İran’la Stratejik Ortaklıktan Körfez Ülkeleriyle Kardeşliğe: Sudan Dış Politikasının Dönüşümü

Sudan’ın dış ilişkileri, 2015 yılından günümüze Körfez ülkeleri ile ilişkilerini düzeltmesiyle birlikte büyük bir değişim geçirmiştir. Bir dönem terörist faaliyetleri desteklemek ve insan haklarını ihlâl etmekle suçlanan Sudan hükümeti, son dönemlerde Batılı devletler de dahil olmak üzere çok sayıda devletle iyi ilişkiler yürütmektedir. Ancak bu devletlerle iyi ilişkilerin yürütülmesi, İran ile yıllar boyunca çok yakın olan ilişkilerin feda edilmesini beraberinde getirmiştir.

Sudan ve İran arasındaki ilk yakın ilişkiler; son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Sahraaltı Afrika’daki Arap etkisinin azaltılması, İran petrol pazarının oluşturulması ve ülkenin ihtiyaç duyduğu hammadde kaynaklarına erişimin sağlanması gibi amaçlara dayanan Afrika politikasının bir sonucu olarak Sudan’daki Numeyri yönetimiyle yapılan bir dizi ekonomik yardım antlaşması ile kurulmuştur. 1979 yılında Şah’ın devrilmesi ilişkileri önemli ölçüde sarsarken, devrimi takiben İran ile Suudi Arabistan’ın ilişkilerinin bozulmaya başlaması üzerine Sudan da Suudi Arabistan’ı destekleyerek İran ile ilişkilerini koparmıştır. Bu dönemde Suudi Arabistan, Suudi petrol ticareti açısından güvenilir bir güzergâh olan Sudan’a 1960’lı yıllardan beri yüksek miktarda borç sağlamakta ve bu devletin en büyük kreditörü konumunda bulunmaktaydı. Sudan buna karşılık, İran-Irak Savaşı sırasında Irak’a yardım etmek amacıyla savaşçılar göndermiş ve Suudi Arabistan’ın petrol tankerlerini güvenceye almıştır.

1980’li yıllarda dönemin Sudan Başbakanı Sadık El-Mehdi’nin Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretler sayesinde İran ile yeniden ilişkiler kurulmuş ve 1988 yılında ilişkilerdeki ilerlemenin bir işareti olarak Sudan’da ilk kez “İran Kültür Merkezleri” açılmıştır. Ancak iki ülke arasındaki esas yakınlaşma, Sudan’da 1989 darbesiyle Ömer El-Beşir’in iktidara gelmesinin ardından gerçekleşmiştir. İran’ın Beşir yönetimine 17 milyon dolarlık finansal yardım ve 300 milyon dolardan fazla silah yardımı yapması, Sudan’ı Suudi Arabistan’dan uzaklaştırarak İran’a yaklaştırmıştır. Ayrıca, bu dönemde Sudan, Irak’ın etki alanına girerek Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’ı desteklemiş ve Beşir, Körfez ülkelerine yönelik sert söylemlerde bulunmaya başlayarak bu ülkelerin Sudan rejimini devirmeye niyetlendiklerini iddia etmiştir. Sudan’ın İran’la yakınlaşması ve Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesine destek vermesi, Körfez ülkelerinin bu devlete yardımlarını azaltmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllar boyunca İran’la siyasî, finansal ve askerî bağlar sürdürülürken Körfez ülkelerinin baskısı, Sudan bankalarına finansal akışların durdurulması noktasına ulaşmıştır.

1997 yılından itibaren Sudan’ın teröre destek verdiği ve insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle ABD’nin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalması ve 2006 yılında bu yaptırımlara yenilerinin eklenmesi, bu devletin İran ile ilişkilerini daha da önemli hâle getirmiştir. Yaptırımların neticesinde küresel finans piyasalarına ve nakde erişimi sınırlandırılan Sudan, İran ile kurduğu ittifak sayesinde yıllar boyunca ihtiyaç duyduğu silah, kalkınma yardımı ve altyapı yatırımlarını elde edebilmiştir. İran ise Sudan’da, kendisinin Amerikan karşıtı ideolojisini paylaşan, nükleer çalışmalarını destekleyen ve Afrika’ya girebileceği önemli bir müttefik bulmuştur. İki ülke arasında 2008 yılının Mart ayında imzalanan bir askerî işbirliği anlaşmasıyla İran Sudan’a askerî eğitim, fon ve teçhizat sağlamıştır. İran ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz’deki limanlarını kullanmış ve 2013 yılında Port Sudan’da üs inşasına başlamıştır. Öte yandan Sudan rejimi, Afrika ve Ortadoğu’da Hamas ve Husilerin de dahil olduğu İran’ın müttefiki olan Suudi Arabistan destekli gruplara karşı savaşan isyancılara silah aktarmıştır. Bu dönemde İran, Sudan’ın en büyük müttefiki olarak tanımlanmaktaydı.

Sudan, 2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasıyla mevcut petrolünün ve Güney Sudan’da iç savaşın başlamasının petrol ticaretini engellemesi dolayısıyla payına düşen petrol gelirlerinin önemli bir kısmını kaybetmiştir. Ayrıca, ülkenin çeşitli bölgelerinde devam eden çatışmalardan ötürü bütçesinin %70’lik kısmının güvenlik ve askerî harcamalara ayrılmasının da etkisiyle büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. İran’dan elde ettiği finansal desteğin de 2010 yılından itibaren İran’a uygulanmaya başlanan yaptırımlar dolayısıyla kesilmesi, Hartum yönetimini varlığını sürdürebilmek için Körfez ülkelerinden finansal destek aramaya zorlayarak İran’ın stratejik ittifakından Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin ittifakına kaydırmıştır. Bu durumda, Körfez ülkelerinin İran’ın Afrika’daki konumunu zayıflatmak niyetiyle Sudan’a finansal kaynaklar sunmuş olmalarının da önemli bir etkisi vardır. 2010 ve 2014 yılları arasında Suudi Arabistan Sudan’a, yaklaşık 400 projede 11 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen yatırımlar gerçekleştirmiştir. Böylece 2014 yılından itibaren Tahran ile ilişkiler yeni bir döneme girmiştir.

2014 yılının Eylül ayında Sudan’daki İran Kültür Merkezleri, Şiilik propagandası yaptıkları gerekçesiyle kapatılmış ve çalışanlarına ülkeden ayrılmaları için 72 saat süre verilmiştir. Aynı yıl Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği bir ziyarette Beşir, ülkesinin İran ile stratejik bağlarının bulunmadığını, iki ülke arasındaki işbirliği iddialarının Sudan’ın Körfez ülkeleriyle ilişkilerine zarar vermek için bu ülkenin düşmanlarınca ortaya atılmış yanlış, uydurma ve abartılmış iddialar olduğunu ifade etmiştir. Sudan’ın, Güney Sudan’ın ayrılmasından sonraki zor süreci İran’dan hiçbir şekilde maddi yardım almadan atlattığını, İran’ın kendilerine sözler vermesine rağmen bunları gerçekleştirmediğini ve bu nedenle İran ile olan bağlarını stratejik olarak görmediklerini vurgulayan Beşir, geçmişten bu yana Sudan’ın Suudi Arabistan’la tüm düzeylerde “ortak kader” tarafından yönlendirilen köklü ilişkilerinin bulunduğunu ve ilişkilerin, Sudan’ın özellikle İran’la ilişkileri konusundaki “yanlış bilgilendirmeler” olmamış olsaydı daha önceden bu düzeye ulaşmış olacağını savunmuştur. Beşir, ülkesinin İran konusundaki kesin tutumunun en somut kanıtı olarak Şii Kültür Merkezleri’nin kapatılmış olmasını göstererek Şiiler ve Sünniler arasındaki gerilimin yükseldiği bir dönemde Sünni bir ülke olarak Sudan’ın İran ile stratejik ilişkiler kurmasının mümkün olmadığını, bu nedenle Sudan’da 12 bin kişinin Şiiliği benimsediği yönünde gelen raporların ardından söz konusu “tehdidin” bertaraf edilmesi için önlem almak zorunda kaldıklarını söylemiştir.

2015 yılının Nisan ayında Sudan’ın Yemen’de İran destekli Husilere karşı oluşturulan Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerine dahil olacağı açıklanmış ve ardından Sudan yaklaşık 2000 kişilik bir birlikle koalisyona katılmıştır. Buna karşılık Suudi Arabistan Sudan’a 1 milyar dolarlık bir askerî yardım sağlarken; Katar, Sudan Merkez Bankası’na 1,22 milyar dolar; Birleşik Arap Emirlikleri ise 400 milyon dolar yatırarak Sudan ekonomisini desteklemişlerdir. Sudan ayrıca 2016 yılının Ocak ayında Suudi Arabistan’ın Şii aktivist Nimr El-Nimr’i idam etmesi üzerine Tahran’daki Suudi diplomatik temsilciliğinin saldırıya uğramasının ardından, İran ile diplomatik ilişkilerini kesen ülkeler arasında yer almıştır.

Sudan’ın Suudi destekli operasyonlarda yer alması iki ülkenin ilişkilerinde önemli bir iyileşmeyi beraberinde getirmiştir. Taraflar, özellikle askerî ve ekonomik yatırım alanlarında yakın ilişkiler kurmuşlardır. Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı, 28 Aralık 2016 tarihinde Hartum’a bir ziyaret gerçekleştirerek askerî alanda işbirliği için görüşmelerde bulunmuş, görüşmelerin ardından yapılan basın toplantısında iki ülkenin ordularının Arap ve İslam dünyasına yönelebilecek her türlü tehlikeyle mücadeleye etmeye hazır oldukları açıklaması yapılmıştır. Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdülaziz El-Suud ile Beşir arasında da birçok görüşme gerçekleştirilmiştir. Suudi Arabistan’ın da etkisiyle 13 Ocak 2017 tarihinde ABD’nin, Sudan’ın terörist gruplarla mücadelede işbirliği yapmasına karşılık bu ülkeye yönelik yaptırımları hafifletme kararı almasından birkaç gün sonra Beşir Suudi Arabistan’a bir ziyaret gerçekleştirerek Kral Salman ile çeşitli alanlarda ikili ilişkilerin geliştirilmesini ve bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüşmüştür. İki yıl içinde yapılan bu tür ziyaretlerin onuncusu olma özelliğini taşıyan bu ziyaret esnasında Beşir, “kardeş ülkeler” olarak tanımladığı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ın, yaptırımların kaldırılması sürecine önemli katkılarının bulunduğunu vurgulamıştır.

Körfez ülkelerinin, ekonomik ya da askerî bir büyük güç olmasa da Arap Ligi ve Afrika Birliği üyesi bir ülke olarak bölgedeki birçok aktör ile ilişkiye, Kızıldeniz kıyısında stratejik bir konuma ve savaş tecrübesine sahip olan Sudan ile ilişkileri, daha geniş bir bölgesel ittifak oluşturma ve güvenliklerini sağlama girişimleri bağlamında değerlendirilebilir. Özellikle Yemen’deki savaş, bu ülkelerin güvenlik gerekçeleriyle Sudan başta olmak üzere Doğu Afrika ülkeleriyle ilişkilerini daha ciddiye almalarını gerektirmiştir. Suudi ittifakına geçerek Körfez ülkeleri ile ilişkilerini düzeltmesinin ardından Sudan’ın Libya’da uluslararası alanda tanınan Tobruk yönetimine karşı savaşan milisleri desteklemekten vazgeçerek Tobruk hükümetini tanıması da, bölgesel güvenliğin sağlanmasında bu devletle işbirliği oluşturmanın önemini göstermiştir. Körfez ülkeleri, ayrıca Sudan’da tarımsal yatırımlarla da ilgilenmektedirler. Suudi Arabistan son yıllarda Sudan ve Etiyopya gibi Nil Havzası’nda yer alan ülkelerde tarım sektörüne yatırımlar yapmış ve geçtiğimiz yıl Sudan’da 30 ayrı gıda güvenliği projesine yatırımda bulunmuştur. Beşir ile Kral Salman arasında Ocak ayında gerçekleştirilen görüşmede de, bu devletin Sudan’da bir sulama projesini finanse etmesi kabul edilmiştir. Öte yandan 2015 yılının Mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sudan’daki projelerini üç katına çıkarması kararlaştırılmış ve Katar da Sudan’ın tarım ve turizm sektörlerine yatırım yapmıştır. Sudan ekonomisi açısından bu yatırımlar son derece önemlidir.

Sudan’ın Körfez ülkeleriyle hiç olmadığı kadar yakın hâle gelen ilişkilerinin zamanlaması tesadüfî olmamış; ekonomik sıkıntılar ve karşı karşıya bulunduğu izolasyon bu devleti dış politika bağlılıklarını gözden geçirmeye zorlamıştır. Pragmatik davranan rejimin ümidi, İran’la stratejik işbirliğinden uzaklaştığını göstererek ve Suudi kampanyasına destek vererek ihtiyaç duyduğu finansal yardımı elde edebilmek olmuş ve bunda önemli oranda başarı da sağlamıştır. Sudan açısından özellikle Suudi Arabistan’ın finansal yardım ve yatırımları ile kendisine yönelik yaptırımların kaldırılmasındaki aracılığı oldukça önemlidir. Diğer yandan Sudan’ın, Afrika ülkeleri ile siyasal, ekonomik ve güvenlik ilişkileri kurmak isteyen Suudi Arabistan’ın kıtadaki en önemli müttefiki hâline gelmesi kuvvetli bir ihtimal gibi gözükmektedir.

Yazarın diğer yazıları