İsrail-Hizbullah Geriliminde Hedef İran mı?

İsrail Ordusu ile Lübnan’da bulunan ve İran tarafından desteklenen Hizbullah arasında 1 Eylül 2019 tarihinde karşılıklı saldırılar meydana geldi. İlk saldırıyı Hizbullah gerçekleştirirken; İsrail de bu saldırılara yanıt verdi. 2006 yılında taraflar arasında yaşanan savaşın üzerinden geçen 13 yılın ardından saldırıların yeniden başlaması, bölgede tekrar bir savaş çıkabileceği düşüncesini oluşturdu.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan gerilimin ne anlama geldiğini ve olası gelişmeleri değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Alemdar YALÇIN (Gazi Üniversitesi)

İsrail’in Irak’a düzenlediği hava operasyonlarını hatırlatan Prof. Dr. Alemdar Yalçın, “İsrail, söz konusu operasyonları gerçekleştirirken hem Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) hem de Rusya’yı bilgilendirmekte ve onların iznini almaktadır. Bu enformasyon paylaşımı çerçevesinde İsrail Ordusu, İran’ın kontrolünde bulunan gruplara ait cephanelikleri ve kampları bombalamaktadır. Bunu yaparken de hava kuvvetlerinde bulunan son derece gelişmiş dronları kullanmaktadır. Hizbullah’a karşı düzenlenen saldırılarda da söz konusu silahlar kullanılmıştır. İsrail, Suriye’nin güneyinde ve Irak’ın güneybatısında yer alan İran destekli grupların kendi ulusal çıkarları için tehdit oluşturduğunu düşünmektedir. Çünkü bölgede başta Hizbullah olmak üzere, çeşitli Şii milis gruplar bulunmaktadır. Tel Aviv, bu grupları düşman olarak görmektedir. Dolayısıyla İsrail, İran faktörüne rağmen arkasına ABD ve Rusya’nın desteğini alarak operasyonlar yapmaktadır.” dedi.

Yaşanan krizin Türkiye boyutunu da yorumlayan Yalçın, “Özellikle de Moskova ve Washington’daki diplomatlarımızın dikkatli olmaları gerekmektedir. Çünkü bölgedeki gelişmeler, Suriye’nin kuzeyine; yani Türkiye’nin güvenli bölge olarak ilan etmek istediği alana yansıyabilir. Eğer böyle bir şey yaşanırsa, Türkiye büyük bir tehditle karşı karşıya kalabilir. Zira İsrail, ABD ve Rusya’yı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebileceğini göstermiştir.” açıklamasında bulundu.

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların devam edebileceğini dile getiren Yalçın, “İsrail, seçim arifesindedir; fakat bu durum, onlar için pek bir şey ifade etmemektedir. Çünkü İsrail’i yöneten mevcut hükümet değildir. İsrail’i Genelkurmay Başkanlığı ile İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü (MOSSAD) yönetmektedir. Bu iki oluşum, ülkenin ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmaktadır. Başbakan da onlara uymaktadır. Dolayısıyla gerilimin artacağı öngörülebilir.” yorumunu yaptı.

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP (ANKASAM Kriz Yönetimi Danışmanı)

2006 yılındaki sonra İsrail ile Hizbullah arasında herhangi bir sıcak temasın yaşanmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl Öztop, “Söz konusu bölgede, 13 yıl boyunca donmuş bir çatışma alanı bulunmaktaydı. Ancak son günlerde, her ne kadar İsrail tarafından üstlenilmese de tansiyonu yükselten bazı gelişmeler yaşandı. Buna rağmen 2006 yılında yaşanan savaş gibi bir çatışmanın olacağını söylemek için oldukça erken; lakin çatışmaların şiddetinin artacağını tahmin etmek mümkündür. Söz konusu gelişmeler, bölgede vekâlet savaşı olarak nitelendirilebilir. Yani İsrail’in hamlelerinin Hizbullah’ın çok daha ötesinde İran’ı hedef aldığı iddia edilebilir. Zira İsrail, İran’ın bölgedeki etkinliğini ve nüfuz alanını kırmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla daha önceleri Suriye ya da Irak üzerinden gerçekleşen hamleler, bu kez Lübnan Hizbullahı üzerinden yapılmaktadır. Kısacası yaşananların özü, İran’ın sahadaki etkinliğinin kırılmasıdır.” dedi.

Türkiye’nin gelişmeler karşısında temkinli davranması gerektiğini de söyleyen Öztop, “Ankara, Suriye konusundaki kararlı duruşunu sürdürmektedir. Ancak İran’ı sınırlandırmak isteyen devletler, Türkiye’nin de bölgede etkili bir aktör olmasını istememektedir. Nitekim Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak güvenli bölgenin derinliği konusunda ABD’nin yaptığı baskılar da bu durumu doğrulamaktadır. Bir başka deyişle Ankara’nın Suriye’de Moskova ve Tahran’la birlikte hareket etmesi, Washington’da rahatsızlık yaratmaktadır. Zira İsrail’in aleyhine olacak bir yapılanmanın içinde Türkiye’nin yer alması, ABD’yi endişelendirmektedir. Çünkü bölgedeki etkinliği artan bir Türkiye’nin İsrail istemeyeceği açıktır. Bunun Suriye’ye yansıması ise Golan Tepeleri’yle sınırlı kalmayacaktır. Bu yüzden de İsrail sahadaki etkinliğini genişletmeye çalışacaktır.” yorumunu yaptı.

Öğr. Gör. Ceyhun ÇİÇEKÇİ (Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi)

İsrail-Hizbullah hattında yükselen tansiyonun bölgesel siyasetin bir uzantısı olarak okunabileceğini ifade eden ve krizi, 2000’li yıllardaki gelişmeler üzerinden değerlendiren Öğr. Gör. Ceyhun Çiçekçi, “Lübnan’ın güneyinde kurulduğu yıllardan bu yana Hizbullah’ın misyonu, İsrail’in dengelenmesiydi. Bu vesileyle İran, İsrail’i kuzeyden tehdit edebilmektedir. Kısacası Hizbullah aracılığıyla İran, dolaylı bir “yıpratma savaşını” İsrail’e dayatabiliyor. Hatırlanacağı üzere 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilen İsrail, 2006 yılının yaz aylarında Hizbullah’a karşı kapsamlı bir operasyon başlatmıştı. Özellikle hava bombardımanlarının etkili olduğu bu savaş, 2004-2005 yıllarındaki süreçte Eski Başbakan Refik Hariri’ye yapılan bombalı suikasta ve akabinde Suriye’nin Lübnan’dan fiilen çekilmesine dayanıyordu. İsrail, İran’ın etkisinin sınırlandırılması ve Hizbullah’ın sahip olduğu silah stoklarının minimize edilmesi gibi amaçlarla girdiği bu mücadelede başarısız oldu. Hizbullah, bir realite olduğunu ispatladı. Bahsi geçen savaşla, bölgede stratejik bir denge tesis edildi. Bu denge bağlamında İsrail de Hizbullah da uzun yıllar boyunca gerilimin yeniden tırmanmasına müsaade etmedi.” şeklinde konuştu.

Günümüzde gelinen noktanın da benzer olduğunu belirten Çiçekçi, “Bu açıdan bakıldığında, özellikle Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın “çatışmaların yeterli olduğu” anlamına gelen açıklamaları mühimdir. Çünkü taraflar arasındaki dengenin bozulması, 2006 yılındaki gibi büyük bir krize sebep olabilir. Bu nedenle iki oluşum da göreceli maliyetleri hesap ederek yeni bir savaşa taraf olmamayı tercih etmektedir. Üstelik Hizbullah’ın Suriye İç Savaşı boyunca edindiği yeni silahlar ve tecrübeler, İsrail’in karşısında otonom bir ordu olarak konuşlanmasını beraberinde getirmiştir. 2006 yılında bile İsrail’in kuzey kentlerini vurabilmiş olan Hizbullah, bugün çok daha fazlasını yapabilecek kapasitededir.” yorumunu yaptı.

İran’ın Hizbullah üzerindeki etkisine de değinen Çiçekçi, “İran’ın bölgesel nüfuzunu önemli ölçüde arttırdığı günümüzde Hizbullah, bir “vekil” aktör olarak İsrail ve Körfez monarşileri nezdinde öncelikle hamle yapılması gereken unsur olarak telakki edilmektedir. Bir başka deyişle Hizbullah, İran’ın Lübnan’daki taşeronu olarak algılandığı için İran’a yönelik hamlelerin hedefi olmaktadır. Dolayısıyla İsrail ile Hizbullah arasındaki sınır çatışmaları ve artan gerilim, bölgesel düzeydeki kamplaşmaların bir parçasıdır.” dedi.

İsrail’in seçim atmosferinde olduğunu hatırlatan Çiçekçi, “Nihayetinde hem Hizbullah’ın Lübnan siyasetindeki otonom varlığını koruma isteği hem de İsrail’deki sağ siyasetin ulusal güvenliğin baskın niteliklerini seçim sürecinde kullanma çabası, iki tarafın da birbirine ihtiyaç duymasına sebep olmaktadır. Nitekim böylesi ufak çaplı sınır çatışmaları, taraflar arasındaki denge durumuna halel getirmeyecektir. Ancak iki tarafa da iç kamuoylarının desteğini sunabilir.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

İsrail’in kendini güvende hissetmediğini söyleyen Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, “ABD, İsrail’in kendini güvende hissetmemesinden dolayı bu ülkeyi desteklemektedir. ABD için İsrail bir yana; diğer herkes bir yanadır. Amerikan dış politikası, İsrail’in güvenliğinin sağlanması hassasiyeti üzerinden şekillenmektedir. İsrail’in en büyük sıkıntısı ise İran’dır. İran’ın yeni füzeler ürettiği bilinmektedir. Söz konusu füzeler, İsrail’i vurabilecek kapasitededir. Dolayısıyla Tel Aviv’in endişeleri her geçen gün daha da artmaktadır. İran’ın Suriye’deki nüfuzu da İsrail’i kaygılandırmaktadır. Hizbullah da İran tarafından oluşturulmuş ve bölgedeki varlığını her geçen gün artıran bir oluşumdur.” şeklinde konuştu.

İsrail Ordusu’nun bugüne kadar üstünlük sağlayamadığı tek gücün Hizbullah olduğunun altını çizen Özülker, “ABD’nin İran’a yönelik baskısına paralel olarak İran’ın da İsrail’e saldırabileceği düşünülmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu da bunu net bir şekilde ifade etmiştir.” yorumunu yaptı.

Hizbullah’ın zaman zaman İsrail’i kışkırttığını öne süren Özülker, “İsrail, bu kışkırtmalara karşılık vermek amacıyla Suriye’deki İran destekli grupları bombalamaktadır. Son yıllarda İsrail ile Hizbullah arasında büyük saldırılar yaşanmamakta; sadece küçük çapta çatışmalar meydana gelmekteydi. Çünkü taraflar arasındaki hesaplaşma, Suriye üzerinden gerçekleşmekteydi. Ancak İran’ın Hizbullah’a verdiği füzeler ve tanksavar silahlar, İsrail’in Hizbullah’a yenildiği dönemle kıyaslandığında, Hizbullah’ın en az 10 kat güçlendiğini göstermektedir.” dedi.

Netanyahu’nun son derece zor durumda olduğunu da hatırlatan Özülker, “Kendisinin mahkemeye intikal etmiş çok ciddi bir dava konusu bulunmaktadır. Yakın dönemde yapılacak seçimlerde başarı kazansa bile, uzun vadede iktidarda kalıp kalamayacağı tartışmalıdır. Ancak Netanyahu, İsrail güvenliği adı altında ABD’nin desteğine güvenerek olumsuz hamleler yapmaya devam etmektedir. Hizbullah’ın yaptığı da seçim arifesinde İsrail Başbakanı’nı kışkırtmaktır. Çünkü Netanyahu’nun seçim arifesinde Hizbullah’a saldırmayı düşünmesi, kendi açısından bir çılgınlık olurdu.” açıklamasında bulundu.

Melik YİĞİTEL (Gazeteci-24 TV Ankara Temsilcisi)

İsrail ile Hizbullah arasında 2006 yılından beri devam eden çatışmasızlık sürecinin sona erdiğine dikkat çeken Gazeteci Melik Yiğitel, “Yaşananlar değerlendirildiğinde, yeniden çatışmasızlığa dönmenin zor olduğu görülmektedir. İşi bu noktaya getiren ise İsrail’in saldırgan tutumu ve bölgeyi kontrol etme çabasıdır. Olayların fitilini ateşleyen de İsrail’dir. İsrail’e ait hava araçlarının Lübnan hava sahasına girmesi ve Hizbullah’a ait hedeflere yönelmesi gerilimi tırmandırmıştır. İsrail tarafından Hizbullah’ın konuşlandığı Şam’daki noktaların vurulması ise bardağı taşırmıştır. Nasrallah’ın ‘Artık kırmızı çizgimiz kalmadı.’ şeklindeki açıklaması da çatışmaların ve hatta savaşın işareti olarak yorumlanabilir. Zaten Hizbullah da Nasrallah’ın yaptığı açıklamanın ardından İsrail’e ait bir askeri aracı vurarak görüntülerini paylaştı.” dedi.

Son olarak Yiğitel, “Gelinen noktada hem Suriye’deki dengeler hem de İsrail’in İran’ı baskılama çabası, gerilimin azalmasını engellemektedir. Çünkü bölgede İsrail’i durdurabilecek tek güç Hizbullah’tır. İran da bunu bildiği için Hizbullah’ın saldırılarını desteklemektedir. Bu sebeple de Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin uluslararası topluma yaptığı ‘Müdahil olun; savaş büyüyecek’ şeklindeki çağrı havada kalmıştır. Zaten hangi uluslararası toplum devreye girecektir? İsrail’i önceleyen ABD mi? Suriye ve İran’ı önceleyen Rusya mı? Yoksa Suriye’yi ısrarla bir göç sorunu olarak gören Avrupa mı? Ya da 9 yıldır Suriye’deki savaşı bitirecek bir ağırlık ortaya koyamayan Birleşmiş Milletler (BM) mi? Yeni dünya düzeninde uluslararası kurumlar ağırlığını ortaya koyamadığı için herkes kendi göbeğinin bağını kendi kesmeye başlamıştır. Hâl böyle olunca da sorunlar gittikçe derinleşmiş ve bileşik kaplar teorisindeki gibi birbirini tetiklemiştir. Dolayısıyla gelecek dönemde Ortadoğu coğrafyasını daha çatışmalı bir süreç beklemektedir. Yani İsrail-Hizbullah hattında artan gerilim, İran’ı da içine katacak bir sarmala dönüşebilir.” açıklamasında bulundu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
230TakipçiTakip Et
2,717TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz