Kazakistan’ın Ulusal Kimliği ve Latin Alfabesi

Kazakistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden en son devlet olmuştur. Sovyet Cumhuriyetleri arasında Rusya ile en uzun kara sınırına -7.000 kilometre- sahip olan devlet oluşu, Rusya’ya aşırı derecede bağımlılığı ve ülke içindeki kalabalık Rus nüfusunun varlığı; bu durumun temel sebebidir.

Sovyetler Birliği’nin 1989 yılında yaptığı son nüfus sayımında; 17 milyonluk Kazakistan nüfusunun %39’unu Kazaklar, %37’sini Ruslar, kalanını ise Almanya, Ukrayna, Kore ve Özbekistan kökenli etnik gruplar oluşturmaktaydı. Kendi ülkesinde azınlık statüsüne düşmüş olan Kazakların yarısından çoğunun Ruslaştığı ve kendi ana dillerini bile konuşamadıkları göz önünde bulundurulduğunda; yeni Kazakistan Cumhuriyeti’nin, Kazak ulus-devleti olması çok uzak bir ihtimal olarak görülmekteydi. Kısacası bu yeni devletin ulusal kimlik sorunu bulunmaktaydı. Hayati öneme sahip olan ve güvenlik bağlamında risk yaratan bu sorunun çözülmesi; sabırla yürütülecek, sağlıklı bir politikayı gerektiriyordu.

Kazaklar ülkenin kırsal bölgelerinde ve yoğunluk olarak güney illerde yaşamaktalar. Onlar, kurulan bu yeni devleti Hunlar-Göktürkler-Cengiz devleti-Altın Orda-Kazak Hanlığı olarak gelişen ama Rus işgali ile kopukluğa uğrayan Kazak devlet geleneğinin bir devamı olarak değerlendirmekteydi. Dolayısıyla bu yeni devletin; Kazak dili ve kültürünün yanında, Türkiye dahil olmak üzere dünyanın dört bir tarafına yayılmış olan Kazaklara da sahip çıkması gerekmekteydi. Ulusal kimlik bağlamında; ülkenin kırsal bölgelerinde yaşayan bu gruba göre Kazakistan, Türk-İslam dünyasının bir parçası olarak görülmekteydi. Bu nedenle Kazakistan’ın, Türk ve İslam ülkeleriyle yakın ilişkiler kurmasını ve uzun süredir kopuk olan ilişkileri bir an evvel restore etmesini istemekteydiler.

Ancak ülkede bulunan Ruslar, Avrupalı ve Slav diğer halklar ise Rusya’nın bir uzantısı olarak nitelendirdikleri Kazakistan’ı, Sovyet Dönemi’nde kurulmuş yapay bir devlet olarak görmekteydi. Kazakistan’ın kuzey illeri ve büyük şehirleri ile Rusya arasında fazla fark bulunmaması, Kazaklar’ın da genel olarak kırsal bölgelerde yaşamaları sebebiyle, kuzeydeki şehirlerde Rus dili ve kültürünün üstünlüğü gözlemlenmekteydi. Özetle, ülkenin yarısı Kazakistan’ı Türk-İslam dünyasının parçası olarak görürken, diğer yarısı ülkeyi Rus-Slav dünyasının bir parçası olarak değerlendirmekteydi.

Ulusal kimlik tartışmalarında Kazak aydınları için en hassas konuyu, ölmek üzere olan diller grubuna girmesine ramak kalan “Kazak Dili” oluşturmaktaydı. Kazak aydınları; Kiril Alfabesi’nin, Sovyet Dönemi’nde empoze edilmiş bir alfabe olduğunu bilmekteydi. Alfabe değişikliği konusunu gündeme getirilmesinin altında bu sebep yatmaktaydı. Bu bağlamda Rusya baskısından kurtulan Türk Dünyası ile yakın ilişkiler kurmaya çalışan Türkiye ve özellikle Türkiye’de bulunan Türkçü/Turancı gruplar; Kazak aydınları dahil olmak üzere Türk Dünyası’ndaki bütün aydınlarla yakından ilgilenmeye başlamıştır. Bu süreçte Türkiye’nin kullanmakta olduğu Latin Alfabesi; Kazaklar gibi alfabe değişimi üzerine çalışan Azeriler, Türkmenler, Özbekler ve Kırgızlar için de bir örnek teşkil etmekteydi. Hem Türk Hükümeti’nin hem de Türk bilim adamlarının destekleri sayesinde Latin Alfabesi; Türk Dünyası’nın ortak alfabesi olma yolunda ilerlemekteydi. Bu noktada konuya Türkiye açısından bakmakta fayda vardır.

Türkiye açısından ele alındığında; Türk aydınlarının, kardeşlerinin bir an evvel Rus etkisinden kurtulmalarını istemesi çok olağan görünmektedir. Yeni Türk Devletleri’nin Latin Alfabesi’ne geçmesi halinde hem bağımsızlıkları pekişmiş olacak hem bu coğrafyadaki Rus kültür nüfuzu azalmış olacak hem de en önemlisi Türkiye ile Türk Dünyası arasında dil bakımından yakınlık kurulmuş olacaktır.

Sovyetler Birliği henüz resmi olarak dağılmamışken, 18-20 Kasım 1991 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu’na Türk Dünyası’nın çeşitli bölgelerinden dil ve edebiyat bilginleri katılmış, Türk yazı dilleri için tavsiye edilen “Ortak Türk Alfabesi” imzalanmıştır.[1]

Yeni devletler açısından alfabe değişikliğini bağımsızlığın bir simgesi olarak algılamaya başlayan Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan, konuyla ilgili önemli bir adım atmış ve Latin Alfabesi’ne geçmişlerdir. Ancak kimlik ve kültür bakımından Rusya’ya daha çok bağımlı olan Kazakistan, bu konuya daha hassas yaklaşmaktadır. Nazarbayev’in bu konudaki politikası, ülkenin Kazaklaşmasıyla direkt olarak bağlantılıdır.

Devlet Başkanı olarak Nazarbayev’in görevi; ülkenin toprak bütünlüğünü korumak ve Ukrayna senaryosunda olduğu gibi, ülke içindeki Rusya yanlıları ve karşıtlarının çatışmasının Kazakistan’da da yaşanmasını önlemektir. Cumhurbaşkanı Nazarbayev; Kazakistan ulusal kimliğini ele aldığı, 1997 yılında yayınlanan “Tarihin Akışında” adlı kitabında; ulusal kimlik konusundaki devlet politikasının, uzlaşı ve hoşgörüye dayandığını açıklamıştır. Bu politikanın tüm amacı, etnik gruplar arasında düşmanlık oluşmasını önlemektir.

Nazarbayev ilk olarak etnik milliyetçiliği devlet milliyetçiliğiyle değiştirmeye çalışmıştır. Kazak kavramının daha çok etnik anlamda kullanılması, Kazakistan kavramının ise Kazak kavramına göre daha kapsayıcı olması nedeniyle Nazarbayev’in öncülüğünde “Kazak Cumhuriyeti” olan devletin adı “Kazakistan Cumhuriyeti” olarak değiştirilmiştir. Yapılan bu değişikliğin ardından “Kazak Ulusu” kavramı yerine ülkedeki bütün etnik grupları içine alan “Kazakistan Ulusu” kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Bu bağlamda, Kazak yönetiminin son çeyrek asır boyunca izlediği politikaya bakıldığında; Nazarbayev’in, ulusal kimlik konusundaki kararları çok dikkatli ve dengeli bir şekilde aldığı görülmektedir. Örneğin, bağımsızlıktan sonra düzenlenmeye başlanan “Dünya Kazakları Kurultayı”, Nazarbayev’in önerdiği “Kazakistan Halkları Asamblesi” ile dengelenmekteydi. Ülkenin Rusya ile entegrasyonu, Kazakistan’ın Türk Dünyası bütünleşmesindeki aktif tutumuyla dengelenmekteydi. 2012 yılında Astana, Türk Dünyası’nın kültür başkenti iken aynı zamanda BDT ülkelerinin kültür başkenti unvanını da taşımaktaydı. 2015 yılında Kazak Hanlığı’nın 550. yıl dönümü kutlanırken; ülkedeki diğer bütün etnik grupların içselleştirebileceği, Kazakistan Halklar Asamblesi’nin 20. yıl dönümü de kutlanmıştır. Çok inceden dokunmuş olan bu denge politikasının sayesinde Kazakistan, istikrarını koruyabilmiştir.

Ülkenin kuruluş aşamasında devletin başında, Nazarbayev yerine başka bir kişinin bulunması Kazakistan’ı, tıpkı Ukrayna gibi iç savaşa sürükleyebilirdi. Aynı şekilde diğer taraftan bakıldığında; Ukrayna’nın başında, ülkenin Rusya ve Avrupa arasındaki hassas konumunu anlayan ve ona göre dengeleri sağlayan, -Nazarbayev gibi- bir liderin bulunması Ukrayna’da yaşanmış olan iki kardeş savaşını önlerdi.

Nazarbayev’in girişimiyle; ülkede bulunan -coğrafi anlamdaki- “Kazak Güneyi” ve “Rus Kuzeyi” ayrımını ortadan kaldırmak ve güneydeki kalabalık Kazak nüfusunu kuzeye götürmek amacıyla başkent, güneydoğudaki Almatı’dan kuzeydeki Akmola’ya taşımıştır ve bu yeni başkente “Astana” adı verilmiştir. Bu gelişmenin ardından Kazakların kuzeye doğru göçü başlamış ve kuzey şehirler yavaş yavaş Kazaklaşmaya başlamıştır. Üstelik 1990’lı yılların başındaki ekonomik sıkıntılardan dolayı, ülkede yaşayan diğer etnik gruplar kendi ülkelerine dönmeye başlamıştır; Almanlar Almanya’ya, Ruslar Rusya’ya, Yahudiler İsrail’e… Demografik açıdan ülke için facia olarak görülen bu göçler, ulusal kimlik açısından olumlu sonuçlar doğurmuştur.

1999 yılında yapılan Kazakistan’ın ilk nüfus sayımında ülke nüfusunun 14 milyona gerilediği ancak Kazakların oranının %53’e çıktığı görülmüştür. 2008 yılında yapılan nüfus sayımında ise, ülke nüfusunun 17 milyona, Kazakların oranının ise %63’e ulaştığı görülmekteydi. Bu politika doğrultusunda, yurt dışında yaşayan Kazakların -Çin’de 2 milyon, Rusya’da 2 milyon ve Özbekistan’da 2 milyon- ülkeye dönmesini sağlamak için yapılan teşviklerin ardından, çeyrek asır içinde ülkeye bir milyon civarında Kazak geri dönüş yapmıştır.

Kazakistan’da yaşanmakta olan bu değişime paralel olarak Nazarbayev’in ulusal kimlik konusundaki söylemi de Kazak tarafına doğru eğilmeye başlamıştır. Bu bağlamda, Kazakistan olan ülke adını, “Qazaq Eli” yani “Kazak İli/Devleti” olarak değiştirme teklifi Kazak milliyetçileri tarafından çok olumlu karşılanmıştır. Aynı şekilde Göktürklerin kullandığı “Mangi El” (Bengü İl) yani “Ebedi Devlet” anlayışının resmi ideoloji olarak ilan edilmesi, Kazakistan’ın “Ulu Dala Eli” yani “Ulu Bozkır İli/Devleti” olarak tanımlanması ulusal kimlik açısından çok önemli gelişmelerdir.

Latin Alfabesi’ne gelince, Nazarbayev bu konunun da dikkatlice ele alınması gerektiğini bilmekteydi. Alfabe değişiminin, Kazakistan’ın Rus kültür dairesinden çıktığını ilan eden en önemli gösterge olması sebebiyle, Cumhurbaşkanı Nazarbayev bu konuyu zamana yayarak çözmeye çalışmıştır. Konuyla ilgili olarak 2006 yılında yaptığı ilk açıklamasında Nazarbayev; Kazakistan’ın Latin Alfabesi’ne geçmeye hazırlandığını ve o dönemdeki Eğitim Bakanı Janseyit Tuymebayev’in başkanlığındaki bir komisyonun, bu konu üzerine çalışmakta olduğunu belirtmiştir. Ancak komisyon çalışma sonucu ilan edilmemişti.

Janseyit Tüymebayev Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi olarak görev yaptığında komisyon çalışma sonucuyla ilgili soruyu kendisine yöneltmiştim. Büyükelçi komisyonun bütün teknik hazırlıkları ve dil reformlarını hazırlamış olduğunu ve sadece cumhurbaşkanının onayını beklediğini belirmişti.

2012 yılına gelindiğinde Latin Alfabesi konusu Kazakistan’ın “2050 Kalkınma Stratejisi”ne girmiştir. Strateji, 2025 yılına kadar Kazak dilinin modernizasyonunu gerçekleştirerek Latin harflerine ve Latin Alfabesi’ne geçilmesini öngörmekteydi.[2]

12 Nisan 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Nazarbayev; resmî sitesi olan “akorda.kz”de yayınlanan “Geleceğe Bakış: Toplumsal Bilincin Modernizasyonu” isimli makalesinde, özellikle ulusal kimlik konusunu ele almaktadır. Daha önceki açıklamalarından farklı olarak bu makalesinde Nazarbayev ‘ulusal kodlar’ kavramına dikkat çekmektedir. Cumhurbaşkanı; yazısında, Kazakistan’ın gelişme sürecinin üçüncü aşamasına geçildiğini, bu aşamada ekonomik ve siyasal reformların yanı sıra ulusal bilincin modernizasyonuna da önem verilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bundan dolayı, önümüzdeki yıllarda yapılması gereken işleri sıralarken -2017 yılından başlayarak- Latin Alfabesi’ne geçiş sürecinin ele alınması gerektiğini belirtmektedir.

Bu kapsamda, sene içerisinde yeni alfabenin son hali toplum tarafından ve özellikle bilim adamları onaylanacak, 2018 yılından itibaren yeni alfabeyi öğretecek olan kadronun hazırlığına başlanacak ve okullar için ders kitapları hazırlanacaktır. Önümüzdeki iki yıl içerisinde kademeli olarak uygulamaya geçirilecek olan bu proje kapmasında; Nazarbayev’e göre, 2025 yılına gelindiğinde resmi yazışmalar, basın yayın ve ders kitapları Latin Alfabesi’yle yayınlamaya başlanacaktır.[3]

Sonuç olarak Nazarbayev, Latin Alfabesi konusunu bir kez daha kamuoyunun gündemine taşımış oldu. 2025 yılına kadar ilk aşamasının tamamlanması beklenen bu proje için, Kazakistan’ın şimdiden hazırlıklara başlaması Nazarbayev’in, ulusal kimlik konusunda yavaş ama emin adımlarla ilerlediğinin bir göstergesidir. Çünkü alfabe değişimi diğer konuların aksine direkt olarak göze çarpan bir konudur. Alfabe değişiminin psikolojik etkisinin, değişimin kendisinden daha büyük olacağı kesindir. Kazakistan’ın bu değişim, ulusal kimlikteki değişimin en bariz belirleyicisi olacaktır. Nasıl ki Türklerin runik yazılardan Arap Alfabesi’ne geçmesi kimlik açısından büyük değişimin göstergesi olduysa, aynı şekilde Kazakların Kiril Alfabesi’nden Latin Alfabesi’ne geçmesi de Kazakistan’ın Rus/Ortodoks Dünyası’ndan Türk Dünyası’na geçişini gösteren en önemli simge olacaktır. Kazakistan’ın Rus Dünyası ile Türk Dünyası arasındaki konumu göz önünde bulundurulduğunda hiç şüphesiz böyle bir değişim Rusya tarafından bir kayıp, Türkiye tarafından da bir zafer olarak algılanacaktır.


[1] Erdal Şahin, “Türk Dünyası’nda Yazı Birliği: Latin Alfabesi Temelinde Yeni Türk Alfabeleri” Yeni Türkiye 53/2013, s.150.

[2] Address By The President Of The Republıc of Kazakhstan, Leader of The Nation, N.A.Nazarbayev, “Strategy ‘Kazakhstan-2050’ New political course of the established state” 14.12.2012  http://www.akorda.kz/en/page/page_address-by-the-president-of-the-republic-of-kazakhstan-leader-of-the-nation-n-nazarbayev-%E2%80%9Cstrategy-kazakhstan-2050%E2%80%9D-new-political-course-of-the-established-state%E2%80%9D_1357813742 Accessed on 25.04.2013

[3] “Мемлекет басшысының «Болашаққа бағдар: рухани жаңғыру» атты мақаласы”, 12 сәуір 2017, http://www.akorda.kz/kz/events/akorda_news/press_conferences/memleket-basshysynyn-bolashakka-bagdar-ruhani-zhangyru-atty-makalasy