İran’ın Kürt Açılımı

İran’da rejim karşıtı faaliyetler yürüten dört muhalif Kürt grup ile devlet yetkililerinin 2019 yılının Ağustos ayında üçüncü kez Norveç’in başkenti Oslo’da toplanacağı belirtildi. Tarafların silahlı örgütler ve devletler arasında arabuluculuk faaliyetlerinde bulunan Norwegian Centre for Conflict Resolution/Norveç Çatışma Çözümleri Merkezi (NOREF) aracılığıyla bir araya geleceği açıklandı. Bu gelişme, İran’ın 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi’nin ardından ilk kez yabancı bir tarafın aracılığıyla muhalif Kürt gruplarla masaya oturduğunu gösteriyor. Görüşmelerde birden fazla Kürt hareketinin bulunması ise durumu daha da ilgi çekici hale getiriyor.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İran’ın Kürt gruplarla müzakere masasına oturmasını ve bu görüşmelerde, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İran politikasının etkili olup olmadığını tartışmaya açarak alanında önde gelen uzman ve akademisyenlerin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Çetiner ÇETİN (Gazeteci)

İran’ın her geçen gün kendi içerisinde karmaşık bir hale sürüklendiğini ifade eden Gazeteci Çetiner Çetin, “İran, farklı kültürler, insanlar ve toplumlara ilişkin günden güne daha da açığa çıkan tartışmaları bir şekilde ötelemeye çalışmaktadır. İran rejimi, sadece Kürt hareketleriyle değil; aynı zamanda diğer oluşumlarla da görüşme arayışı içerisindedir. İran’daki siyasi grupların ve toplumdaki diğer bireylerin rejimle ciddi sorunları vardır. İran’daki gruplara bakıldığında, bu ülkede Türkmenlerin, Beluçların ve Azerbaycan Türklerinin yaşadığı görülmektedir. Her birinin hem rejimle ilgili beklentileri hem de İran’ın geleceğine ilişkin talepleri farklıdır.” dedi.

İran’ın bugüne kadar siyasi sorunların çözümünü kendi içinde halleden bir ülke olduğunu dile getiren Çetin, “Tahran’ın buradaki temel amacı da dışarıdan gelen baskı karşısında, içeride güçlü bir birliktelik ortamı yaratmaktır. Ancak mevcut konjonktürde Tahran yönetimi hem ülke içinde hem de uluslararası arenada zor günler geçirmektedir. Üstelik bu durumu gizleyebileceği bir ortam da bulunmamaktadır. Ortadoğu’da değişen dengelerle birlikte İran, başta Kürt Meselesi olmak üzere, kendi iç siyasetinde birçok sorunu çözemez hale gelmiştir. Çünkü 40 yılı aşkın bir süredir rejim, tüm kesimlere Şii kimliği dayatmaktadır. Oysa toplam sayıları 30-35 milyonu bulan birçok azınlık grup, İran ekonomisinde etkilidir. Bu nedenle de Tahran, daha fazla zarar görmemek adına, var olan sorunları hızlı bir şekilde çözmeye çalışmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Çetin, 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi’nin aslında bir Şii Devrimi olduğunu vurgulayarak, “Şiilik üzerinden bölgeyi yönetmeye çalışan İran, bu hedef doğrultusunda Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani aracılığıyla çeşitli grupları desteklemiştir. Söz konusu grupların finanse edilmesi sırasında ortaya çıkan masraflar ise İran halkının cebinden çıkmıştır. Halkın tepkisinin nedeni de budur. Gelinen noktada ise Kürt Meselesi çerçevesinde bazı adımların atıldığı bilinmektedir. Ancak Kürtler açısından fotoğrafın bütününe bakıldığında, 2018 yılının Haziran ayından itibaren ABD’nin bölgedeki Kürt grupları silahlandırdığı görülmektedir. Washington, muhalif grupların İran siyasetinde giderek güçleneceğini düşünmektedir. Bu sebeple ABD, İran’a doğrudan bir müdahaleyi değil; mevcut silahlı gruplar üzerinden çeşitli hamleler yapmayı planlamaktadır.” dedi.

Kürt grupların daha önce de rejimle görüşmeler yaptığını hatırlatan Çetin, “Önceki görüşmelerin sonunda hep bir infaz yaşanmıştır. Dolayısıyla İran ve Kürt grupların, görüşmeler yoluyla ne kadar aşama kat edebileceği muammadır. Çünkü geçmişte Kürt grupların bazı liderleri rejim tarafından katledilmiştir. Masaya oturulduğunda, geçmişin tecrübeleri de hatırlanacaktır. Bu yüzden de Oslo’nun müzakereler için özellikle seçildiği düşüncesindeyim. Bu İran’ın değil, Kürt tarafının tercihidir. Uzlaştırmacı olarak üçüncü bir ülkenin devreye girmesi, kötü bir olayın patlak vermemesi açısından son derece önemlidir. Ancak görüşmelerin İran’ın içerideki tansiyonu düşürmeyi amaçlayan bir yol arayışı olduğu da ifade edilebilir. Zira İran, uluslararası politikada giderek sıkışan bir aktör haline gelmektedir. Mevcut gelişmelerin gelecek süreçte kendisine karşı silahlı bir operasyona dönüşeceğinin farkında olan Tahran, aslında böyle girişimlerde bulunarak zaman kazanmaya çalışmaktadır.” yorumunu yaptı.

Doç. Dr. Nihat Ali ÖZCAN (TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi)

İran’ın Kürt Meselesi’ne pragmatik bir şekilde yaklaştığını ifade eden Doç. Dr. Nihat Ali Özcan, “İran, geçmişte İsrail’in ve günümüzde de ABD’nin bu meseleye nasıl yaklaştığını biliyor. Yani Tahran, Kürt Sorunu’nun kendisine karşı bir koz olarak kullanabileceğini görüyor. Bu nedenle de önlem almaya çalışıyor.” yorumunu yaptı.

İran’daki Kürt hareketinin kendi içinde ikiye ayrıldığını dile getiren Özcan, “Bunlardan biri ve konuyla alakalı olanı, İran’ın terör örgütü PKK’yla olan ilişkisidir. Bu ilişkinin farklı bir karakteri vardır. Tahran, konuyu farklı yerlere taşımaya çalışmaktadır. Bu yüzden de birtakım görüşmelerin yapılması sürpriz olarak değerlendirilmemelidir. Üstelik İran, bu tarz mevzuları yönetme konusunda gerekli kapasiteye ve tarihsel tecrübeye sahiptir.” dedi.

Müzakerelere başlanmasının rejimle ilgili olduğunu öne süren Özcan, “Rejimin yapısının Şii kimliğe dayanması ve Kürtlerin büyük çoğunluğunun Şii olmaması, İran’ın konuya bakış açısını etkilemektedir. Geçmişte Tahran, silahlı Kürt hareketlerine tolerans göstermemekteydi. Kürtler de bunu gayet iyi bilmektedir. Dolayısıyla İran’ın konuya ılımlı yaklaşması, Washington’un Tahran’a yönelik baskısıyla yakından ilişkilidir. Tahran, sadece Kürtlere karşı değil; ülke içerisinde sorun çıkarma potansiyeli bulunan tüm gruplara karşı benzer politikalar uygulayabilir.” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Alemdar YALÇIN (Gazi Üniversitesi)

Prof. Dr. Alemdar Yalçın, asıl cevaplanması gerekenin “Neden Oslo?” sorusu olduğunu belirterek, “Bu soru yanıtlandıktan sonra, Oslo’da daha önce hangi toplantıların yapıldığına bakılmalıdır. Ayrıca İran’daki Kürt grupların istekleri ve Oslo’da İran’la masaya oturmalarının ne anlama geldiği de incelenmelidir.” dedi.

Oslo’daki merkezin büyük devletlerce yönetilen bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Yalçın, “Söz konusu kuruluş, Ortadoğu’daki devletlere federasyon sistemini dayatmaya çalışmaktadır. Daha öncesinde burada İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü de bir araya gelmişti. Yapılan müzakereler sonrasında ise Filistin’e bağımsızlık adımı attırılmıştı. Bu yaşananları bilmeden adım atmak yanlış olacaktır.” şeklinde konuştu.

Üzerinde durulması gerek diğer bir noktanın da İran ve İranlı Kürtler arasındaki din birliği olduğunu söyleyen Yalçın, “İsrail ile Filistin aynı dine mensup değildi. Aralarındaki köklü ihtilaf da bundan kaynaklanmaktaydı. İran ve İranlı Kürtler arasında ise böyle bir durum bulunmamaktadır. İki taraf da aynı dine ve ortak kültür yapısına sahiptir. Buna rağmen Oslo’da masaya oturacak olanların bir sonuca varması pek mümkün görünmemektedir. Burada Kürt kaynaklarının dikkatli takip edilmesi gerekmektedir. Bu tarz bir denklem, hiçbir zaman İran’ın lehine olmayacaktır.” ifadelerini kullandı.

Murat BİLHAN (Emekli Büyükelçi)

Washington’un bütün istihbarat kanallarını kullanarak İran’ın aleyhinde olacak her grupla bağlantı kurmaya çalıştığını ve bunun da doğal olduğunu söyleyen Emekli Büyükelçi Murat Bilhan, “Geçmiş döneme bakıldığında ABD, Kürtlerle konjonktürel ilişkiler kurup onları zaman zaman kullanmaktaydı. Günümüzde ise Kürtleri kullanabileceği devamlı bir müttefik olarak elinin altında tutmak istemektedir. Bu yüzden de Washington yönetimi, bölgedeki Kürt varlıklarını birleştirilerek İsrailvari bir tampon yapı oluşturmak ve onları Türklere, İranlılara ve Araplara karşı kullanmak istemektedir. Amerikalılar bu amaçlarını gizlememektedir. İran’ı zayıflatmaya çalışmak ABD’nin stratejik hedeflerinden biridir. Dolayısıyla İranlı yetkililer ile muhalif Kürt gruplar arasında görüşmeler yapılması sürpriz değildir.” dedi.

Oslo’nun süreç içerisindeki rolüne de değinen Bilhan, “Oslo, genel stratejinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. İşin içine Avrupa’dan bir müttefikin girmesi, ABD’nin elini İran’a karşı güçlendirmektedir. Böylece Washington, bölgede gizli diplomasi yürütebilmek için bir zemin teşkil etmiş olmaktadır. Geçmişte İsrail ile Filistin arasında da bir Oslo Süreci yaşanmıştır. Bahsi geçen olaylar incelendiğinde, gizli diplomasinin Norveç üzerinden tezgâhlandığı görülmektedir.” açıklamasında bulundu.

Görüşmelerin somut bir sonuca ulaşmasının İran’a bağlı olduğunu iddia eden Bilhan, “ABD’nin ülkenizde etkin olmasını önlemek istiyorsanız, ilk olarak mevcut Kürt hareketlerinin birleşmelerini engellemelisiniz. Farklı grupların birleşerek bulundukları bölgeye egemen olma çabaları ve bunu ABD desteğini alarak gerçekleştirmeleri, çok büyük bir tehdittir. Bu durum karşısında çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel etkenler kullanılarak ince bir diplomasi uygulanmalıdır. Bunu gerçekleştirirken de bölge dışı ülkelerden bir yardım beklememek gerekir.” şeklinde konuştu.

Abdullah AĞAR (Güvenlik ve Strateji Uzmanı)

İran ile Kürt gruplar arasında Oslo’da yapılacak müzakereleri değerlendiren Abdullah Ağar, Tahran’ın ülkenin toprak bütünlüğünü sağlamak istediğini ve bu nedenle de Kürt hareketleriyle müzakere etme eğilimi gösterdiğini söyledi. Bu kapsamda Ağar, “İran, demografik olarak heterojen bir ülkedir. Ülkedeki bu etnik farklılıklar, sürekli olarak birileri tarafından ön plana çıkarılmaktadır. Böylesine kritik bir dönemde İran’ın bahsi geçen yapılarla görüşmeler yapması ise doğaldır. Tahran, ülkenin birlik ve beraberliğine karşı oynanacak oyunları durdurmaya ve durduramasa bile geciktirmeye çalışmaktadır.” açıklamasında bulundu.

İran’ın Kürt Meselesi’ne bakışının Türkiye’nin Kürt Sorunu’na olan yaklaşımından farklı olduğun belirten Ağar, “İran’da Kürdistan Eyaleti bulunmaktadır. Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan sözde Kürdistan ise ülkemizi parçalamaya yöneliktir. Örneğin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi de özerk yapı içerisinde masum görünmesine rağmen; aslında Irak’ın toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Nitekim orada bir sözde referandum bile yapılmıştır. İran’da uzun zamandan beri var olan Kürdistan Eyaleti ise ülkenin bütünlüğüne tehdit oluşturmamaktaydı. Ancak son dönemde ülkenin toprak bütünlüğü açısından bir riskin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu nedenle de taraflar, Oslo’da masaya oturacaktır.” dedi.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

İran’ın Amerikan müdahalesinden çekindiğini ve bu olasılıktan dolayı ülke içerisinde birlik ve beraberlik hissinin oluşturulmasını önemsediğini belirten Prof. Dr. Sencer İmer, “ABD, İran’a yaptırım uygulamaktadır. Bu durum, fakirleşmekte olan İran halkının rejimden duyduğu memnuniyetsizliği arttırmaktadır. Bu nedenle de Tahran, iç karışıklık ihtimalini ortadan kaldırmak için muhalif Kürt gruplarla mutabakat sağlamaya çalışmaktadır. Oslo’da yürütülen süreç de bu çerçevede değerlendirilmelidir.” dedi.

Terör örgütü PJAK’ın sürece dahil edilmediğine dikkat çeken İmer, “Bahsi geçen girişim, Tahran’ın terör örgütü PKK’yla işbirliği yapması şeklinde yorumlanmamalıdır. Çünkü görüşülen Kürt grupların içerisinde terör örgütü PKK’nın İran kolu olan PJAK yoktur. Dolayısıyla Tahran, dışarıdan gelebilecek tehditleri önlemeye ve ülke içindeki bütünlüğü sağlamaya çalışmaktadır. Müzakerelerde terör örgütü PJAK’ın yer almaması, tarafların karşılıklı adımlar atabilmesinde dengeleyici bir rol oynayabilir. Zira İran, federatif yaklaşımlara sıcak bakan bir devlettir.” açıklamasında bulundu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,028BeğenenlerBeğen
232TakipçiTakip Et
2,675TakipçiTakip Et
277AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz