İstanbul’da Dörtlü Zirve: Suriye’de ABD’siz Bir Çözüm Mümkün mü?

27 Ekim 2018 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen Türkiye-Rusya-Fransa-Almanya dörtlü zirvesi, Suriye’de çözüm için somut ve etkili sonuçlar yaratmamış olsa da taşıdığı sembolik anlam itibariyle uzunca bir süredir tartışılmaktadır. Zirvenin sembolik değeri, Suriye’de iç savaşın yeni bir safhaya geçmesine ilişkindir. Bu aşamada diplomasi ön plana çıkmakta ve sürdürülebilir bir düzenin kurulması için siyasal diyalog, müzakere ve pazarlık süreçleri giderek önem kazanmaktadır.

Dörtlü zirve, bu süreçlerin nasıl bir karakter taşıyacağına dair bize önemli ipuçları sunmaktadır. Bu anlamda, Amerikan yönetiminin zirvede temsil edilmemesi dikkat çekicidir. Nitekim ABD’nin siyasi çözüm arayışlarında ne ölçüde yer alacağı ve nihai çözüme ABD olmadan ulaşılıp ulaşılamayacağı öne çıkan sorular arasında yer almaktadır.

Bu sorulara yanıt aramadan önce dörtlü zirvenin taşıdığı önemi, tarafların çıkar ve hedefleri üzerinden değerlendirmek yerinde olacaktır. Zirvenin işaret ettiği en önemli gelişme Türkiye’nin güçlenen rolü olmuştur. Türkiye, Suriye’deki ateşkesin sürdürülmesi noktasında Şoçi Mutabakatıyla attığı önemli adımın ardından bu zirvenin toplanmasına önayak olarak pozisyonunu pekiştirmiştir.

Türkiye, son yıllarda Rusya’yla kurduğu işbirliğiyle Suriye’de etkinliğini artırmış ve çözümün paydaşlarından biri haline gelmiştir. Ancak Ankara ile Moskova arasında ilkesel düzeyde çıkar farklılıklarının bulunduğu da bilinmektedir. Bu zirvede yer alan Fransa ve Almanya, bu ilkesel konularda Türkiye’ye daha yakın bir pozisyona sahiptir. Bu nedenle söz konusu iki ülkenin sürece katılımı Türkiye’nin diplomatik anlamda elini güçlendirecektir. Rusya’yla yaşanan ilkesel anlaşmazlıklara ek olarak insani konularda da Türkiye’nin sesi daha güçlü çıkacaktır. Zira Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği konular Suriye’nin toprak bütünlüğü, terörle mücadele, insani yardım, vb. zirvenin sonuç bildirgesine yansımıştır.

Rusya, Suriye’de devam eden sürecin en belirleyici aktörü konumundadır. Ancak sahada elde ettiği askeri kazanımları diplomatik kazanıma dönüştürme ihtiyacındaki Moskova yönetimi de bu zirveye önem vermektedir. İlk olarak Türkiye ve İran’ın da katılımıyla oluşturulan Astana Süreci ve devlet liderleri düzeyinde yürütülen üçlü mekanizmayla Suriye’de siyasi çözüm için arayış içerisinde bulunan Rusya, bu son zirveyle diplomasi masasını genişletmiştir. Rusya aynı zamanda, ABD’nin izlediği güvenilmez ve çelişkili politikalardan endişe duyan Avrupa ülkeleriyle ortaklık zeminini güçlendirme fırsatı da bulmuştur. Böylece Trans-Atlantik ittifakı içerisindeki çıkar farklılaşmasından yararlanma ve ayrımları güçlendirme stratejisi açısından da önemli bir kazanım elde edilmiştir.

Avrupa’nın iki büyük devleti, Fransa ve Almanya’nın öncelikli kaygısıysa Suriye’deki ve genel olarak Ortadoğu’daki istikrarsızlığın ülkelerine sirayet etmesi ihtimalidir. Bir başka deyişle mülteci sorununun Avrupa’daki yansımalarının önüne geçme ve terörle mücadele, sözü edilen iki ülkenin başlıca güvenlik endişelerini oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra sorunun çözümünde oynayacakları rolle Suriye’nin yeniden inşasında yer alacak ekonomik aktörler arasına girmek, dış politika üzerindeki etkinliğini artırmak, bölgenin istikrarını sağlayarak Doğu Akdeniz doğalgazının Avrupa’ya taşınması için güvenli bir ortam yaratmak, ABD’nin tek taraflı ve tutarsız politikalarına alternatif üretmek, vb. çıkarları da bulunmaktadır. Esasında dörtlü zirve Suriye’de çözümün nihai adreslerinden biri değildir ve sürecin ileride bu konuma geleceğinin garantisi de yoktur. Lakin bu durum, Fransa ve Almanya’nın çözümün bir parçası olmak adına geri çevirmek isteyecekleri bir fırsat değildir.

Dörtlü zirve, yaşanan tüm çıkar farklılıklarına rağmen gerçekleştirilmiş bir zirvedir. Siyasi çözüme yönelik önemli bir girişim olarak görülmelidir ve bu açıdan zirvenin en dikkat çekici yönü, daha önce de belirttiğimiz üzere ABD’nin yer almamasıdır. Bu bağlamda, Suriye’de ABD olmadan nihai bir çözüm olabilir mi sorusu da son derece kritik bir soru olarak yanıtlanmayı beklemektedir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; ortaya çıkan bu tabloda ABD’nin yer almaması, Washington yönetiminin bugüne dek Suriye’ye yönelik tutarlı bir politika geliştirememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Donald Trump’ın Başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana ABD’nin tutarsız politikaları, genel olarak dış politikasındaki kurumsal sorunlarla birleşmiştir. Dolayısıyla “ABD’nin dışarıda kaldığı” bir sürecin başlatılmış olması, Amerikan yönetiminin uluslararası meselelerde güvenilirliğini yitirmiş olmasının bir sonucu olarak kabul edilebilir.

ABD hem rakibi Rusya hem de müttefikleri Türkiye, Fransa ve Almanya nezdinde güvenilirliğini yitirmiş olsa da Suriye’de halen hayati çıkarlara sahiptir. Bu nedenle Amerikan çıkarlarının göz ardı edildiği bir çözüm sürdürülebilir olmayacaktır. Suriye’de sağlanacak çözüme ABD’nin de bir şekilde dahil edilmesi, bu mümkün değilse bile ABD’nin asgari çıkarlarının gözetilmesi gerekecektir. Bu durumda söz konusu çıkarların neler olduğu ve diğer uluslararası ve bölgesel aktörlerin tutumlarının ne olacağı konusu önem kazanmaktadır. Hiç şüphesiz bu konulardaki tartışmalar, görüş ayrılıkları ve ortaya çıkacak olan çözüm Suriye’de kurulacak olan düzenin sürdürülebilirliği ile yakından ilgili olacaktır.

ABD’nin Suriye’ye ilişkin en temel kaygıları üç başlık altında toplanabilir. Birincisi İsrail’in güvenliğine ilişkindir ve İran’la Hizbullah’ın etkisinin sınırlandırılmasını gerektirmektedir. Aslında bu güvenlik kaygısını değişen ölçülerde tüm aktörler paylaşmaktadır. Örneğin; Türkiye, Fransa ve Almanya meseleye İsrail’in güvenliği açısından bakmamakta ve sorunu varoluşsal bir tehdit olarak algılamamaktadır, ama yine aynı ülkeler İran’ın artan nüfuzunu bir sorun olarak görmektedir.

Diğer yandan Rusya, her ne kadar İran’ı Astana Sürecinin bir parçası olarak kabul etmişse de Suriye’de, İran’dan çok daha geniş bir gündeme sahiptir. Başka bir deyişle Rusya Ortadoğu’da kalıcı olmak istiyorsa Suriye savaşını İsrail’in, Türkiye’nin ve diğer bölge ülkelerinin çıkarlarını da dikkate alan bir çözüme kavuşturması gerektiğinin bilincindedir. Nitekim İdlib’e ilişkin mutabakatta İran dışarıda kalmıştır. Astana Süreci’nin ve bunun devamında ortaya çıkan üçlü zirvelerin bir parçası olmasına rağmen İran, İstanbul’da gerçekleşen dörtlü zirveye davet edilmemiştir. Dolayısıyla İran’a yönelik ABD’nin ve İsrail’in bakışı paylaşılmasa da artan İran nüfuzu konusundaki hassasiyet tüm aktörlerde gözlenmektedir.

ABD’nin, Suriye’de ikinci hayati çıkarı radikal grupların ve terör örgütlerinin önüne geçilmesi yönündedir. Bu konu tüm uluslararası aktörlerin hayati çıkarları arasındadır, ama kimlerin terör örgütü sayılıp kimlerin sayılmayacağı konusunda bir görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bununla birlikte Suriye’de varlık gösteren uluslararası ve bölgesel aktörler son dönemde kendi pozisyonlarını tahkim etmiş, yakın ilişki içinde oldukları birtakım gruplar üzerinden Suriye’nin geleceğinde söz söyleme imkanlarını genişletmeye çalışmışlardır. Bu noktada en tartışmalı konu ABD’nin, PYD/YPG ile kurduğu ilişkiden kaynaklanmaktadır. Buradan ABD’nin Suriye’deki üçüncü temel çıkarına ulaşmaktayız. O da şudur ki; ABD, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını ve nüfuz alanını korumak istemektedir.

Türkiye açısından Suriye’nin kuzeyinde nasıl bir yapılanmanın ortaya çıkacağı, özellikle de Fırat’ın doğusunda yaşanan gelişmeler çok temel bir güvenlik sorunu yaratmaktadır. Nitekim Türkiye bu bölgede herhangi bir “oldubittiye” izin vermeyeceğini ve bu tarz tek taraflı girişimleri engellemek adına her türlü önlemi almaya hazır olduğunu göstermiştir.

Astana Sürecinde olduğu gibi İstanbul’daki dörtlü zirvede de Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusunun yapılmış olması Türkiye açısından önemlidir. Ayrıca aynı zirvede Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve komşu ülkelerin ulusal güvenliğine zarar vermeyi amaçlayan ayrılıkçı gündemlerin reddedildiğinin özellikle vurgulanması dikkat çekicidir. Bu mesajın ABD’ye yönelik olduğu söylenebilir. Bu bakımdan Türkiye’nin kararlı tavrı, çözüm sürecinin aktörleri tarafından kabul edilmiş görünmektedir.

ABD tarafından da Türkiye’nin asgari ulusal çıkarlarının kabul edildiğini söylemek mümkündür. Tüm krizlere rağmen Münbiç’te devam eden bir yol haritası bulunmaktadır ve Türk-Amerikan ilişkileri normalleştikçe konuya ilişkin sorunların çözümü noktasında diyalog mekanizmaları da güçlenecektir. Fakat ABD’nin, Suriye’nin kuzeyindeki gruplarla ilişkisini kesmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır.

ABD buradaki gruplarla ilişkilerini Ortadoğu’daki nüfuz paylaşımının önemli bir boyutu olarak görmektedir. Ayrıca Rusya, Fırat’ın doğusunda ABD etkinliğini mümkün oldukça kırmak istemektedir, ama PYD/YPG ile ilişkilerini kesebilmiş değildir. Almanya ve Fransa’nın da bu terör örgütüne bakışı ABD ve Rusya’dan çok farklı değildir. Dolayısıyla ortaya çıkan çözüm ne şekilde olursa olsun Türkiye bu konuda risklerle karşılaşmaya devam edecektir.

Görüldüğü üzere, Suriye’de nihai çözümü ilgilendiren neredeyse tüm konularda ABD birtakım kritik çıkarlara sahiptir. Bunlar İsrail’in güvenliği, İran’ın askeri varlığı ve nüfuzu, Suriye’deki nüfuz paylaşımı, terör örgütlerinin durumu, Fırat’ın doğusunda nasıl bir siyasal ve toplumsal yapılanmanın tesis edileceği, vb. sorunlardır. Bu konularda ABD’nin asgari düzeyde memnun olmadığı bir çözüm sürdürülebilir olmayacaktır. Ancak Amerikan yönetiminin izlediği tutarsız dış politika diğer aktörleri ABD olmadan harekete geçmeye zorlamaktadır.

Suriye’de oluşacak çözümün adresi konumuna gelen Astana Süreci, Soçi’de başlayıp İstanbul ve Tahran’da devam eden üçlü zirvelerle kurumsallaşmıştır. Nihayet Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya’nın katıldığı dörtlü zirve çözümün ortaklarını genişletme hedefini yansıtmaktadır. Bu zirvenin kalıcı bir mekanizma yaratıp yaratmayacağını zaman gösterecektir. Fakat daha fazla aktörün çözüm sürecine dahil edilmesi ihtiyacı açıktır.

Elbette bu sürecin en belirleyici aktörü Rusya olacaktır. Ancak tek taraflı bir çözüm kalıcı olmayacağı için Rusya çok taraflı bir diplomasi yürütmek istemektedir. ABD’nin bu süreçte şimdilik dışarıda kalması, bugüne dek Ortadoğu’da görülen tek taraflı Amerikan politikalarına bir tepki niteliğindedir. Dolayısıyla Rusya’nın diplomasi masasını genişletmesi ABD’ye karşı elini güçlendirmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında Suriye ve Ortadoğu’da ulusal güvenliğinin aleyhine birtakım politikalar izleyen ABD’nin çözüm sürecinin dışında kalması ilk bakışta olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Zira Amerikan tek taraflılığı Türkiye’nin de muzdarip olduğu sorunların başında gelmektedir. Uluslararası siyasette artan çok kutupluluk eğilimine uygun olarak Suriye’de çok taraflı bir çözümün ABD olmadan gerçekleştirilmesi bu bakımdan olumlu yorumlanabilir. Ancak Türkiye’nin Rusya’yla ilkesel düzeyde çelişen çıkarları olduğu da unutulmamalıdır. Nitekim iki ülke arasında Esad rejiminin geleceği, İran ve Hizbullah’ın bu ülkedeki rolü ve Suriye’nin kuzeyindeki gruplarla ilişkileri başta olmak üzere pek çok konuda önemli çıkar farklılıkları dikkat çekmektedir.

İdlib’de karşılaşılan ilk büyük sınamanın olumlu atlatılması, Türk-Rus ilişkilerinin bundan sonra karşılaşacağı zorlu sınavları başarıyla geçeceğinin garantisini sunmamaktadır. Bu nedenle Almanya ve Fransa’nın da dahil oldukları bir dörtlü zirve Türkiye’nin attığı önemli adımlardan biridir. ABD’nin de bu masada yer alması Türkiye’ye çok daha geniş bir hareket alanı kazandıracaktır.

Son olarak belirtmek gerekir ki; Suriye’de ABD’nin tamamen dışlandığı bir çözüm sürdürülebilir olmayacağı gibi Türkiye açısından da arzu edilir bir çözüm olmayabilir. Tabii ki diplomatik düzeyde çözüm arayışlarına dahil olarak Türkiye’ye hareket alanı kazandıracak olan ABD, Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunlarına hassasiyet gösteren bir anlayışla hareket etmelidir. Bu bakımdan Türk-Amerikan ilişkilerinde son günlerde başlamış olan normalleşme Türkiye için önemli bir gelişmedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
ANKASAM Türk Dış Politikası ve Uluslararası Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,790BeğenenlerBeğen
101TakipçilerTakip Et
1,720TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

Macron’un Geri Adımı Protestoları Durdurmaya Yeter mi?

4 Aralık 2018 tarihinde Fransa Başbakanı Eduard Philippe’in akaryakıt zamlarının 6 ay süreyle askıya alındığını...

Rusya-Ukrayna Krizi: Kerç Boğazı ve Azak Denizi Meselesi

Rusya Federasyonu, Azak Denizi üzerinde karasularının ihlal edildiği gerekçesiyle Ukrayna’ya ait 3 gemiye el koyarak...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz