Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Kenya’da “Eski” Siyasetin Yeni Seçimi

Kenya’da 19 milyon seçmen, genel ve devlet başkanlığı seçimleri için 08 Ağustos 2017 tarihinde sandık başına gitmiştir. 140 milletvekili, 258 senatör, 180 vali ve ilçe temsilcisi toplamda 16 binden fazla kişi seçilmek için yarışmıştır. Sadece Doğu Afrika’nın değil kıtanın da siyasi ve ekonomik açıdan önemli bu ülkesinde düzenlenen seçimler, salt Kenya’yı değil bölgeyi ve kıtanın geri kalanını da etkileyecek güce ve öneme sahiptir. Özellikle devlet başkanlığı seçimini değerlendirirken birtakım unsurlar öne çıkmaktadır. Geçmiş seçimlerde etkili olan bazı unsurlara bugün de rastlanmaktadır.

Önceki seçimlerle kısmı benzerlikler gösteren bu süreçte, uluslararası medyaya ve kamuoyuna en fazla yansıyan konu devlet başkanlığı seçimi olmuştur. Ülkede seçimlerin genellikle “çetin” bir ortamda geçmesi, siyasi rekabetin büyük çaplı şiddete dönüşebilmesi gösterilen ilginin başlıca nedenlerindendir. Ayrıca adayların kimliği de ilgiyi ve seçimin önemini arttıran unsurlardır.  Mevcut devlet başkanı Uhuru Kenyatta, muhalefetin önemli ismi Raila Odinga dahil toplam sekiz aday devlet başkanlığı için yarışmıştır. Kenya siyasetinin tanıdık isimleri adaylıklarını koymuştur. Adaylara bakıldığında Kenya’nın bağımsızlığının kilit isimlerinin oğulları rekabet içinde olduğu görülecektir: Uhuru Kenyatta, Kenya’nın ilk devlet başkanı olan Jomo Kenyatta’nın oğludur, Odinga da ülkenin ilk başkan yardımcısı J. Odinga Odinga’nın oğludur. Kenyatta’nın devlet başkanlığı koltuğuna yeniden oturması durumunda bu ikinci ve son dönemi olacaktır. Odinga ise devlet başkanlığına dördüncü kez aday olmuştur.  Tahmin edildiği gibi yarış Kenyatta ve Odinga arasında geçmektedir. Henüz resmiyet kazanmasa da Seçim Kurulu, Kenyatta’nın önde olduğunu kamuoyu ile paylaşmıştır.

Eski seçimleri akla getiren nokta ise Odinga’nın yine seçim sonuçlarını kabul etmemesidir. Oy sayım bilgisayar sisteminin hacklendiğini, sonuçlara müdahale edildiğini öne sürmüş; Kenya tarihinin en büyük oy hırsızlığının yaşandığını iddia etmiştir. Odinga; seçimler özgür ve adil bir ortamda geçerse şiddet olaylarının yaşanmayacağını kaydetmiştir. Ayrıca adayı olduğu Ulusal Büyük İttifak (National Super Alliance), seçim kuruluna Odinga’nın başkanlığının açıklanması çağrısında bulunmuştur. Bu tür açıklamaların, siyasi gerginliğin sokak gösterilerine ve oradan da çatışmalara dönüşmesinden endişe edilmektedir. Muhalefetin tepkisine rağmen Afrika Birliği ve Commonwealth gözlemcileri seçimin adil ve özgür bir ortamda geçtiğini kaydetmektedir. Yine gözlemci olan ABD eski Dışişleri Bakanı John Kerry, Odinga’nın şikayetlerini hukuki yoldan dile getirmesi gerektiğini ifade etmiştir.

1992, 1997 ve 2007 seçimlerinden sonra sonuçların kabul edilmemesinden dolayı şiddet olayları ve çatışmalar yaşanmıştır. Özellikle 2007 seçimleri sonucunda doğan şiddet dalgasının yeniden yaşanmasından endişe edilmekte, tekrarın yaşanmaması için uluslararası kesimden Kenya’daki taraflara temkinli olma çağrısı yapılmaktadır. Aynı endişe 2013 seçimlerinde de yaşanmış; usulsüzlük iddialarının dile getirilmesine rağmen korkulan senaryo gerçekleşmemiştir. O dönemde de aday olan Odinga, seçim sonuçlarını kabul etmemiş fakat tepkisini hukuki yollara başvurarak göstermiştir.

2007 seçimleri sonucunda farklı siyasi ve etnik gruplar arasında büyük çapta çatışmalar yaşanmıştır. En az 1100 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 600.000 kişi yerlerinden edilmiştir. Gerginliğin etnik fayda ilerlemesi, şiddetin kendi içerisinde bir döngü yaratmasına ve “ülke iç savaşa gidebilir mi?” sorusunun sorulmasına neden olmuştur. Siyasi rekabetin oluşmasında etnik farklılıkların bugün dahi etkili olması ve 2007’nin aktörlerinin bugün de sahnede olması seçim sürecinin bıçak sırtında ilerlediğini düşündürtmektedir. Bu doğrultuda seçmenin oyunu kullanırken dikkate aldığı en etkili unsurun etnik kimlik olduğu ifade edilebilir. Öyle ki seçim sonuçları tahminleri aday ve mensup olduğu etnik grubun nüfusa oranı ile yapılabilmektedir. Örneğin Kenyatta’nın ülkedeki en büyük kabilesi olan Kikuyu ve Kalemjinlerin desteğini aldığı ve bu yüzden önde olduğu kimi isimlerce belirtilmektedir. Kenyatta ve Odinga’nın geçmiş seçim süreçlerine katılmaları yaşanan şiddet olaylarında etkileri olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bugün rekabetin şiddete dönüşmesini engellemede yetkin, etkin ve istekli olup olmadıkları sorgulanmaktadır. Savaş suçlarını merkezine alan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce (UCM) Uhuru Kenyatta ve yardımcısı William Ruto’ya 2007 şiddetini tetikledikleri ve çatışmaların yaşanmasında rolleri bulunduğu, diğer bir ifadeyle insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle dava açılmış fakat delil yetersizliği ve tanıkların kaybolması ya da ölmesiyle dava düşürülmüştür. Odinga, 2007 seçimi şiddet döngüsü sonrasında yapılan yetki anlaşması kapsamında başbakan olmuştur.

Sonuç olarak 2013’te olduğu üzere Kenya’nın 2017 seçim sürecini istikrarsızlık yaşanmadan tamamlama ihtimali mevcuttur. Fakat 2007’nin kilit aktörleri bugün de yönetimde etkin olmayı hedeflemekte ve hâlâ iktidarda kalabilmektedir. Bu bağlamda siyasi yetkinlikleri de sınanmaktadır. “Muhalefette Odinga yerine farklı bir isim olsaydı seçim sonuçlarına itiraz edilir miydi, düşük çaplı gerilim yine yaşanır mıydı?”, “Etnik kimlik-siyaset ilişkisi UCM’ye kadar giden Kenyatta yerine farklı bir siyasi figürün aday olması durumunda aynı gerginlik devam eder miydi?” soruları bu yüzden sorulabilmektedir.

Yazarın diğer yazıları