdeki gelişmeleri sorgulatmıştır. Cenevre sürecinde garantörlerin kim tarafından temsil edileceği, son ana kadar belirsizliğini korumuştur. Haberlerde katılımcı olarak cumhurbaşkanından başbakana, başbakandan yardımcısına kadar isimler değişmiştir.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Kıbrıs’tan sorumlu Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in katılacağına dair farklı haberler yapılmıştır. Bu isim değişiklikleri ve kamuoyu ile paylaşılması müzakerelerin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Hangi konularda ne kadar ilerleme katedildiğine, taviz-kazanım dengesinin ne ölçüde sağlandığına yani sürece göre katılımın belirleneceğini göstermektedir. Aynı zamanda karşı tarafın tepkisini ölçmek istenmiş olabilir. Görüşmelerin “yeterli” düzeyde olgunluğa erişmediği akla gelmekte ve başbakan gibi üst düzeyde katılım sağlanmadığı açıklanmaktadır. İngiltere Dışişleri Bakanı Johnson, Başbakan Yıldırım’ın katılacağına dair haberleri antlaşmanın kabul şansının artması olarak yorumlamıştı.

Uzlaşının, ilerlemenin sağlanamadığı önemli konular Kıbrıs’ta liderlerin ve garantörlerin önünde masada durmaktadır. Önümüzdeki günlerde sıkıntılı bir sürecin yaşanma ihtimali yüksektir. Örneğin Kıbrıs’ta iki kesimin haritalara karşı çıkması; kısa, orta ve uzun vadede sınırlara ilişkin düzenlemelerin nasıl olacağını sorgulatmaktadır. Bunun yanında konuların aşamalı mı yoksa birbirine paralel olarak mı ele alınacağı belirsizidir. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, güvenlik ve garantilerin diğer konularla paralel görüşülmesi taraftarıdır.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları müzakerelerdeki momentumu korumak, hızlandırmak istemektedir. Görüşmelerdeki “geniş uzlaşı”-eksiklik dengesiyle bu hızın belirleneceği düşünülmektedir. Diğer yandan Kıbrıs sorununa, müzakerelerine ilişkin “tüm konularda uzlaşma sağlanamadan hiçbir konuda uzlaşma sağlanamaz” ibaresi gelinen süreci bir kez daha özetlemektedir.

Önceki İçerikGri İttifaklar Dönemi
Sonraki İçerikRusya Batı ile Resmen Oynuyor!
Dr. Ceren GÜRSELER
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.