Kamu Diplomasisi Boyutuyla Tahran Zirvesi: Tabloyu Nasıl Okumak Gerekir?

“Tahran Zirvesi’nde Türkiye, İdlib operasyonuyla oluşacak İnsani dramı önceleyen ve Suriyeli mülteci akınını engellemek isteyen ülke pozisyonuyla ön plana çıktı.”

Tahran Zirvesi, tarihte eşine pek az rastlanır biçimde canlı yayında liderler arasında yürütülen müzakere biçimini alarak tarihe geçti. Özellikle Devlet Başkanı Erdoğan’ın canlı yayında Tahran bildirisinin 3. maddesine itiraz ederek insani dramı engellemek için ateşkes ibaresinin konulmasında ısrar etmesi ile başlayan diplomatik müzakere, dünya basının ilgi odağı haline geldi ve sosyal medyada da en çok paylaşılan videolar arasına girdi. Ancak canlı yayında Rusya Devlet Başkanı Putin, Başkan Erdoğan’ın ateşkes çağrısına diplomatik bir dille yanıt vererek masada sahadaki tarafların olmadığı gerekçesiyle reddetti. Tabi Putin, basının önünde tartışmaya yol açmamak ve Ankara’yı kaybetmemek adına Türkiye’yi haklı gördüğünü ifade ettikten sonra ateşkese uyması gereken silahlı muhaliflerin olmadığı gerekçesiyle bildiri metnine ateşkes ibaresinin konulmasını nazikçe reddetti.

Aslında Erdoğan’ın ateşkes çağrısı, silahlı muhaliflerden çok İdlib’e hava bombardımanı başlatan Rusya’ya yönelikti. Nitekim zirve öncesi dahi bombardıman yapıldığı dikkate alındığında Erdoğan’ın ateşkes çağrısının muhatabı daha açık anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin Tahran bildirisini imzalaması, Astana Süreci’ni bitirmeyip Rusya ile yol ayrımına gitmemeyi tercih ettiğini göstermektedir. Bunun yerine Türkiye, Rusya’ya karşı ABD ve Avrupa ile ortak hareket ederek Rusya’nın İdlib operasyonunu tek taraflı olarak gerçekleştirmemesi ve bunun insani drama yol açmaması için çaba sarf ettiği görülmektedir.

Bu noktada Türkiye, Tahran Zirvesi’nde ortaya çıkan tablo sonrası tüm dünyada İblib’de insani dramın oluşmasını ve mülteci akınını önlemek isteyen ülke imajı ile ön plana çıkmıştır. Zira zirvede liderlerin yanlarına aldığı kabine üyelerine bakıldığında da Rusya ve İran’ın savaş kabinelerinin aksine Türkiye’nin İdlib meselesine insani dram ve mülteci sorunu açısından yaklaştığı bir tablo söz konusuydu. Çünkü Başkan Erdoğan, zirvede yanına kabineden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Hazine-Maliye Bakanı Berat Albayrak ve arkalarında İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve yine Türkiye’de Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğünün kurucu ismi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ı alarak Suriye Krizi’ne “insani diplomasi” çerçevesinden baktığını tüm dünyaya göstermiştir.

Canlı yayınlanan Tahran Zirvesi’ndeki bu imaj, Türkiye’nin Davos sonrası bir kez daha uluslararası toplum ve kamuoyunda itibar kazanmasını sağlamıştır. Ayrıca canlı yayında gerçekleşen liderler arasındaki bu kısa diplomatik tartışma, Türkiye’nin Suriye’deki çatışmalarda insani dramı ve mülteci sorununa odaklanan mülteci odaklı insani diplomasi izlediğini bütün dünyaya göstermiştir. Nitekim bunun sonucunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında ABD ve İngiltere, Türkiye’nin tezini savunan bir pozisyon almıştır.

Özellikle Başkan Erdoğan’ın yine canlı yayında İranlı şairin “Eğer sen başka insanların ızdırabından kederlenmiyorsan, sana Ademoğlu demek yakışmaz” sözlerine atıf yaparak masadaki muhataplarının yüzüne karşı “Suriye’de insanların ölmesine göz yumanlar insan değildir” diyerek açık bir mesaj verdiği kısım, sosyal medyada en çok paylaşılan ve izlenen video olarak öne çıkmıştır. Bu da Erdoğan ve Türkiye’nin Davos sonrası canlı yayındaki bir zirvede dünya gündeminin manşetinde tekrar yer almasını sağlamıştır.

Tahran Zirvesi’nin ön plana çıkan diğer kısmı ise Erdoğan’ın “Türkiye’nin 4 milyon mülteciyle kapasitesini doldurduğunu” vurgulayarak operasyon sonrası oluşacak insani dram sonucu İblib’deki 3.5 milyon sivilin (ve yabancı savaşçıların) Türkiye’ye ve buradan da Avrupa’ya tekrar mülteci akınına yol açmaması tezi olmuştur. Özellikle bu noktada Avrupa’nın Türkiye’nin bu tezini destekleyen pozisyonda yer alacağını BMGK toplantısı açıkça göstermiştir.

Bu bağlamda Tahran Zirvesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de başta ABD, İngiltere, Almanya, Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleriyle Rusya’ya karşı mülteci akınının önlenmesi bakımından ortak hareket edecekleri bir manevra alanının ortaya çıktığı ileri sürülebilir. Nitekim 14 Eylül 2018 tarihinde İdlib için Türkiye’nin Avrupalı ortaklarıyla İstanbul Zirvesi’ni gerçekleştirecek olması bunun açık bir göstergesidir. Böylece Türkiye, Tahran Zirvesi’nde Rusya ve İran’ın ateşkes çağrısını reddetmesine karşı İstanbul Zirvesi’yle yeni bir hamle yapmış olacaktır. İstanbul Zirvesi, Türkiye’nin Astana ekseninde Rusya-İran ikilisine karşı denge oluşturma stratejisi olduğu gibi aynı zamanda Suriye İç Savaşı’nda sona yaklaşılırken Türkiye’nin Rusya ile ortak hareket ettiği Astana Süreci’nin yanına artık Avrupa ülkeleriyle birlikte İstanbul ekseni oluşturma politikası olarak da değerlendirilebilir.

Bunun Türkiye ile AB’nin yakınlaşmasını güçlendiren bir faktör olduğu gibi aynı zamanda Türkiye ile ABD arasında da yakınlaşmayı artırabileceği söylenebilir. Böylece Türkiye’nin Rusya ve İran karşısında yanına Avrupa ülkelerini katmasının dengeyi sağlayan bir faktör olacağı iddia edilebilir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
Doç. Dr. Muharrem EKŞİ
ANKASAM Kamu Diplomasisi Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,727BeğeniBeğen
45TakipçiTakip Et
1,639TakipçiTakip Et
137AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten...

Yemen’de Stratejik Denge Arayışları

2015 yılının Şubat ayında gerçekleşen Husi Darbesi’nden bu yana yoğun bir şekilde iç çatışmalara ve...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz