Kazak Dış Politikasının Bir Başarısı Olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanlığı

Diplomasinin temelinin inisiyatif kullanmaya dayalı olduğu bilinen bir durumdur. Devletler kendi çıkarlarını korumak maksadıyla inisiyatif kullanır ve yaptıkları hamlenin önemiyle orantılı olarak kendi çıkarlarını koruma altına almış olur. Diğer bir ifadeyle devletlerin dış politikaları ortaya attıkları önerilerin diğer aktörler tarafından kabul görmesi ve içselleştirilmesi halinde başarılı sayılır. Bu bağlamda Kazakistan’ın 2017-2018 yıllarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi olmayan üyeliğine seçilmesi bir başarı olarak değerlendirilebilecektir. Ayrıca 2018 yılının Ocak ayında Kazakistan, BMGK Başkanlığı görevine seçilerek söz konusu başarının zirvesine ulaşmıştır. Elinizdeki bu yazıda Kazakistan’ın BMGK Başkanı olarak yürüttüğü diplomasi ve genel olarak Kazak dış politikası analiz edilmeye çalışılacaktır.

Birinci olarak Kazak diplomatların BMGK’da sadece Kazakistan temsilcileri olarak değil; tüm Orta Asya bölgesinin temsilciliğini üstlenerek hareket ettiğine dikkat çekmekte fayda vardır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in 1 Ocak 2017 tarihinde ülkesinin BMGK’da daimi olmayan üyeliğinin başlaması dolayısıyla yayımladığı bildiride şu ifadeler geçmektedir:
“Kazakistan, BMGK’ya seçilen ilk Orta Asya devletidir. Biz bu üyeliğimizi hepimizin çıkarlarını geliştirmek için kullanmak istiyoruz. Bölgemizde yer alan ülkelerin istikrarı ve güvenliğini sağlamak, bölgesel zorluklara ve tehditlere etkin bir şekilde cevap vermek ve işbirliğini güçlendirmekle birlikte kalkınma ve gelişmeyi teşvik etmek amacıyla bu üyeliği kullanmak istiyoruz.”

Kazakistan’ın bu yönde sergilediği tutumun sebebi, dış politikasını çevresindeki ülkelerle etkileşim içerisinde değerlendirme geleneğine sahip olmasıdır. Diğer bir ifadeyle Kazak diplomatlar ülke çevresinde barış ve istikrarı tesis etmeden Kazakistan’ın güvenliğini sağlamanın imkânsız olduğunun farkındadır. Zira Kazakistan ve Orta Asya, Avrasya kıtasının tam göbeğinde yer almaktadır. Dolayısıyla Batı Asya’daki, Güney Asya’daki hatta Kuzeydoğu Asya’daki krizlerin eninde sonunda kıtanın içerisine doğru yayılma olanağı oldukça yüksektir. Bu nedenden ötürü devlet, etrafında bir güvenlik çemberi oluşturmayı amaçlamaktadır. Söz konusu amaca ulaşmanın en sağlıklı yolu kolektif güvenlik anlayışı ve bölge ülkeleri arasındaki güvenin geliştirilmesinden geçmektedir. Dolayısıyla Kazakistan başta Orta Asya ülkeleri olmak üzere bölge aktörleriyle birlikte hareket etmeyi tercih etmektedir. Bir Kazak atasözünün de söylediği gibi “Jayawdın şanı şıqpas, jalğızdın üni şıqpas”; yani “Yaya gidenin tozu çıkmaz, yalgız konuşanın sesi çıkmaz.”

İkinci olarak her ne kadar uluslararası politikada sesli bir biçimde telaffuz edilmese de büyük güçlerin diğer devletleri, uluslararası politikanın birer öznesi olmaktan ziyade nesnesi olarak kabul etme eğilimi vardır. Özellikle Orta Asya ve Ortadoğu gibi bölgeleri büyük güçler çıkarlarını yayabilecekleri alanlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Dolayısıyla “jeopolitik” kavramı tam da bu anlayışı yansıtmaktadır. Başka bir deyişle büyük devletler dünyadaki bazı bölgeleri bir satranç tahtası olarak görmektedir. Bu bağlamda Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” ya da Aleksandr Dugin’in “Jeopolitik Esaslar” kitaplarını ele almak mümkündür. Tarih boyunca büyük güçler arasında jeopolitik üzerinde vuku bulan rekabetin en çetin geçtiği bölgelerin başında Orta Asya gelmektedir. Hatırlanacağı üzere 19. yüzyılda Çarlık Rusya ile Büyük Britanya arasında oynanan “Büyük Oyun”; 21. yüzyılda “Yeni Büyük Oyun” olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, İran ve Suudi Arabistan arasında devam etmektedir. Bu gerçek Avrasya’nın tam kalbinde bulunan Kazakistan bağlamında bir yandan büyük devletlerle arasındaki dengeyi koruma diğer yandan Orta Asya bölgesinin uluslararası politikanın bir öznesi olarak oluşmasına katkı sağlama gibi durumları zorunlu hale getirmektedir.

Geleneksel olarak denge politikası, büyük güçlerin çıkarlarını göz önünde bulundurma anlamına gelmektedir. Bazı ülkeler söz konusu politikayı “bütün devletlere eşit mesafede durma” olarak da tanımlamaktadır. Bu bağlamda Kazakistan’ın denge politikasının adı “çok vektörlü dış politikadır.” Kazak diplomasisinin başarısı asıl olarak, çeyrek asırlık sürede bahsedilen dengeyi sağlıklı bir şekilde korumasından kaynaklanmaktadır. Ancak söz konusu noktaya taviz vererek değil güven oluşturarak geldiğine dikkat çekmek gerekmektedir. Kazak dış politikasının mimarı Nursultan Nazarbayev, bağımsızlığın ilk gününden bu yana dış politikada güvenin önemini kavramıştır. Bugün gelinen durumda Astana, tüm dünyaya kendisini güvenilir bir ortak şeklinde tanıtmayı başarmış bulunmaktadır. Nitekim Kazakistan’ın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası itibarı bulunan örgütlerin başkanlığına seçilmesi kendisine duyulan güvenden kaynaklanmaktadır.

Diğer yandan Çin ve Rusya gibi devletlerin arasında duran Kazakistan, büyük güçlerin arasındaki rekabetin ülke çıkarlarına zararlı olduğunun bilincindedir. Örneğin; Çin ile Rusya ya da ABD ile Rusya ve hatta ABD ile Çin arasında herhangi bir çatışmanın çıkması durumunda bu durumdan etkilenecek ilk ülkelerin başında Kazakistan gelecektir. Dolayısıyla Astana öncelikle büyük devletler arasında güven oluşumuyla ilgilenmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kazakistan AGİT’i Rusya ve ABD arasında güven tesis etme örgütü; Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nü Rusya ile Çin arasında güven oluşturan kurum olarak değerlendirmektedir. Nazarbayev’in girişimiyle hayat bulan ve artık kurumsallaşan Asya’da Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA) da aynı amaca hizmet etmektedir. Kısacası Kazakistan çok vektörlü denge politikası bağlamında güven arttırma girişiminde tecrübe kazanmış bir ülkedir.
Tecrübesini sadece dış politikayla değil aynı zamanda iç politika bağlamında farklı etnik ve dini gruplar arasında güven arttırma politikasıyla desteklediği görülmektedir.

Diğer bir ifadeyle söz konusu devlet hem insanlar hem de devletler arasında güvenin ne derecede önemli olduğunu kavramıştır. Dolayısıyla 18 Ocak 2018 tarihinde Nursultan Nazarbayev’in ABD’ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret esnasında New York’ta bulunan BM Genel Merkezi’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın başkanlığındaki BMGK’nin “Kitle İmha Silahlarının Yaygınlaşmaması: Güven Tedbirleri” konulu oturumunun gerçekleştirilmesi tesadüf değildir. Oturumun temel amacı; kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmaması alanındaki başlıca sorunlara geleneksel olmayan bir bakış açısıyla ve güven arttırıcı tedbirler hususunu ele alarak çözüm aramak olmuştur. Böylece bahsi geçen oturum, diyaloga duyulan ihtiyacın arttığı bir dönemde güven arttırıcı tedbirlerin yanı sıra önleyici diplomasi araçlarının da güçlendirilmesini ve dünya güçleri arasında kurulan ilişkilerde siyasi konjonktür nedeniyle zamanında çözülmeyen pek çok kritik konuda ilerleme kaydedilmesi adına bir başlangıç noktası görevi üstlenebileceğini göstermeyi hedeflemiştir. Bu minvalde Kazakistan Cumhurbaşkanı, toplantı süresince yaptığı konuşmasında BMGK üyeleri arasındaki mevcut çatışmaları çözmek ve daha güvenli bir dünya kurmak için güven arttırıcı önlemlerle yakından bağlantılı olan kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmaması konusunda uluslararası gündeme ilişkin kilit konuları özetlemiştir.

Kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmaması konusunda örnek bir ülke olan Kazakistan, coğrafi yakınlığından dolayı İran’ın nükleer programı nedeniyle ortaya çıkan krizden en çok etkilenen devlet konumundadır. Dolayısıyla söz konusu krizin aşılmasında müzakerelere tarafsız bir ortam sağlayarak katkıda bulunmuştur. Kazakistan için İran, uluslararası pazara ulaşma yollarından birini teşkil etmektedir. Böylece Astana, İran ile P5+1 adı verilen büyük güçler arasında imzalanan anlaşmayı desteklediğini belirtmektedir. Nazarbayev nükleer silahtan vazgeçmenin o silahı elde etmekten daha yararlı olduğunu tecrübe edinmiş bir lider olarak BM’deki toplantıda tecrübelerini İran’la paylaştığını belirtmektedir. Bugün gelinen noktada İran’ın gerçekleşen işbirliğinin meyvelerini toplamakta olduğu ortadadır. Bu kapsamda anlaşma sayesinde ülkeye yapılan yatırımlar artmış ve İran üzerinden geçmesi planlanan ulaştırma projeleri hız kazanmıştır. Demek ki ülke çıkarlarının sağlanması maksadıyla bölgeye ekonomik açıdan entegre olmak, nükleer silahlar üzerinde oturmaktan daha kârlı bir yoldur. Kazakistan aynı tecrübeyi Kuzey Kore’yle de paylaşmak istemektedir. Nazarbayev, Kuzey Kore nükleer krizini çözme hususunda İran’la yapılan anlaşmanın örnek alınmasını talep etmiş ve bu konuda Kazakistan’ın müzakerelere tarafsız platform sağlayabileceğini; yani potansiyel “arabulucu” hizmetlerini sunmaya hazır bir devlet olduğunu belirtmiştir.

Kitle imha silahlarının yaygınlaşmaması ve güven tesisi konusu ele alındığında Nazarbayev tarafından Dördüncü Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde sunulan ve daha sonra 4 Nisan 2016 tarihinde BM Genel Sekreteri’ne gönderilen “Dünya 21. Yüzyıl” manifestosuna odaklanmak gerekmektedir. Zira bu manifesto 21. yüzyılda dünya barış ve güvenliğini sağlamanın yollarına işaret etmektedir. Asıl olarak BMGK’da daimi olmayan üye statüsündeyken başkanlık görevini üstlenen Kazakistan, bahsedilen manifestoda dile getirilen hususları gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Nazarbayev söz konusu manifestoyu “21. Yüzyıl: Savaşsız Bir Dünya” şeklinde adlandırmaktadır. Dolayısıyla burada amaç; savaşı sorunları çözmenin aracı olarak görmekten ziyade devletleri ikna etme yoluna gitmektir. Amaca ulaşmak için ise üç yol sunulmaktadır. Birincisi, nükleer ve diğer kitle imha silahlarından arındırılmış bir dünyaya doğru kademeli olarak ilerlemektir. Bu bağlamda Kazakistan Cumhurbaşkanı’na göre;

“Yeni bilimsel bulgularla yeni kitle imha silahı türlerini üretmeyi yasaklamak adına uluslararası bağlayıcı anlaşmalar geliştirmeli ve kabul etmeliyiz. BM’de kitle imha silahlarının icat edilmesi ve geliştirilmesi için kullanılabilecek bu tür bilimsel gelişmelere ilişkin bir kayıt oluşturmak gerekiyor.”

İkincisi, savaşı yavaş yavaş bir yaşam biçimi olarak ortadan kaldırmak maksadıyla mevcut coğrafi girişimlere devam etmek ve onları genişletmektir. Bu bağlamda nükleer silahlardan arındırılmış bölgeleri genişletmek hedeflenmektedir. Bilindiği üzere günümüze kadar geçen süreçte dünyada bu kapsamda değerlendirilebilecek olan 6 bölge vardır. Bunlar; Antarktika, Latin Amerika, Afrika, Orta Asya, Avustralya ve Okyanusya. Nazarbayev’in önerisi, Ortadoğu’yu da nükleer silahlardan arındırılmış bölge yapmak adına çaba harcamaktır. Üçüncü önerisi ise; Soğuk Savaş’ın kalıntıları şeklinde tezahür ederek; küresel güvenliğe tehdit saçan ve daha geniş bir uluslararası işbirliğini engelleyen askeri blokları ortadan kaldırmaktır. Dikkatleri çeken husus, BM himayesinde askeri bloklara karşı barış, istikrar ve güven kurmak çerçevesinde devletler tarafından küresel bir koalisyon kurulmasıdır. Dördüncüsü, uluslararası silahsızlanma sürecini yeni tarihi koşullara uyarlamanın önemidir. Burada Nazarbayev silahsızlanma konusunda yeni teknolojik gelişmelere dikkat çekerek; bunların ele alınmasını önermektedir. Özellikle siber güvenlik konusu hayati bir meseledir. Nazarbayev yukarıda değinilen önerileri ileri sürerken devletlerin kalkınmasına da dikkat çekmektedir. Dolayısıyla gündeme getirilen beşinci öneri şudur; savaşsız bir dünya öncelikle uluslararası ticaret, finans ve kalkınma için adil küresel rekabeti gerektirir. Diğer bir ifadeyle Nazarbayev savaşın kökleriyle mücadele etme yönünde öneri sunmaktadır.

Bu manifesto Kazakistan’ın uluslararası politikanın “edilgen” nesnesi olarak değil sorumluluk alan aktif öznesi olarak hareket ettiğinin bir göstergesidir. Bu aklıselim sesin uluslararası toplum tarafından duyulması amacıyla Orta Asya bölgesinin de diplomaside etkin olması gerekmektedir. Kazak dış politikasının amacı bölge ülkeleri arasındaki etkileşimi arttırmaktır. Hiç kuşkusuz Orta Asya güvenliği için en önemli sorunlardan biri Afganistan konusudur. Dolayısıyla Kazakistan’ın BMGK Başkanlığı çerçevesinde gerçekleştirdiği bir diğer önemli etkinlik, 19 Ocak 2018 tarihinde “Güvenlik ve Kalkınmanın Karşılıklı Bağımlılığı İçin Bir Model Olarak Afganistan ve Orta Asya’da Bölgesel Bir Ortaklık Kurma” konulu bakanlıklar düzeyinde bir münazaranın yapılması olmuştur. Kazakistan tarafından yapılan konuşmada, Orta Asya ve Afganistan’ın barış, işbirliği ve güvenlik konularında örnek bir alana dönüştürülmesinin BMGK çalışmalarının önceliği olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda Afgan sorununun çözümüne ilişkin üç yaklaşım üzerinde durulmuştur. Bunlar; güvenlik ve kalkınmanın karşılıklı bağımlılığı, güvenlik ve kalkınma için bölgesel bir yaklaşım, BM kuruluşları ve diğer bağışçılardan gelen uluslararası insani yardım seviyesinin arttırılması amacıyla koordine edilmiş ve entegre olan bölgesel kalkınma stratejisinin benimsenmesidir. Tüm bunlarla birlikte Afganistan’a yönelik olarak oluşan ülke algısının bir tehdit nezdinde değil; yüksek potansiyeli olan önemli ekonomik bir ortak şeklinde değerlendirilmeye ihtiyaç duyulduğu kaydedilmiştir.

Afganistan ve Orta Asya sorunlarının Orta Asyalı ülkeler tarafından gündeme taşınması önemli bir gelişmedir. Zira genel olarak uluslararası politikada yaşanan durum, bölge dışı aktörlerin bölgenin geleceğiyle ilgili projeler geliştirmesidir. Bu da yukarıda bahsettiğimiz uluslararası politikanın nesnesi ve öznesi konusuyla doğrudan bağlantılıdır. Kazakistan aktif bir dış politikayı uluslararası politikanın öznesi olma aracı şeklinde değerlendirmektedir. Kazak diplomatlar bahsedilen vaziyeti tecrübeyle edinmiştir. Kısaca açacak olursak; uluslararası politikada her aktörün çıkarlarını savunduğu bir gerçektir. Eğer Orta Asya bölgesi ülkeleri seslerinin duyulmasını ve çıkarlarının dikkate alınmasını istiyorsa; beraber hareket etmeli ve uluslararası platformlarda gündem oluşturabilmelidir. Konuyla bağlantılı olarak söylenmesi gereken başka bir husus, bölge ülkelerinin olumlu imaj oluşturmaya özen göstermesinin şart olduğudur. Kazakistan ülke adındaki neredeyse istikrasızlıkla özdeşleşmiş “-stan” ekine rağmen; kendisi hakkında olumlu algı yaratmayı başarmıştır. Ancak başta Afganistan olmak üzere diğer bölge ülkelerinin de bu durumun üstesinden gelmeleri gerekmektedir. Kuzeyde Rusya, doğuda Çin, güneyde Hindistan ve Pakistan ile güneybatıda İran gibi güçlü komşuları bulunan bölgenin kalkınması için gerekli potansiyel yeterlidir. Kazakistan’ın önerisine göre Orta Asya ülkeleri arasında bölgesel ve yerel projelere öncelik verilmesi, bölgeyi istikrarsızlıktan kalkınmaya doğru yönlendirecektir.

Sonuç olarak Kazakistan’ın BMGK Başkanlığı Kazak dış politikasının büyük bir başarısıdır. Astana artık uluslararası toplum tarafından güvenilir ve istikrarlı bir ortak şeklinde algılanmaktadır. Ayrıca uluslararası arenada elde ettiği başarısını, bölgesel krizlerin çözümü doğrultusunda kullanmaya çalışmaktadır. Suriye Krizi’nin çözümü bağlamında Astana’nın barış ve istikrar sözcükleriyle beraber telaffuz edilmesi açıkçası gurur vericidir. Bundan sonraki süreçte Kazakistan’ın Afganistan’ın kalkınması ve söz konusu ülkenin istikrara kavuşması amacıyla yoğun çaba sarf edeceği tahmin edilebilir. Bu bağlamda İran’ın ekonomik yaptırımlardan kurtulmasının yanı sıra bölge ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini geliştirme çabası ve Özbekistan’ın aktif dış politika izlemeye başlaması Kazakistan’ın bölgesel entegrasyon projelerine katkı sağlayacaktır.

Ticaret yolları ve ulaştırma bağlamında Çin’in “Yol-Kuşak Girişimi”, Rusya ile Hindistan’ın “Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru” Kazakistan ve Orta Asya’nın önemini arttıracaktır. Önümüzdeki aylarda Astana’da düzenlenmesi beklenen Hazar Ülkeleri Zirvesi’nde mevzu bahis denizin statüsünü belirleyen anlaşmanın imzalanmasından sonra Kazakistan tarafı, bölgenin ekonomik istikrarı ve güvenliği için yeniden inisiyatif alarak “Hazar İşbirliği Örgütü” önerisini ileri sürebilecektir. Son tahlilde Kazakistan hem küresel hem bölgesel politikada ülkeler arasında güven arttırıcı eylemlerini devam ettirecektir. Bununla birlikte BMGK Başkanlığı ve daimî olmayan üyelik görevini yürüttüğü esnada kazandığı tecrübeleri diğer Orta Asya ülkeleriyle paylaşacaktır. Böylece bundan sonraki aşamada BMGK’ya daimî olmayan üye statüsünde seçilen Orta Asyalı bir devlet, Kazakistan’ın kucaklayıcı politikasını devralacaktır. Bundan sonraki aşamada Astana, BMGK’da daimî olmayan üyelik için Orta Asya devletlerinden ya da Türk Dünyası ülkelerinden birinin seçilmesini destekleyecektir. Daha geniş bir ifadeyle; Türk ve İslam Dünyası’nın BMGK’da “daimî” olarak temsil edilebilmesi maksadıyla BM Genel Sekreterliği koltuğunda Müslüman ülkelerden gelecek bir diplomatın oturması için çalışması gerekmektedir.

Yazarın diğer yazıları