Katar Krizi ve Dengeyi Koruma Stratejisi Uygulayan Türkiye

Uluslararası ilişkiler günümüz gerçeklerinde kolayca kriz çıkabilen, devletlerarası dengeyi bozan ve hatta yapay olarak oluşturulan krizlerle kendisini çevrelenmişlik politikası içinde gören devletlere bundan yararlanma fırsatı sunan olaylar ekseninde gelişmektedir. Böyle olaylardan biri de kısa zaman önce yaşanan ve ortaya çıkışıyla birlikte yayılmacı bir etkiye sahip olan Katar Krizi’dir.

Yapay bir kriz olarak nitelendirilmesi mümkün olan ama ortaya çıkış nedenini irdeleyince organik temelli sebeplerin tetiklediği bu kriz, Körfez Devletleri’nin Katar’la olan diplomatik ilişkilerini askıya almasıyla birlikte başlamış ve bu eksende daha çok belirginleşen buhranla birlikte devam etmiştir. Aslında bu krizin ABD Başkanı Trump’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında ortaya çıktığı ve İran’ın kendi çıkarları doğrultusunda bu krizi bir fırsata dönüştürme eylemi içinde olduğu bilinmektedir (Suriye krizinde İran’la Katar arasında zıtlaşma olmuştur. İran, hükümet taraftarlarının yanında yer alırken Katar muhalifleri desteklemiştir). Trump’ın ziyareti esnasında işbirliği ve terörizme karşı birlikte mücadele edilmesi doğrultusunda karşılıklı fikir mübadelesi yapıldıktan sonra Suudi Arabistan liderliğinde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn, Katar’a karşı bir kuşatma içine girmiştir. Katar’ın terörist gruplara  destek verdiğini ileri sürerek onunla diplomatik ilişkileri kesme yoluna giden bu devletlerin Katar etrafında böyle bir kriz yaratmaya çalışmalarında farklı çıkarların ve nedenlerin olduğu gözlemlenmektedir.

Körfez bölgesi incelendiği zaman bu nedenlerin veriler ekseninde kendiliğinden ortaya çıkacağı söylenebilir. Çünkü Suudi Arabistan 28 milyonluk ve onu takiben Birleşik Arap Emirlikleri 6 milyonluk, Kuveyt yaklaşık 4 milyonluk  geniş bir nüfusa sahip olmasına rağmen Katar 2.4 milyonluk bir nüfusla  ekonomik koşullar doğrultusunda bu bölgede en çok gelişen ve ekonomik refaha ulaşan devlettir. Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre Katar’da kişi başı nominal GSYH 60.000 dolardan fazladır ve bu “Büyük Kardeş” olarak nitelendirilen Suudi Arabistan’ın göstergelerinin neredeyse üç katına eşittir.[i] Bunun yanı sıra UNCTAD verilerine göre, 61.2 bin kişinin istihdam edildiği, toplam yatırım maliyetinin 47.5 milyar dolara yakın olduğu ileri sürülen yatırımlar ve 301’den fazla doğrudan yabancı yatırım projesine sahip olması da Katar’ın Körfez’de öne çıkmasına neden olmuştur.[ii] Dolayısıyla böyle bir kapasiteye ulaşabilmenin bile bu krizin çıkmasını tetikleyen önemli nedenler arasında olduğu söylenebilir. Ancak günümüz gerçeklerine bakıldığında krizin ortaya çıkmasındaki en önemli nedenlerden bir diğeri ise Katar’ın sahip olduğu doğalgaz rezervleri ve özellikle de sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatıdır (LNG).

Mevcut durumda dünyadaki doğalgaz rezervlerinin 1/3’ü LNG’ye dönüştürülerek ihraç edilmektedir ve bu da küresel pazarda LNG’nin gücünü her geçen gün daha fazla artırmaktadır. Çizilen bu çerçevede Katar’ın nerede olduğuna bakıldığında; Katar, küresel LNG pazarında %30’luk bir paya sahiptir ve bunu etkin bir şekilde kullanarak ülkesine finansal getiriler kazanmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Katar sahip olduğu avantajı kullanmak ve küresel LNG pazarına hızlı bir geçiş yapmak için dünyadaki en büyük LNG pazarına sahip olan Japonya ile uzun süreli anlaşmalar yapılması yoluna gitmiştir. Bu çerçevede imzalanan ve süresi 2021 yılında dolacak olan anlaşmalara göre Katar yıllık 7.2 milyon ton LNG ihraç etmektedir. Yaşanan krizden sonra diğer Arap devletleri tarafından tecrit edilmekle karşı karşıya kalan Katar’la Japonya arasında mevcut LNG sözleşmeleri yeniden gündeme gelmiş ve bu krizin yarattığı hassasiyetlerden dolayı mevcut sözleşmelerin yenilenmesinden Japonya tarafı tam emin olmadığını dile getirerek müzakerelerin sonraki görüşmelerde devam edeceği şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Son günlerde böyle gelişmelerin yaşanması ortaya çıkan bu krizin, Arap devletleri tarafından Katar’a karşı oluşturularak onun ticari ilişkilerini geriletmek ve LNG pazarındaki ihtiyaçların Amerikan LNG’si hesabına karşılanarak, ABD’nin LNG pazarındaki yerini koruma stratejisine yardım etmek amacıyla yaratıldığını düşündürmektedir.

Krizin arkasında yatan, uzmanlar tarafından da çoğu kez dile getirilen bir diğer önemli neden ise mezhepsel bölünmüşlüktür. Özellikle krizden sonra İran’da yaşanan terör saldırıları, daha önce Suudi Arabistan Savunma Bakanı’nın “biz savaşı kendi sınırlarımız dışında tutarak İran sınırlarına doğru çekeceğiz” şeklinde açıklamalarda bulunması Sünni-Şii ekseninde olaylar döndüğünün ve BOP çerçevesinde hedeflenen amaçların gerçekleştirilmesinin son aşamasına gelindiğinin  bir daha altını çizmiş olmasının yanı sıra[iii] bu kriz İran için fırsat olarak da değerlendirilmektedir. Özellikle Obama döneminde yumuşayan ABD-İran ilişkileri çerçevesinde İran’ın sergilediği yayılmacı politikada Trump’ın iktidara gelmesiyle birlikte sınırlandırılma yoluna gidilmesi ve kendisine karşı Sünni bir “Arap Devletleri Birliği” oluşturulması olgusunu göz önünde bulunduran İran açısından, yapay olarak oluşturulan ama arkasında  reel nedenlerin mevcut olduğu bu Katar Krizi Arap devletleri arasında bir uzlaşmacı koalisyonun var olduğunun göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Peki Türkiye farklı çıkar ilişkilerinden dolayı yaratılan bu krizin neresinde yer almaktadır? Katar Krizi yaşandıktan sonra Türkiye’nin sergilediği tutum daha çok ‘Türkiye bu krizde Katar’ın yanında yer almıştır’ gibi algılansa da aslında Türkiye’nin tutumu uygulamaya çalıştığı dengeyi koruma stratejisi ekseninde ortaya çıkmıştır. ‘Türkiye neden Katar’la bir dengeleme stratejisi yoluna gitmiştir?’ asıl cevaplanması gereken soru budur. Öncelikle bu sorunun cevaplanması için iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihine göz atılmasında fayda vardır. Çünkü Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin kökeni Osmanlı dönemine dayanmaktadır: Ali Sani döneminde diğer hanedanlıkların İngilizlerle yaptığı anlaşmalar sonucunda başlayan parçalanmanın önlenmesi için Osmanlı Devleti ile anlaşmaya varıldıktan sonra ondan destek alınmaya başlanmıştır. Tarihi eskilere dayanan bu ilişkiler XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya genelinde yaşanan siyasal gelişmelerden, özel olarak ise Ortadoğu’da gerçekleşen olaylardan sonra her devletin kendine özgü stratejik öncelikleri kapsamında gelişmeye başlamış ve günümüzde de Türkiye ile Katar arasında her iki devlet tarafından kendi stratejik hedeflerine ulaşılması yolunda taktiksel olarak geliştirilen ve birbirine destek veren, Türkiye tarafından denge koruma stratejisi olarak nitelendirilen ilişkiler ekseninde gelişmiştir.

Özellikle son dönemlerde yaşanan olaylardan sonra Türkiye’nin uyguladığı dış politika stratejisinde eksen kaymasının ortaya çıktığı ve bu kaymanın Ortadoğu’da gerçekleşen olaylar etrafında oluştuğu dile getirilmektedir. İleri sürülen bu tezi irdeleyecek olursak herhangi bir eksen kaymasının söz konusu olmadığı, Türkiye’nin jeostratejik konumundan ve tarihi bağlarından dolayı Ortadoğu’da gerçekleşen olaylara müdahele etmesinin söz konusu olduğu görünmektedir ki bunun Türkiye’nin  Batı yönlü stratejisinde  belirlediği hedeflerinden sapma gibi nitelendirilmesi doğru olmaz. Ayrıca Türkiye denge kurma stratejisi ekseninde destek verdiği Katar’la, Suriye Krizi bağlamında aynı eksende yer almış ve bu iki ülkenin Suriye meselesinde aynı tutumu sergilemesi onları İran’a rağmen aynı kampa doğru itmiştir. Böyle stratejik çıkarlar doğrultusunda gelişen ilişkilerin ardından Türkiye’nin yaşanan Katar Krizi’nde ona destek vermesi bir eksen kayması olarak nitelendirilmemelidir. Çünkü bu iki ülke arasında birçok alanı kapsayan ikili işbirliği mevcuttur. Özellikle de ekonomik ve teknik alanda işbirliğinin daha çok geliştirilmesi 1985 yılında Türkiye ile Katar arasında imzalanan anlaşmanın 9. maddesi gereğince oluşturulan ‘Türk-Katar Ekonomik ve Teknik İşbirliği Ortak Komisyonu’nun Mart 2011 tarihinde Doha’da gerçekleştirdiği görüşmede kapsamlı bir şekilde müzakere edilmiş ve taraflarca iki ülke arasında ekonomik, teknik, enerji, askeri ve genel olarak  ise bölgesel işbirliği bağlamında ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Türkiye açısından ekonomik ve siyasal nedenlerden dolayı iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine üstünlük verildiğinden son zamanlarda Türk şirketleri Katar’a 11.6 milyar dolarlık yatırım yapmış[iv] ve siyasal olarak gerçekleşen olaylara daha etkin şekilde müdahale edebilmesi içinse 2014 yılında varılan anlaşma gereği Katar’da 5.000 askeri barındırma kapasitesine sahip bir askeri üs kurmuştur.

Sonuç olarak ikili ilişkilerin yukarıda da anlatıldığı üzere yükselen bir eksende gelişmesine paralel olarak Türkiye, yaşanan bu krizde dengeyi koruma stratejisi yoluna gitmiş, Suudi Arabistan’a karşı olmayan ama Katar’ın da karşısında yer almayan ve ona destek veren bir tutum sergilemiş, söz konusu ülkeye  askeri destek verilmesi kararı almış ve bu karardan sonra başka bir devletten -Pakistan’dan- de  aynı yönde destek gelmiş ve askeri destek verilmesi konusunu meclise kadar getirmiştir. Türkiye’nin bu tutumu Suudi Arabistan’a karşı cephe alması olarak da nitelendirilmemelidir. Çünkü, günümüzde Suudi Arabistan’la da Türkiye arasındaki ilişkiler çıkar ilişkisine dayanarak gelişmektedir. Özellikle Türkiye’yi de dahil ederek İran’a karşı bir birlik oluşturulması planında başı çeken  Riyad’ın Ankara’yı kaybetme gibi bir niyeti bulunmamaktadır.


[i] Turkey’s economic interests dictate balanced stance in Gulf crisis: http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2017/06/turkey-qatar-economic-interests-in-gulf-crisis.html#ixzz4kWzGy1ec

[ii] Qatar: Inward and Outward FDI, http://dhaman.net/wp-content/uploads/2016/02/Qatar.pdf

[iii] Büyük Ortadoğu Projesinde “İç Savaş Butonu”na Basıldı, http://www.muslimport.com/buyuk-ortadogu-projesinde-ic-savas-butonuna-basildi-287yy.htm

[iv] Steven A.Cook, Hussein Ibish, “Turkey and the GCC:Coorperation Amid Diverging Interests”, The Arab Gulf States Institute in Washington, Issue Paper, No:1, 28 February 2017, p.13.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Nazrin ALIZADA
Nazrin ALIZADA
1992 AZERBAYCAN doğumlu Nazrin ALİZADA, 2013 yılında Bakü Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden iyi bir derece ile mezun olmuştur. Aynı yıl Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi bölümünde yüksek lisans eğitimi almaya başlamış ve 2015 yılında yüksek lisans derecesi almıştır. 2016 yılında Gazi Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimi almaya başlamış ve halen eğitimi devam etmektedir. Daha önce farklı uluslararası kongrelere katılarak sunumlar yapıb yazıları yayımlanan Nazrin ALİZADA, iyi derecede ingilizce ve orta derecede Rusça bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,030BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,712TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz