Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

“Katalan Self-Determinasyonunda” Başa Dönüş

İspanya’nın önemli ve bir hayli ünlü olan Katalan bölgesi, artık “bağımsızlığa karşı hukukun üstünlüğü”, “özerklik yetkilerinin geri alınması” gibi hukuki ifadelerle anılır olmuştur. Bağımsızlık referandumu yapılmış ve sonucunda bağımsızlık tek taraflı olarak ilan edilmiştir. Katalonya Özerk Bölgesi’nin bu adımına İspanya yönetimi önceden açıkladığı üzere, İspanya Anayasası’nın 155. maddesini çalıştırarak cevap vermiştir. Buna göre Katalan Özerk Yönetimi lağvedilmiş ve liderleri hakkında hukuki süreç başlatılmıştır. İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, yerel seçimlerin 21 Aralık’ta düzenlenmesi kararını almıştır. Katalanların bir kısmı self-determinasyon hakkının bağımsızlık şeklinde çalıştırılmasında İspanya hukukuna takılmıştır.

Madrid’in referandum sürecinden beri verdiği cevaplarla Katalonya; bağımsızlık hedefinin yanı sıra elindeki mevcut kazanımlarını da kaybetmiştir. Bağımsızlık hedefine gidecek olan olası süreç uzatılmış ve ileride çeşitli engellerin konulacak olması da kuvvetle muhtemel görülmektedir. Özerk kazanımlarını şimdilik yitirmiş bir konumdadır. İspanya Anayasası’nın 155. maddesi uyarınca özerklik askıya alınmış, yerel hükümetin başkanları ve yardımcıları görevden alınmış, yerel parlamento feshedilmiş ve özerk güvenlik güçleri Madrid’e bağlanmıştır.

Bir taraftan hukuki süreç de ilerlemektedir. İspanya Anayasa Mahkemesi; referandumu yasa dışı ilan ederken bağımsızlık ilanını iptal etmiştir. Katalan liderler hakkında soruşturma açılmıştır. Bir kısmıysa anayasayı ihlal etmekle, halkı isyana teşvik etmekle ve kamu fonlarının hukuka aykırı kullanımıyla suçlanmaktadır.

Katalonya bağımsızlık girişimi; self-determinasyon hakkının siyasi gerekçelere başvurularak ve tek taraflı olarak bağımsızlık yönünde çalıştırılmasının hukuki ve siyasi açıdan zor olduğuna bir örnektir. Diğer yandan uluslararası hukukta genel geçer kabul gören self-determinasyon hakkının “bu imkânı tanıyabilmesi”, hakkın tartışmalı olduğunu yeniden göstermiştir. Self- determinasyonun iç seçeneklerinin uygulanmasının yeterli olamayabileceği, bağımsızlık için dış desteğin önemi tekrardan anlaşılmıştır. Ayrıca bölge içerisinde ülkede kullanılan yaygın dilden farklı bir dilin kullanılması, toplumun geneliyle arasında kültürel farklılıkların bulunmasının yanı sıra ayrılmak isteyen bölgenin güçlü ekonomiye sahip olmasının, bağımsızlığın temel gerekçelerinden ve tetikleyici unsurlarından biri olabildiği görülmüştür.

Katalonya Özerk Bölgesi liderliği, self-determinasyon sürecinde farklı hedeflere yönelmiştir; süreç kısa süreliğine olsa da sürüncemede kalmıştır. Örneğin Yerel Hükümet eski Başkanı Carles Puigdemont, referanduma giden süreçte Madrid yönetimiyle işbirliği yapmak ve önerilerde bulunmak istediğini fakat Madrid’in buna yanaşmadığını dile getirmiştir. Bağlayıcılığı olmayan referandumun yapılmasını önerdiğini ama kabul edilmediğini belirtmiştir. Ayrıca Puigdemont’un önceki ifadelerinin aksine, referandum sonucunun açıklanmasının akabinde değil belli bir sürenin geçmesinden sonra bağımsızlık, tek taraflı olarak ilan edilmiştir. Puigdemont’un yerel seçim kararını destekleyeceği bölgesel özerkliğin feshedilmemesinde direteceği ihtimali mevcuttu, fakat Katalan lider ne bunları yapmış ne de bağımsızlığı ilan etmiştir. Bağımsızlığı Katalan parlamentosu ilan etmiştir; parlamentonun bu konuda yetkili olduğunu söylemiştir.

Puigdemenot liderliğindeki Katalonya eski Özerk Yönetimi, süreci uluslararasılaştırmak özellikle de Avrupalılaştırmak istemiştir. Referandumdan itibaren AB’yi ve ilgili kurumlarını arabuluculuğa çağırması, bağımsız bir devlet olduktan sonra Katalonya’nın AB üyesi olacağını iddia etmesi ve son olarak bağımsızlık ilanı sonrası süreci Brüksel’den izlemeye karar vermesi ilgili hedefin göstergeleridir.

Katalan liderliği AB’yi yanına çekmeye çalışırken ve Katalanları Madrid yönetimine karşı barışçıl protestolara çağırırken Madrid; hukuki gerekçeleri kullanmakta ve self-determinasyonun iç seçeneklerini gündeme getirmeye devam etmiştir. Barcelona’yla görüşmelerin başlayabilmesi için hukukun üstünlüğünün sağlanması, yani anayasaya aykırı ilan edilen referandumun iptal edilmesini şart olarak öne sürmüştür. Yerel seçimlerin düzenlenmesi, Katalonya’nın reform taleplerini sunması, bölgeye daha fazla kaynak aktarılması ve mali özerklik verilmesi gibi maddeler gündemde yer almış; fakat bağımsızlığın ilan edilmesinden sonra “nükleer seçenek” olan Katalonya üzerinde doğrudan yönetime gidilmiştir.

Diğer yandan Avrupa da Katalan örneğiyle, self-determinasyon sorunu üzerinde test edilmiştir. Madrid’in yanında Katalonya’nın karşısında yer alarak AB, tek taraflı bağımsızlık girişimine karşı çıkmıştır. İskoçya’yla kıyaslamaya gidilerek, İskoç referandumunun yasal olduğunu çünkü Birleşik Krallığın onayının alındığını vurgulamıştır. Ayrıca Katalonya’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra doğrudan AB üyesi olamayacağını; üyelik müzakerelerinin en baştan yapılacağını ve sonunda İspanya’nın da dahil olduğu tüm AB üyelerinin Katalonya’nın üyeliğini oylayacağını hatırlatmıştır. AB böylelikle Avrupa sınırları içerisindeki benzer hareketlere üstü kapalı ve açık göndermede bulunmuştur.

Katalan bölgesinin self-determinasyon talebi, bir sürece dayanmaktadır. 1600, 1873, 1931 ve 1934 yıllarında Katalonya bağımsızlığını ilan etmiş; fakat her seferinde süreç başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Modern İspanya’nın tarihine bakıldığında self-determinasyonun en fazla özerklik seçeneğinin üzerinde durulduğu görülmektedir. Katalanlar, self-determinasyon için ayrı bir dile sahip olmaları ve bunun kullanılmasının yasaklanması, ülke ekonomisinin yükünün Katalonya üzerinde olması gibi çeşitli gerekçeler dile getirmiştir. Örneğin 1939 ile 1975 arasında Katalan dilinin kullanılması yasakken bugün, İspanyolca ile Katalanca bölgenin resmî dilidir. Katalonya’ya yapılan devlet yatırımının azaldığı da kaydedilmektedir. 2003’te bölgeye ayrılan bütçe yüzde 16 iken; 2015 taslak bütçede bu oran yüzde 9,5’e düşmüştür. 2008’deki mali krizden sonra Katalanlar mali özerklik taleplerini arttırmıştır. 2017 referandumu ve sonrasıyla self-determinasyon hakkı özerklikten bağımsızlığa kaydırılmış, fakat ibre yeniden self-determinasyonun iç seçeneklerine dönmüştür.

Katalanların self-determinasyon taleplerine farklı Madrid yönetimleri çeşitli cevaplar vermiştir. Özellikle 1993’ten bu yana Madrid’in yerel yönetim düzenlemelerinde Bask ve Katalan bölgelerinin taleplerini dinlendiği ifade edilmektedir. 2017 girişiminden sonraysa Madrid, yerel seçimlere giderek bir diğer cevabını vermiştir. İlerleyen dönemde ademî-merkeziyet alanında reformlar yapılabilecektir. Federalizme geçiş de dile getirilen öneriler arasındadır.

Sonuç olarak, bazı Katalanların 2017 bağımsızlık girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Katalan self-determinasyon süreci özerk bölge ve İspanya için önemli bir sınav olmuştur. Puigdemont’un selefi Artur Mas: “Bölge bağımsızlığa hazır değil.” derken; Puigdemont ve ekibi İspanya’nın sınırları içerisindeki siyasi ve hukuki Katalonya krizini AB’yi devreye sokarak uluslararasılaştırmaya çalışmıştır. Her bir örnek, “self-determinasyon dalgasının” yaşanması ihtimalini ve Avrupa’daki benzer hareketleri gündeme getirmektedir. Örneğin Katalanlar İskoçya’nın ilgili sürecini desteklemiş; bağımsızlık için referanduma gidileceğini açıklamıştır. Belçika’daki Flamanların, İtalya’nın kuzeyinin, Fransa’daki Bretonların, İspanya’daki Baskların Katalonya girişimini nasıl yorumlayacağı merakla beklenmektedir.

Yazarın diğer yazıları