Kaşıkçı Hadisesi ve Diplomatik Kurumlar

2 Ekim 2018 tarihinde Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda Soğuk Savaş sonrasının en önemli diplomatik krizlerinden birisi yaşanmıştır. Kriz olarak ifade edilen olay, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçının söz konusu tarihte evlilik işlemleriyle ilgili olarak ilgili devletin İstanbul Başkonsolosluğu’na giriş yapmasının ardından bir daha kendisinden haber alınmaması şeklinde özetlenebilir.

Bu hadisenin dünya kamuoyunun dikkatinin merkezine yerleşmesi sadece olayla ilgili olmayıp olayın başrol kahramanıyla da ilintilidir. Gerek ulusal gerekse uluslararası kamuoyunun dikkatini ziyadesiyle çeken olayın ana kahramanı olan Suudi Arabistanlı Kaşıkçı, Batı’da (ABD’deki Indiana State University) eğitimini almış bir gazeteci olarak tanınmaktadır. Mevzu bahis şahıs, çeşitli gazetelerde muhabirlik yaptıktan sonra sırasıyla Al Madina, Arab News ve Al Watan gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü veya genel yayın yönetmenliği vekilliği gibi üst düzey görevleri icra etmiştir. 2015 yılında Bahreyn’de faaliyetlerine başlayan ve Suudi Prens El-Velid bin Talal’in finanse ettiği Al-Arab kanalında da çalışmalarda bulunan Kaşıkçı, 2017 yılından sonra Washington Post gazetesinde köşe yazıları yazmıştır.

Kaşıkçı’nın özgeçmişine ve ilişkilerine bakıldığında Batı’yla güçlü ilişkileri olan bir gazeteci veya aydın bir kişilikle karşılaşılmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu gazetecinin Suud rejimiyle ilişkilerinin ise iyi olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Kral’a muhalif bir çizgide yer alan Kaşıkçı’nın ülkedeki potansiyel muhalif risk gruplarıyla da açık ilişki içerisinde olduğu bilinmektedir. Kamuoyunun da malumu olduğu üzere Suudi Arabistan’da iktidar elitleri ile muhalifler arasında son bir yılda baş döndürücü önemli siyasi gelişmeler yaşanmıştır. An itibariyle akıbetine ilişkin net bilgi bulunmayan Kaşıkçı’nın Suudi “Arabistan’daki iktidar mücadelesine mi kurban gitti” ya da “daha farklı bir uluslararası meseleden dolayı mı kayboldu” sorularının cevabı ile ilgilenmeyen bu analizde ele alınacak konu ise diplomatik misyonların ve konsoloslukların diplomasi hukuku ve teamüller çerçevesinde statüleri, hak ve sorumluluklarıdır.

Oldukça eski bir kurum olan diplomasi, günümüzdeki anlamda pratik kazanamaya Kuzey İtalya’daki şehir devletlerinde başlamış ve 16. yüzyılda İtalya’da gelişen bu pratik 18. yüzyılda Kara Avrupası’nda da karılık bulmaya başlamıştır. 1455 yılında Venedik tarafından ilk sürekli elçiliğin açılmasının milat olarak kabul edildiği kurumsal diplomasiye ilişkin Vestfalya ve Viyana Kongreleri uluslararası hukuki statü kazandırılmıştır. Günümüzde ise kurumsal diplomasisinin statüsü, işleyişi ve kuralları, 18 Nisan 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi ise tesis edilmiştir. Birbirinin bağımsızlığı ve egemenliğini tanıyan iki devlet arasında Viyana Sözleşmesi’nde benimsenen usuller çerçevesinde karşılıklı işlemlerin nihayete erdirilmesi ilgili devletler nezdinde diplomatik temsilcilerin vazifelerini ifa etmesi salahiyeti hasıl olmaktadır.

Kaşıkçı olayının ardından kamuoyunda sürekli ve hararetli bir şekilde tartışma konusu diplomatik temsilciler Viyana Sözleşmesi’ne göre üçe ayrılmaktadır. Bunlar;

  1. Devlet Başkanları nezdinde akredite edilen Büyükelçiler veya Nonslar ile muadili rütbedeki diğer misyon şefleri;
  2. Devlet Başkanları nezdinde akredite edilen Murahhaslar, Elçiler ve Enternonslar;
  3. Dışişleri Bakanları nezdinde akredite edilen Maslahatgüzarlar.

Yukarıdaki belirtildiği üzere 3 sınıfa ayrılan diplomatik temsilcilerin faaliyet gösterdiği misyonda çalışan personel ise; Elçi ya da Elçi müsteşar, Müsteşar, Başkâtip, İkinci kâtip, Üçüncü kâtip ve Ateşe’dir.

Diplomatik misyonların görevleri de 1961 Viyana Sözleşmesi’nin 3. Maddesinde belirlenmiştir. Bu maddenin 1. fıkrasında göre diplomatik misyonun görevlerinin aşağıdaki kapsadığı belirtilmektedir:

  1. Gönderen Devleti kabul eden Devlette temsil etmek;
  2. Kabul eden Devlette, uluslararası hukukun müsaade ettiği sınırlar içinde gönderen Devletin ve vatandaşlarının çıkarlarını korumak;
  3. Kabul eden Devlet Hükümeti ile müzakereler yapmak;
  4. Bütün yasal imkânlarla kabul eden Devletin durumunu ve gelişmelerini tespit etmek ve bunlar hakkında gönderen Devlet Hükümetine bilgi vermek;
  5. Gönderen Devlet ile kabul eden Devlet arasında dostane ilişkileri ilerletmek ve ekonomik, kültürel ve bilimsel ilişkilerini geliştirmek.

Diplomatik misyonun görev ve sınıf tanımı ile personeline dair düzenlemeler ela alındıktan sonra belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus ise “corps diplomatique” kavramıdır. Bu kavram; bir ülkede bulunan diplomasi temsilcilerinin tamamını nitelendirmektedir. Yorumlanması halinde misyon şefleriyle birlikte müsteşarlar, kâtipler, ateşeler ve belli hallerde konsolosları da bünyesine dahil eden bir kavramdır. Bu cümleden de anlaşıldığı üzere konsolosluk daha farklı bir statü ile tesis edilen hak ve sorumluluklar yüklenen müessesedir.

Devletler arasında karşılıklı muvafakat ile kurulan ve düzenlenen ilişkileri yürüten konsolosluk müessesinin statüsü ise 1963 tarihli Konsolosluk İşleri Hakkında Viyana Sözleşmesi ile tesis edilmiştir. Sözleşmenin 5. maddesinde konsolosluk görevleri düzenlenmiştir. Bu maddeye göre konsolosluk görevleri aşağıdaki hususlardan oluşmaktadır:

  1. Devletler Hukukunca kabul edilen sınıflar çerçevesinde gönderen Devlet’in ve bu Devlet’in uyruğu bulunan gerçek ve tüzel kişilerin çıkarlarını kabul eden Devlet’te korumak;
  2. Bu sözleşme hükümleri çerçevesinde, gönderen Devlet ile kabul eden Devlet arasında ticarî, ekonomik, kültürel ve bilimsel ilişkilerin gelişmesini kolaylaştırmak ve onlar arasındaki dostluk ilişkilerini teşvik etmek;
  3. Kabul eden Devlet’in ticarî, ekonomik, kültürel ve bilimsel, hayat şartları ve gelişmeleri hakkında, her türlü kanuni yollarla bilgi edinmek ve bu hususlarda gönderen Devlet hükümetine rapor ve ilgili kişilere bilgi vermek,
  4. Gönderen Devlet uyruklarına pasaport ve seyahat belgeleri ve keza bu Devlet’e gitmeyi arzu eden kişilere vize ve gerekli belgeler vermek;
  5. Gönderen Devlet’in uyruğu bulunan gerçek ve tüzel kişilere yardım etmek;
  6. Noter ve kişi halleri memuru sıfatıyla hareket etmek ve benzeri görevleri ve kabul eden Devlet’in kanun ve düzenlemelerine aykırı olmadığı ölçüde bazı idarî mahiyetteki görevleri yapmak;
  7. Kabul eden Devlet’in kanun ve düzenlemeleri uyarınca, gönderen Devlet’in uyruğu bulunan gerçek ve tüzel kişilerin bu Devlet’te mirasla ilgili çıkarlarını korumak;
  8. Özellikle haklarında bir velâyet veya kayyımlık söz konusu olduğunda gönderen Devlet’in uyruğu bulunan küçük ve gayri mümeyyizlerin çıkarlarını kabul eden Devlet’in kanun ve düzenlemeleriyle saptanmış sınırlar çerçevesinde korumak;
  9. Kabul eden Devlet’te yürürlükte bulunan uygulama ve usuller saklı kalmak üzere, gönderen Devlet uyrukları kabul eden Devlet’te bulunmadıkları veya tamamen başka bir nedenle zamanında hak ve çıkarlarını koruyamayacak durumda oldukları takdirde, bu uyrukların hak ve çıkarlarının korunması amacıyla, kabul eden Devlet kanun ve düzenlemeleri uyarınca, geçici tedbirlerin alınmasını talep etmek için söz konusu uyrukları kabul eden Devlet mahkemeleri veya başka makamlar önünde temsil etmek veya uygun şekilde temsil edilmelerini sağlamak üzere tertibat almak;
  10. Yürürlükteki uluslararası anlaşmalar uyarınca veya böyle anlaşmalar bulunmadığı takdirde kabul eden Devlet’in kanun ve düzenlemelerine uygun olacak şekilde, adlî ve gayri adlî evrakı ulaştırmak veya istinabeleri yerine getirmek;
  11. Gönderen Devlet’in uyrukluğunu taşıyan deniz ve nehir gemileri ile bu Devlet’te kayıtlı uçaklar üzerinde ve keza bunların mürettebatı üzerinde gönderen Devlet’in kanun ve düzenlemelerinde öngörülen kontrol ve teftiş haklarını kullanmak;
  12. Bu maddenin (k) bendinde söz konusu gemi, vapur ve uçaklarla, bunların mürettebatına yardım etmek ve bu gemi ve vapurların seyahati ile ilgili beyanları kabul etmek, geminin kâğıtlarını incelemek ve vize etmek ve kabul eden Devlet makamlarının yetkilerine hâlel getirmeksizin yolculuk sırasında vuku bulan olaylar hakkında soruşturma yapmak ve gönderen Devlet’in kanun ve düzenlemelerinin verdiği yetki ölçüsünde kaptan, gemi zabitanı ve tayfalar arasında her çeşit anlaşmazlıkları çözümlemek;
  13. Gönderen Devlet tarafından bir konsolosluğa verilen ve kabul eden Devlet kanun ve düzenlemelerinin yasaklamadığı veya bu Devlet’in karşı çıkmadığı veya gönderen Devletle kabul eden Devlet arasında yürürlükte bulunan uluslararası anlaşmalarda belirtilen bütün diğer görevleri yapmak

Yukarıdaki 13 maddede belirtilen görevleri yerine getirmek amacıyla konsolosluklara tahsis edilen binaların dokunulmazlıklarına ilişkin düzenleme ise 1963 Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddedeki hükümler aşağıdaki gibidir:

  1. Konsolosluk binalarının bu maddede öngörülen ölçüde dokunulmazlıkları vardır.
  2. Kabul eden Devlet makamları, konsolosluk şefinin, onun tarafından tayin edilmiş kimsenin veya gönderen Devlet’in diplomatik temsilcilik şefinin muvafakati dışında, konsolosluk binalarının münhasıran konsolosluk işleri için kullanılan kısmına giremezler. Bununla beraber acil koruma tedbirleri alınmasını gerektiren yangın veya sair felâket halinde konsolosluk şefinin zımnî rızası alınmış sayılabilir.
  3. Bu maddenin 2. fıkrasındaki hükümler saklı kalmak üzere, kabul eden Devlet’in, konsolosluk binalarına müsaadesiz girilmesine veya binaların tahrip edilmesine ve keza konsolosluğun huzurunun bozulmasına veya konsolosluğun onurunun kırılmasına engel olmak amacıyla gerekli her türlü tedbirleri almak gibi özel yükümlülüğü vardır.
  4. Konsolosluk binaları, mobilyaları, konsolosluk malları ve keza ulaşım araçları millî savunma veya kamu yararı amaçlarıyla hiçbir çeşit el koymaya konu teşkil edemezler. Bu amaçlarla istimlâk yapılması gerekli ise, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesinin sekteye uğramaması amacıyla uygun tedbirler alınır ve gönderen Devlet’e peşin, adil ve yeterli bir tazminat ödenir.

1963 Viyana Sözleşmesi’nde düzenlenen hükümler göz önüne alındığında kişi, bina, arşiv ve haberleşme dokunulmazlığı ve gezi serbestliğine sahip olan konsolokluk müessesinin diplomatik misyonlara tanındığı kadar geniş ayrıcalıklara sahip olmadığını ifade etmek gerekmektedir. Tanınan çoğu muafiyet ve ayrıcalığın görevleriyle ilişkili olduğunu ve bu noktada konsolosların konut dokunulmazlığının bulunmadığını da ifade etmek gerekir.

Toparlanması halinde diplomatik sürecin bir ayağını oluşturan konsolosluk müessesi uluslararası hukuk çerçevesinde düzenlenen ve taraf olan devletleri bağlayan bir sözleşme ile tesis edilmiş olup birtakım ayrıcalıklar söz konusudur. Bu noktada belirtilmesi gereken husus kabul eden devletin kanun ve düzenlemelerine saygı gösterme görevi olan konsolosluk müessesinin binaları konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesiyle kabili telif olmayacak şekilde kullanılamazlar. Dolayısıyla uluslararası hukukun müsaade ettiği alanın dışına çıktığı iddia edilen Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu ile ilgili iddialar uluslararası hukuk nezdinde bir tartışma yürütülmesi halinde söz konusu devleti oldukça zor duruma düşürecek türdendir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Kadir Ertaç ÇELİK
Kadir Ertaç ÇELİK
ANKASAM ABD-Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,793BeğenenlerBeğen
103TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et
211AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz