İran’ın Yemen’deki Geleceği

İran’ın Suriye, Irak ve Yemen’de Şii milisler üzerinden kurmuş olduğu etkinlik son dönemde uluslararası güçler tarafından artan bir şekilde sorgulanmaktadır. Dış politikada giderek yalnızlaşan İran, Hürmüz ve Babu’l Mendeb Boğazlarını kapatma tehdidinde bulunmanın yanı sıra Körfez’de büyük askeri tatbikat hazırlığına başlayarak düşmanlarına göz dağı vermeye çalışmaktadır. Konuyla ilgili İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma girişimleri karşısında söz konusu ülkeyi uyararak bu konuda güçlü bir uluslararası koalisyon kurulması çağrısı yapmıştır.[1] Peki, Yemen’deki güç mücadelesinde İran ne durumda? Babu’l Mendep Boğazı’nın güvenliği gerçekten tehlikede mi? Koalisyon güçleri kritik Hudeyde Limanı’nı ele geçirerek İran’ın Husilere olan desteğini kesebilecek mi? Her şeyden önemlisi sahada hangi gruplar avantajlı bir konumda? Çalışmada, bu soruların cevapları ortaya konmaya çalışılacak ve bu bağlamda işaret edilen ülkenin Yemen’deki geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulacaktır.

2015 yılının Mart ayında Husilerin Yemen’in başkenti San’a’yı ele geçirmesi, Tahran’da Husi lideri Seyid Abdülmelik el Husi’nin posterlerinin açıldığı coşkulu kutlamalara yol açmış[2] ve yetkilileri Yemen’deki İslam Devrimi’nin başarıya ulaşma temennilerinde bulunmuşlardır. Günümüzde gelinen noktada İran’ın tutumu değişmemiş ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi, halkın İslam İnkılabına uymaları sonucu Yemen’de zaferin çok yakın olduğu ve Hudeyde’de koalisyon güçlerinin yenilgisine tanıklık edildiğini belirtmiştir.[3] Halbuki sahadaki gelişmeler bunun tam aksini söylemektedir.

17 Aralık 2017 tarihinde Yemen eski Cumhurbaşkanı Abdullah Salih’in mevzu bahis olan grup tarafından pusuya düşürülerek öldürülmesinin ardından sahada koalisyon güçleri, el Moha şehrinden Hudeyde’ye uzanan Kızıldeniz sahil şeridi boyunca önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başını çektiği koalisyon güçlerinin desteğiyle meşru Hadi Hükümeti güçleri Beyde Bölgesi ve San’a kuşatmasında da önemli ilerlemeler sağlamıştır. Bu noktada, uluslararası koalisyonun birincil önceliği İran’ın Husilere olan desteğini kesmek adına Hudeyde liman kenti olmuştur.

Güç dengelerindeki en önemli kırılma; 2015 darbesi sonrası (Husilerle) birlikte hareket etmelerine rağmen Hudeyde’nin kontrolü, ekonomi kaynaklarının yönetimi ve çözüm planı gibi konularda yaşanan anlaşmazlık sonucu Abdullah Salih’in Husiler tarafından öldürülmesi olmuştur. Buna göre, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından Yemen eski Cumhurbaşkanı Abdullah Salih’in yeğeni Tuğgeneral Tarık Muhammed Salih, başkent San’a’daki çatışmalardan kaçtıktan sonra Aden’de Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerine sığınmış, ardından aşiret liderleriyle koordinasyon halinde “Cumhuriyet Muhafızları” adında yeniden bir askeri güç oluşturarak koalisyonun el Moha’dan Hudeyde’ye doğru başlattığı operasyonlara dahil olmuştur. Daha önce işbirliği yaptığı İran destekli isyancı gruba karşı saldırıya geçen Salih’in yeğeni Tuğgeneral Tarık Salih komutasındaki Cumhuriyet Muhafızları, sahadaki dengelerin değişmesinde önemli rol oynamıştır.

Söz konusu Husi-Salih çatışmasının ardından, daha önce Abdullah Salih’in başkanlık ettiği Genel Halk Kongresi, Husi Hükümeti’ne (Yüksek Devrim Komitesi) olan katılımını askıya almış, hatta partiden bir heyet, 2014 yılından bu yana ilk defa Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiştir. Benzer şekilde Ali Abdullah Salih’in üvey kardeşi Tümgeneral Ali Salih Affaş el-Himyeri de Cumhurbaşkanı Mansur Hadi tarafından çıkartılan kararnameyle Cumhuriyet Muhafızları Başkanlığı’na atanmıştır.[1]

Şekil 1: Yemen’deki Son Durum

Kırmızı: Husiler, Mavi: Mansur Hadi Yönetimi ve Koalisyon Güçleri Yeşil: Yemen El Kaidesi. Açık Yeşil: Güney Ayrılıkçı Hareketi

Kaynak: “Yemen”, Yemen Live Map, http://yemen.liveuamap.com/, (Erişim Tarihi: 16.10.2017).

Yemen eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in öldürülmesinin ardından Husiler, Salih güçleriyle girdikleri çatışma sonucu Ebb, Dammar ve el-Mahvit kentlerinden çekilerek bu bölgeleri Salih güçlerine terk etmek zorunda kalmıştı. Şubat 2018 tarihinde eski cumhurbaşkanın yeğeni Tuğgeneral Tarık Muhammed Salih, özel bir birlik toplayarak el Moha’daki koalisyon güçlerine katılmıştı. Nisan 2018 tarihinde BAE destekli güney ayrılıkçı gruplarından oluşturulan Amelika (Dev-Giants) Tugayları, Tarık Salih’e bağlı güçler ve Hudeyde çevresindeki Tuhamiyye aşiretinden oluşan (BAE destekli) Direniş Birlikleri[4], el Moha’dan Kızıldeniz Sahil Şeridi Saldırısını başlatmıştı. Günümüzde gelinen noktada, koalisyon güçleri ülkenin gıda, ilaç, petrol ve diğer hayati ihtiyaçlarının temin edildiği Husilerin elindeki Hudeyde şehrine kadar yaklaşmıştır. Buna karşılık Husiler, el Beyde kasabasının neredeyse tamamında kontrolü sağlamıştır. Diğer taraftan geçtiğimiz yılın mayıs ayında ayrılıkçı Güney Hareketi’nin kurmuş olduğu Siyasi Geçiş Konseyi ve ona bağlı silahlı gruplar, Aden’in kontrolünü ele geçirerek şehirdeki meşru Hadi yönetiminin varlığını tehdit etmeye başlamıştır. Buna rağmen bir buçuk yılın ardından Cumhurbaşkanı Mansur Hadi Aden’e geri dönmüştür. Bunun üzerine Suudi Arabistan’ın Hadi’nin cumhurbaşkanı olarak kalması şartıyla BAE destekli Siyasi Geçiş Konseyi’nin etkinliğini kabul ettiği yorumları yapılmıştır.

Şekil 2: Yemen’deki Aktörlerin Ağ Bağ Haritası[5]

Kırmızı: Düşman/Çatışma Yeşil: Dost/İşbirliği Gri: Belirsiz

Yemen’deki Aktörlerin Ağ Bağ Analizi

2004-2012 yılları arasında Husiler, Ali Abdullah Salih yönetimindeki Yemen’e karşı savaşırken Salih Hükümeti’nin Washington ve Suudi Arabistan’ın desteğini almakla suçlamaktaydı. Fakat Mart 2015 tarihinde başkent San’a’daki darbeden sonra Husiler, Mansur Hadi yönetimine karşı Salih güçleri ile yapmaya başladı. Bu ittifak ilişkisi Mart 2015 tarihinden Salih’in öldürüldüğü Aralık 2017 tarihine kadar devam etti. Aynı süreçte Hadi yönetimine destek olmak adına Suudi Arabistan liderliğinde Onlu Koalisyon Gücü oluşturuldu. Fakat 2017 yılının mayıs ayında BAE’nin desteğini alarak ayrılıkçı hareketlere girişmesinden endişe edilen Aden Valisi Aydarus ez-Zubeydi’nin Suudi Arabistan’ın telkinleriyle Mansur Hadi tarafından görevden alınmasıyla koalisyon cephesinde bir kırılma meydana gelmişti. Öyle ki, Babu’l Mendep Boğazı’ndaki Mayun adası ve Aden Körfezi’ndeki Sokotra adası gibi stratejik noktalarda askeri üsler oluşturan BAE’nin ayrılıkçı Güney Hareketi üzerinden bölgede etkinlik kurmaya çalışmaktaydı. Bu durum Yemen’in güneyinde Suudi Arabistan-BAE gerginliğine yol açtı. Fakat Abdullah Salih’in öldürülmesinin ardından Tarık Salih’in Husi Darbesi öncesinde olduğu gibi Cumhuriyet Muhafızları ile birlikte Hadi yönetimine-koalisyon güçlerine katılması, güç mücadelesinde denge haline dönüş anlamına gelmiştir. Buna göre Suudi Arabistan, Salih güçlerini temsilen Genel Halk Kongresi başkanlığındaki bir kuzey yönetimi ile yine Mansur Hadi yönetimi altında olmak kaydıyla Aydarus ez-Zubeydi başkanlığında ve BAE etkisinde güneyde bir federatif yönetimin kurulmasına razı olmuştur. İddialara göre Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’nin uzun bir aradan sonra Aden’e geri dönebilmesinin sebebi de budur.

Ayrıca Islah Partisi (İhvan)’ne yakın olduğu gerekçesiyle BAE ve ayrılıkçı Güney Hareketi tarafından eleştirilen Mansur Hadi’nin Aden’de nasıl bir denge kuracağı henüz belli değildir. Unutulmaması gerekir ki; daha önce Islah Partisi’nin (İhvan’ın) etkinliğine karşı işbirliği yapan Suudi Arabistan son dönemde de BAE’nin etkinliğine karşı Islah Partisi’ne sıcak bakmaktadır. BAE’nin Suudi Arabistan’la arasını açan faktörlerden biri de Islah’ın Hadi yönetimine ve koalisyon güçlerine verdiği destektir. Halihazırda BAE, İhvan’ın etkinliği nedeniyle Taiz’de Husilere karşı düzenlenecek operasyonlarda Hadi ve Suudi Koalisyonuna destek verme konusunda ayak diretmektedir.

ABD ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun sahadaki çatışmalarda daha çok Husiler üzerine yoğunlaşması, Yemen el-Kaidesi ve DEAŞ’ın Abyan ve El-Mukelle bölgesinde etkinliğini artırmasına yol açmaktadır. Başka bir deyişle Hadi yönetimindeki Yemen Ordusu’nun hem Husilerle hem de doğu bölgelerdeki el-Kaide’yle aynı anda savaşacak kapasitesi ve imkânı yoktur. Benzer şekilde ABD’nin el-Kaide’ye yönelik hava operasyonları kara güçleri tarafından desteklenmediği için sonuçsuz kalmaktadır. Hatta ABD’nin (Husilere karşı) radikal gruplarla aynı safta savaştığı iddia edilmektedir.[6] Bunun sebebi, hem el-Kaide’nin hem de Yemen Ordusu’nun aynı sosyal taban tarafından (Sünni aşiretler) destekleniyor oluşudur. Bazı iddialara göre de Yemen Ordusu’nda bu cihatçı kesimlere yer verilmekte veya el-Kaide liderlerinin bölgede serbestçe dolaşmasına ABD ve Suudi Arabistan tarafından göz yumulmaktadır.[7] Genel anlamda radikal gruplar ve onların hükmettiği Sünni aşiretler, Husilere karşı savaşta kullanılabilecek ciddi bir tehdit(koz) olarak değerlendirilmektedir.

Yemen’deki Güç Mücadelesinde İran Ne Durumda?

2015 Husi Darbesi sonrası İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yakınlığıyla bilinen Tahran Milletvekili Ali Rıza Zakai, üç Arap ülkesinin (Suriye, Irak ve Yemen) artık İran’ın eline geçtiğini ve İslam devrimine bağlı olduklarını açıklayarak[8] zafer ilan ediyordu. Özellikle 2004 yılından itibaren Husilere verdikleri açık ve örtülü destek sayesinde Yemen’de etkinlik kurmaya çalışan İran, günümüzde gelinen noktada ülkedeki nüfuzunu kaybetmeye başlamıştır. İran’ın sunduğu askeri teknoloji ve lojistik transferi sayesinde kendi insansız hava araçlarını ve füzelerini geliştiren isyancı grup, darbe yaptıkları 2015 yılından 2017 yılının ayına kadar sahada önemli ilerlemeler kaydetti. Hatta Taiz ve el-Moha’nın ardından Aden yakınlarına kadar ulaştı. Ancak Abdullah Salih’in öldürülmesiyle güç dengelerinde yaşanan kırılmanın ardından Husiler, koalisyon güçlerinin saldırıları sonucu Hudeyde Limanı’nı ve dolayısıyla İran’la bağlantısını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Nihayetinde mevzu bahis olan ülke, Yemen’de Husiler üzerinden kurmuş olduğu siyasi ve askeri etkinliğini, Aralık 2017 öncesine kıyasla büyük oranda kaybetti. Yemen’deki krizin ilk gününden bu yana ateşkes, insani yardım, diyalog ve geniş çaplı ulusal bir hükümetin kurulması yönünde çağrılarda bulunan ve Birleşmiş Milletler’e bu konuda teklifler sunan İran, Yemen’de Husilerin de yer aldığı bir hükümetin kurulmasını hedeflemektedir. Bunun sebebi, nüfusun 35’lik Zeydi kesimi temsil etmesine rağmen Husilerin başkent San’a dahil olmak üzere ülkenin önemli bir bölümünü elinde bulundurması gösterilebilir. İran’ın bu planına karşı çıkan Suudi Arabistan, eski statüko dönemine dönebilmek adına hem sahada Husilere yönelik operasyonlarına hız vermekte hem de yeniden Genel Halk Kongresi başkanlığındaki bir kuzey yönetimi tesis etmeye çalışmaktadır.

İran’ın Yemen’deki Geleceği

Günümüzde Yemen’de Aden’de Mansur Hadi Cumhurbaşkanlığında ve Ahmed bin Dağr Başbakanlığındaki meşru Yemen Hükümeti’nin dışında isyancı grubun San’a’da kurmuş olduğu Yüksek Devrim Komitesi ve ayrılıkçı Güney Hareketi’nin tesis ettiği Siyasi Geçiş Konseyi olmak üzere iki farklı yönetim merkezi daha ortaya çıkmıştır. BM’nin Yemen’deki siyasi krizin çözümüne yönelik başlattığı ateşkes, diyalog ve uzlaşı çabaları; sahada ve diplomaside mutlak kazanç elde etmeye çalışan Husiler ne de Suudi Arabistan’ın savaş yanlısı tutumları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. İran için bu noktada siyasi uzlaşı, elzem bir hal almıştır. Çünkü koalisyon güçleri, sahada güç kaybetmeye başlayan Husiler karşısında artık daha avantajlı durumdadır. Buna göre Şubat 2017 tarihinde Devrim Muhafızları Ordusu komutanları ile Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin yaptığı görüşme sonrası DMO’nun bölgedeki etkinliğini pekiştirmek adına Yemen’de Hizbullah benzeri bir milis güç oluşturarak Husi milislerini güçlendirmeyi planlayan[9] İran, günümüzde Hudeyde Limanı’nı, yani Husilere olan desteğini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Nitekim bahsedilen ülke, Yemen’de kısa ve orta vadede siyasi uzlaşı elde etmeyi başaramadığı takdirde Husilerin ülkenin geleceğinde söz sahibi olma ihtimalini de tamamen kaybedecektir.

İran’ın Ortadoğu politikalarının belirlenmesinde Tahran Hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı’ndan ziyade DMO’nun ve yerleşik nizamın söz sahibi olduğu bilinmektedir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Yemen’de kriz siyasi yollarla çözülmeli çağrısı yaparken Devrim Muhafızları Ordusu komutanları, Yemen’de kesin zafere ulaşıncaya kadar Husileri desteklemek suretiyle bölgedeki etkinliğini artırmak istemektedir. Halbuki Mart 2015 tarihinde başkent San’a’nın Husiler tarafından ele geçirilmesi sonrasında elde edilemeyen zaferin günümüzde kazanılması gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bu sebeple Tahran Hükümeti için Husilerin de içerisinde yer aldığı kapsayıcı bir Yemen Hükümeti oldukça makul bir seçenektir. Fakat DMO’nun Husiler üzerindeki etkinliği göz önüne alındığında İran’ın günümüzdeki Yemen politikasının; “ülkenin kuzeyinde, uluslararası arenada tanınan Husi liderliğinde bir hükümet” tesis etmek olduğu söylenebilir. Diğer taraftan Tahran Hükümeti’nin asıl amacı, ülkede ateşkesin sağlanması ve siyasi müzakerelerin başlaması suretiyle Husilerin meşru bir aktör olarak tanınması ve kapsayıcı Yemen Hükümeti’nde yer alabilmesidir. Bu çabaların bilincinde olan Suudi Arabistan, İran’ın siyasi diyalog tekliflerine karşı çıkmaktadır. Kısacası, sahadaki mevcut şartlar parçalı veya federatif bir yönetimin hâkim olduğu Yemen’i öngörmektedir. Suudiler, Salih yönetiminde bir kuzey yönetimi yeniden teşkil etmeye çabalarken İran, ülkenin kuzeyinde Husi liderliğinde meşru bir hükümet oluşturmaya çalışmaktadır. Yemen’in güneyinde ise Mansur Hadi yönetimine bağlı olarak hareket eden BAE etkinliğinde bir federe yapının oluşturulmasından söz edilmektedir.


[1] “İsrail Başbakanı Netanyahu’dan İran’a Babu’l Mendeb Uyarısı”, CNN, https://www.cnnturk.com/dunya/israil-basbakani-netanyahudan-irana-babul-mendeb-uyarisi, (Erişim Tarihi: 10.08.2018).

[2] “İran’daki Kutlamalarda Husilere Destek”, Sabah, http://www.sabah.com.tr/dunya/2015/02/12/irandaki-kutlamalarda-husilere-destek, (Erişim Tarihi: 10.08.2018).

[3]“Caferi: Yemen’de Zafer Yakındır”, Tasnim News, https://www.tasnimnews.com/tr/news/2018/06/19/1753069/caferi-yemen-de-zafer-yak%C4%B1nd%C4%B1r, (Erişim Tarihi: 10.08.2017).

[4] “The Tihama Resistance Council: Muhammad Ammar Muamen’s Fight for al-Hudaydah”, Jamestown Foundation, https://jamestown.org/brief/the-tihama-resistance-council-muhammad-ammar-muamens-fight-for-al-hudaydah/, (Erişim Tarihi: 10.08.2017).

[5] Yazarın kendi grafiğidir.

[6] “Are U.S. And Al-Qaida Fighting On The Same Side in Yemen?”, PBS News Hour, https://www.pbs.org/newshour/show/are-u-s-and-al-qaida-fighting-on-the-same-side-in-yemen, (Erişim Tarihi: 10.08.2017).

[7] “Are U.S. And Al-Qaida Fighting On The Same Side in Yemen?”, a.g.e.

[8] Yaser Ez Zeatira, “İran’ın Elindeki Dördüncü Arap Başkenti”, Aljazeera Türk, http://www.aljazeera.com.tr/gorus/iranin-elindeki-dorduncu-arap-baskenti, (Erişim Tarihi: 13.08.2017).

[9] Jonathan Saul vd., “War in Yemen: Iran Steps Up Support for Houthis”, The Sydney Morning Herald, http://www.smh.com.au/world/war-in-yemen-iran-steps-up-support-for-houthis-20170323-gv4mda.html, (Erişim Tarihi: 13.08.2018).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Cenk TAMER
Cenk TAMER
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,800BeğenenlerBeğen
110TakipçilerTakip Et
1,737TakipçilerTakip Et
210AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz