Katar Krizinde İran Faktörü

5 Haziran 2017 tarihinde Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap dilinde (BAE), Bahreyn, Libya, Maldivler ve Yemen’in Katar’la diplomatik ilişkilerini kestiklerini duyurmasıyla Körfez bölgesi son yıllarındaki en büyük diplomatik krizlerle karşı karşıya kaldı. Diplomatik ilişkilerin kesilmesinin gerekçesi olarak Katar’ın bölgeyi bağlısızlaştırmak için müslüman Kardeşler, DAEŞ ve El-Kaide ile birlikte burada. DAEŞ, El-Nusra ve El-Kaide’yi de desteklediğini bekliyoruz.

Krizin ilk sinyallerinin geçmişi 23 Mayıs’ta Katar Resmi Haber Ajansı’nın (QNA) Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El-Sani’nin ABD’si, İran’ın ağzını istediğin yer ve aramızdaki bu röportajın kaldırıldığını ve doğru bir haberi içermediğini belirtmesiyle ortaya çıktığı görünüyor.

Dünya kamuoyu krizinin taraflarının iradesiyle çözüldüğünü vurguluyor, İran da diplomatik birlik kesmenin ve kapatmanın krizi çözmenin bir yolu yönetiliyor.

Dünya Katar krizi ile meşgulken, bir gün sonra İran’da Parlamento Binası ile Humeyni Türbesi önünde eşliğinde devam ederken oldu. İran İstihbarat Bakanlığı üçüncü bir terör saldırısının ise önlendiğini açıkladı. Saldırıları terör örgütü DAEŞ üstlenmiştir. Devrim Muhafızları saldırının komutunu Suudi Arabistan’ın olduğu ve intikamının alınabileceğine dair açıklamalardasınız. [1]

Katar Krizinin Arka Planı

1971 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Katar, El-Sani ailesi tarafından yönetilmektedir. 1995 yılında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El-Sani’nin iktidara gelmesiyle Katar sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatına da başlamış, Suudi Arabistan ile de gerginlikler başlamıştır. Katar, dünyanın Rusya ve İran’dan sonra üçüncü büyük doğalgaz rezervlerine sahip, 2015 verilerine göre 24.299 m3 seviyesinde toplam rezervi bulunan Basra Körfezi’nin merkezinde yer alan bir ülkedir.[2]

Tablo 1: Katar Doğalgaz Devi[3]

Son yıllarda özellikle Arap Baharı ile birlikte Katar, Arap komşularından sık sık eleştirilere maruz kalmaktadır. Krize kadar gelen süreçte, Katar’ı terörizme destek vermekle suçlayan Körfez Ülkeleri’nin Katar ile ilişkileri kötüleştikçe, Katar bu suçlamaları reddetmiştir. Suudi Arabistan ve BAE, Müslüman Kardeşler ile Katar’ın mali bağlantısı bulunduğu vurgusuyla Katar’ı sürekli tehdit olarak algılamıştır. Bununla beraber El-Cezire kanalını Arap Baharı sürecinde istediği gibi kullanmış, Mısır, Libya ve Suriye’deki olaylarla ilgili yalan haberler yayınlamıştır. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Profesörü Wang Jinglie “Katar’ın nüfuzunu genişletmek için kullandığı araçlardan birinin Cezire(El-Cezire) olduğunu ve El-Cezire’nin tamamen Batı medyasının referans modeli olduğunu” vurgulamıştır.[4]

Bu diplomatik kriz, Katar’ın terör örgütleri ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle yaşanan ilk kriz de değildir. 2014 yılında Mısır’daki darbe sonrasında da Mursi’yi desteklemiş; Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn Katar’daki büyükelçilerini geri çağırmış, bunun üzerine Müslüman Kardeşler’e mensup bazı isimlerin iadesi ile Katar diplomatik ilişkilerin tesisini yeniden sağlamıştır.

5 Haziran’da başlayan krizin, 2014 yılındaki diğer krizden farkı İran ile de bağlantısının olduğu iddiasıdır. Katar, resmi haber ajansında yayınlanan bu açıklamaların arkasında hackerların olduğunu savunmuş olmasına rağmen, Suudi Arabistan ile gergin ilişkilere sahip olan İran’la bağlarını geliştirmeye çalıştığı da bir gerçektir.

Katar ve İran İlişkileri

İran ve Katar; coğrafya, nüfus, tarih, siyaset ve ideoloji bakımından ortak noktalara sahip olmamasına rağmen, bu iki aktörü uluslararası konjonktür bir araya gelmeye zorlamıştır.[5] İran’ın Güney Pars ve Katar’ın Kuzey Saha olarak isimlendirdikleri alan dünyanın en zengin doğalgaz kaynaklarına sahiptir. Her iki ülkede kendi sahalarındaki faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Katar, İran’dan çok önce bu alanda faaliyetlerine başlamış, sıvılaştırılmış doğalgaz(LNG) yatırımlarını artırarak Katar Yatırım Otoritesini(Qatar Investment Authority) kurmuştur.  Katar, ürettiği doğalgazın çok azını tüketmekte, büyük bir çoğunluğu ihraç etmektedir. Enerji politikalarının ihracat odaklı olması İran’ın da dikkatini çekmiş, 2017 yılının Nisan ayında iki ülke bu sahayı kullanmak için anlaşma imzalamıştır. İsrail gazetesi Haaretz, Körfez içi gerginliğin gerekçelerinden biri olarak Katar-İran gaz sahasını göstermiştir.[6]

Enerji alanında Suudi Arabistan’la rekabet halinde olan Katar, Suudi Arabistan’ın en büyük rakibi İran ile de enerji işbirliğini geliştirme amacıyla hareket etmektedir. İran ile de geliştirilen bu bağlar, Suudi Arabistan’ı rahatsız etmektedir. Körfez Ülkeleri Katar’ı cezalandırmak için fırsat beklerken, Donald Trump’ın Riyad resmi gezisinde yaptığı açıklamalar ABD’nin de bölge ülkelerinden beklentilerini ortaya koymasını sağlamıştır. Arkasında ABD’nin desteğinin olduğunu bilen Suudi Arabistan, Katar ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi kararının alınmasını sağlamıştır. Bu kararın destekleneceğinin en önemli işareti ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan dünyanın en büyük silah anlaşmasıdır.

Kriz İle İlgili Öngörüler

  1. İlişkilerin Yeniden Başlatılması Mutlaka Gündemde Olacaktır

Katar’ı bölgede yalnızlaştırmak isteyen Suudi Arabistan, Katar’ın beş şartı yerine getirmesini istemiştir. Sunulan şartlar ise; Müslüman Kardeşler, DEAŞ ve El-Kaide’ye ve Yemen’de hükümete karşı savaşan Şii Husilere mali desteğin kesilmesi, İran’ın bölgede etkisini güçlendirme çabalarına karşı çıkması, Katar merkezli ve uluslararası yayın yapan El-Cezire televizyonunun yayın politikasının değiştirilmesi ve Körfez İşbirliği Konseyi(KİK) tarafından varılan anlaşmaların yerine getirilmesidir. Diplomatik ilişkilerin kesilmesinin uzun süreli olması Katar kadar diğer Körfez Ülkeleri’ne de zarar verecektir.

  1. Kriz Daha Da Tırmanacak, Suudi Arabistan Şartlarını Kabul Ettirmeden Katar İle İlişkilerini Yeniden Tesis Etmeyecektir

ABD’nin bu krizde Körfez Ülkeleri’nin en büyük destekçisi olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla ABD’nin istediğini elde etmeden krizin çözülmesini desteklemesi muhtemel görünmemektedir. İran’ın son üç günde yaşadığı terör olayları da buna işaret etmektedir. İran’ın Suriye, Irak ve Yemen’de artan nüfuzu Körfez Ülkeleri kadar ABD’yi de rahatsız etmektedir. Bu krizde sadece Katar’a değil İran’a, Çin’e, hatta İngiltere’ye bile mesaj vardır. Asıl mesajın Katar üzerinden İran’a verilmeye çalışıldığı ortadadır.

  1. Katar-İran Doğalgaz Anlaşmasını Yeniden İptal Edecek mi?

Katar krizinde oklar sadece İran’ı değil, aynı zamanda Katar’ın enerji işbirliğini geliştirmesini ve bunu İran ile gerçekleştirmesini sağlayan anlaşmayı da göstermektedir. Bu anlaşma sayesinde Katar ile İran’ın doğalgaz devleri olacağı açıktır. Suudi Arabistan’ın Arap dünyasının merkezi olma rolünü bu iki ülkeye kaptırmak istemeyeceği de ortadadır. Krizin çözülmesi için gereken şartlardan birinin İran olması, anlaşmanın geleceğinin sorgulanmasına neden olmaktadır.

Sonuç

Bu krizden sadece bölge ülkeleri değil; Türkiye, Çin, İngiltere de zararlı çıkacaktır. Bu yüzden de kısa vadede krizin tarafları ile ortak diyalogların sağlandığı bir ortamın oluşturulması gerekmektedir. Asıl krizin Katar krizi olmadığı ve bu krizle asıl hedefte olanın İran olduğu fark edilmelidir. Bu yüzden de Katar’ın yalnızlaştırılmasına seyirci kalınmadan bir adım atılması gerekmektedir.


[1] 朗暗指沙特 幕后主使袭击,http://www.zaobao.com.sg/znews/international/story20170609-769733

[2] Enerji Atlası 2015, http://www.enerjiatlasi.com/rezerv/dunya-dogalgaz-rezervi.html

[3] BP Statistical Review, http://www.bp.com/content/dam/bp/pdf/energy-economics/statistical-review-2016/bp-statistical-review-of-world-energy-2016-full-report.pdf

[4]中国专家:多国与卡塔尔断交伊朗是祸首 http://china.dwnews.com/news/2017-06-05/59818416.html

[5]  Mehran Kamrava, İran-Katar İlişkileri, İran ile Arap Komşuları Arasında Güvenlik ve İkili Sorunlar, 2016, s.166.

[6] Orta Doğu’daki Diplomatik Savaşın Arkasındaki Katar-İran Gaz Sahası, http://www.haaretz.com/middle-east-news/1.793798

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
Dr. Özlem Zerrin KEYVAN
2007 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2010 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde tamamladı. Doktorasını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği-Çin İlişkileri- Tehditler, Fırsatlar, Öneriler başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Asya Pasifik bölgesi, Çin dış politikası, Güney Çin Denizi, Doğu Asya ve Güney Doğu Asya başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır. İngilizce, Almanca ve Çince bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,030BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,712TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz