Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Katalanların Self-Determinasyonda Referandum Sınavı

1 Ekim’de Katalonya’nın ayrılıkçı hükümeti İspanya’dan ayrılma konusunda referandum düzenleyecektir. Oy pusulasında tek bir soru sorulacak ve cevap olarak iki şık verilecektir: “Katalonya’nın cumhuriyet şeklinde bağımsız bir devlet olmasını istiyor musunuz?”. Cevaplar evet-hayır olacaktır. Barselona’nın başkenti olduğu Katalonya Özerk Bölgesi; İspanya’nın ekonomisinde önemli role sahiptir; turizm ve spor alanda önde gelen dünya kentlerindendir. Bu gibi sebeplerden ötürü Katalonya’nın özerklik, bağımsızlık gibi self-determinasyon hakkı başlığı altına alınabilecek talepleri ilgi çeken bir konu olagelmiş ve gündemde giderek yerini arttırmıştır. Bugün İspanya’nın Katalonya’nın referandum ve ayrılma ile ilgili girişimlerine verdiği cevabı da konuyu daha ilginç hale getirmiştir. Self-determinasyon hakkının ayrılık ile sınava tabii tutulmasında sıra İspanya’dadır.

Katalanların bir kısmı ve bölgenin mevcut yönetimi; siyasi, ekonomik ve kültürel self-determinasyon “haklarına” sahip olduklarını öne sürmektedir. Diğer bir ifadeyle Madrid yönetimi ile girilen siyasi anlaşmazlıklar, özerkliğin arttırılması gibi taleplerin yanıtsız bırakılması; bölgenin ülke ekonomisine yaptığı katkının karşılığını alamaması, İspanya’nın geri kalanından farklı kültüre, kültürel öğelere sahip olması nedeniyle Katalan yönetimine göre self-determinasyonu talep etmeye ve referandum yoluyla uygulamaya hakkı vardır. Madrid, 1978 İspanya Anayasası’nda self-determinasyon için referanduma gidilmesini içeren bir madde bulunmadığı gerekçesiyle süreci hukuka aykırı olarak nitelendirmektedir. İspanya Başbakanı Mariano Roy, referandumun yasadışı olduğunu söyleyerek hukuki açıdan meşruluğunu tartışmaya açmaktadır. İspanya Anayasası, ülkenin bölünemeyeceğini hükmetmektedir.

Katalan yönetimi referandumun düzenlenmesi yönünde adımlar atarak siyasi zeminin yanı sıra hukuk alanında da elini kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Diğer bir ifadeyle bugün gelinen nokta bir sürecin sonucudur. Kasım 2014’de resmî olmayan bir referandum düzenlenmiştir. Katılanların çoğunluğu bölgenin bağımsızlığı yönünde tercihlerini kullanmıştır. Fakat Anayasa Mahkemesi bahse konu referandumu hukuka aykırı olarak nitelendirmiştir. Bu referandumu düzenlediği için yani hukuken Anayasa Mahkemesi’nin kararına itaatsizlik ettiği ve görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle Katalonya Özerk Bölgesi’nin eski başkanı Artur Mas kamu hizmetinden iki yıllığına men edilmişti. Bunun yanında 2015 seçimleri de ilgili sürecin anlaşılmasında önem teşkil etmektedir. Seçimlerin galibi Katalan ayrılıkçılar olmuş; yönetime gelmeleriyle birlikte hedefleri doğrultusunda yani referandum düzenleme çalışmalarına başlamıştır. Katalan Parlamentosu 6 Eylül 2017’de referanduma yönelik kendi yasasını çıkarmıştır. Bu karara göre düzenlenecek olan referandumun sonucu bağlayıcı olacaktır. Fakat İspanya Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı almıştır.

Referandumun meşruluğu siyasi, sosyal zeminde de aranmaktadır. Barselona gibi önemli bir kentin ve sahip olduğu kaynaklarının Katalonya özerk bölgesinin sınırları içerisinde olması bağımsızlık yönünde taleplerin dile getirilmesinde özerk bölgeye avantaj sağlamıştır. Diğer yandan Madrid yönetiminin çeşitli beklentileri karşılamaması da sürecin bu noktaya gelmesinde etkili olmuştur. Örneğin 2006 yılında çıkarılan kanun ile bölgeye finans kaynaklarının kontrolünde daha fazla yetki verilirken 2010’a gelindiğinde ise bu özerk bölgenin kazanımlarının bir kısmı geri alınmıştır.

Madrid; bugün de idari birtakım faaliyetlerde bulunarak referandumun düzenlenmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır. Önde gelen siyasi bazı Katalan yetkililer görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle tutuklanmış sonrasında serbest bırakılmış; Katalonya Başkanlığı, dış ilişkiler ve ekonomi gibi bölgesel kamu idarelerinin binaları polis tarafından basılmıştır. Bazı yerel yöneticiler hakkında referandumu destekledikleri gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Referandumda kullanılacak oy pusulalarına el konulmuştur. İspanya hükümeti, Katalan yerel polisini kendi yetkisi altına aldığını açıklamıştır. Başsavcılık yerel polis ekipleri olan Mossos d’Esquadra’ya seçim merkezlerinde oy kullanılmasını engelleme talimatı vermiştir. Diğer yandan bölgesel hükümet ise referandumun düzenlenmesinde bu yerel polis gücünün görev yapmasını beklemektedir. Katalan İçişleri Bakanı’na göre yerel polis Madrid’den emir almayacaktır. Ama İspanya Anayasası’na bakıldığında karışıklık olduğunu ifade etmek mümkündür: çünkü polisler İspanya Anayasası üzerine yemin ederek görevine başlamaktadır.

20 Eylül’de Katalan Başkan Puigdemont, Madrid’in bu yaptırımlarla Katalan Hükümetinin de facto görevden alındığını, bölgenin özerkliğinin askıya alındığını ve de facto olarak olağanüstü halin uyguladığını öne sürmüştür. Madrid’in referandum karşıtı önlemlerine Puigdemont’un böyle cevap vermesi; kamuoyu nezdinde bağımsızlık talebinin idari ve hukuki açıdan meşrulaştırılması amacını taşımaktadır. İspanyol Anayasası’nın 155. Maddesi’ne göre Madrid, sayıları 17 olan özerk bölgeye doğrudan yönetim uygulayabilir; özerkliği askıya alabilmektedir. 155. Madde bugüne kadar uygulanmamıştır.

Sonuç olarak, Madrid’in bütün girişimlerine rağmen Katalan yetkililer referandumu düzenlemeye çalışmaktadır. Diğer yandan referandum esnasında şiddet olaylarının yaşanmasından endişe edilmektedir. Önceki örneklerin gösterdiği üzere referandumu düzenlemekte ısrar etmeleri durumunda Katalan liderlerin sivil itaatsizlikle, görevi kötü kullanmakla ve kamu fonlarının yasadışı kullanılmasıyla suçlanarak tutuklanma ihtimali bulunmaktadır. Zor ve sancılı olsa da taviz vererek, uzlaşarak bir sonuç elde edilebilir: Katalan lider Puigdemont, yasal bir seçim düzenlenme kararını Madrid yönetiminin kabul etmesi durumunda referandumun durdurulabileceğini açıklamıştı.

Benzer bir sürecin Irak’ın kuzeyinde yaşanması; tek taraflı alınan kararlarla referanduma gidilmesi uluslararası hukukta genelgeçer kabul gören self-determinasyon hakkından uzaklaşan örneklerin, “istisnaların” sayılarının artmaya devam ettiğini göstermektedir. Söz konusu hakkın çalıştırılmasında sömürge yönetiminin varlığı, hakkı talep edenlerin halkı oluşturması ve sınırların değişmemesi öğeleri başlıca kriterlerdir. Diğer yandan uluslararası hukuk doktrininde, kararlarında sömürgecilikle bağlantısı kurulan ve bu bağlamda doğrudan self-determinasyona hakkına sahip olan Batı Sahra’da seçeneklerin arasında bağımsızlığın da bulunduğu referandum halen düzenlenememektedir.

Yazarın diğer yazıları