İran’ın Irak’taki Etkisi Devam mı Ediyor?

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret eden Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in “dayanışma, stratejik ortaklık ve yabancı vesayetlere karşı ortak duruş” çağrısında bulunması, gözlerin Irak merkezli gelişmelere çevrilmesine sebep olmuştur. Buna karşılık Erdoğan, Irak’ın siyaset, güvenlik ve ekonomi alanlarında “kendi ayakları üzerinde durabilmesi” adına, Türkiye’nin her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu vurgulamıştır. Bu açıklamalar, Ortadoğu’da artık bölgesel aktörlerin kendi geleceklerini belirlemesi noktasında ne kadar kararlı olduklarının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Burada Salih’in “vesayetten kurtulma” vurgusu ve Erdoğan’ın “kendi kendine yeten bir Irak” çağrısı, yabancı aktörlerin ülkeden çıkartılması hususunda her iki tarafın da hemfikir olduğunu göstermiştir.

İki ülkenin de Irak’ın ulusal egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne vurgu yapması, şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak’taki Amerikan üslerine gerçekleştirdiği ani ziyarete ve İran’ın Irak siyasetinde devam eden etkisine yönelik bir mesaj olarak yorumlanabilir. Ancak diğer taraftan Türkiye ve Irak’ın sergilemiş olduğu dayanışma, bölgesel ve küresel aktörlerin Irak’a olan müdahalesine karşı, kapsamlı bir işbirliği ve stratejik ortaklık ilişkisini de ifade etmemektedir. Zira Irak, aynı hassasiyeti Türkiye’nin Kuzey Irak, Sincar ve Mahmur bölgesine gerek kara ve gerekse de hava unsurlarıyla gerçekleştirdiği terör operasyonlarına karşı da göstermektedir. Hatırlanacağı üzere Irak, en son 14 Aralık 2018 tarihinde, Türkiye’nin söz konusu operasyonlarını protesto etmek amacıyla Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ni Irak Dışişleri Bakanlığı’na çağırmıştır. Üstelik bu uyarılar, Bağdat yönetimiyle 2007 yılından beri devam eden güvenlik alanındaki işbirliği anlaşmalarına ve son olarak 15 Ekim 2018 tarihinde İbadi Hükümeti’yle yenilenen Sınır Güvenlik Protokolü’ne rağmen devam etmiştir.

Tüm bu süreçte İran’ın Irak üzerindeki baskıları ve Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı duymaya çağırması, Ankara-Bağdat ilişkileri arasındaki “oyun bozucu” faktör olmuştur. Nitekim söz konusu dönemde İran, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı duymaya çağırmış ve bu açıklamayı dönemin Irak Başbakanı Haydar el İbadi’nin Türkiye’ye yönelik uyarıları takip etmiştir. Diğer taraftan bahse konu olan dönemde İran destekli Haşdi Şabi milisleri, Irak’ta güvenlikten siyasete ve günümüze gelindiğinde ise bakanlıklardan bürokrasiye kadar neredeyse ülkenin bütün kurumlarını ele geçirmiştir. Aynı süreçte DEAŞ tehdidi devam ederken Başika Kampı’nda DEAŞ’la mücadele için eğitim faaliyetlerinde bulunan Türk askerleri, İran’ın telkinleri sebebiyle Irak’ın ulusal egemenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirilmiştir. Hatta 2015 yılının Eylül ayında, Bağdat’taki bir Türk inşaat firmasında çalışan 18 işçinin Şii milislerce kaçırılması ve milislerin Türkiye’ye yönelik taleplerde bulunması da başta İran olmak üzere Türkiye’nin bölge politikalarından rahatsız olan tüm aktörlerin  Şii milisler üzerinden bir meydan okuması Türkiye’ye olarak yorumlanmıştır.[1] Dolayısıyla Irak’ın önümüzdeki süreçte de İran etkisinden bağımsız bir şekilde Türkiye’yle stratejik ortaklık geliştirmesi mümkün değildir.

Neticede 2018 yılının Mayıs ayında gerçekleşen seçimlerin ardından kurulan yeni Irak Hükümeti’ne bakıldığında; Irak Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan’ın İran’a yakın isimler olmasının yanı sıra, Ulaştırma Bakanı ile Petrol Bakanı da “İran yanlısı” isimler arasından seçilmiştir. En önemlisi de İçişleri Bakanlığı için aday olan Haşdi Şabi lideri Falih el Feyyad da İran’a olan yakınlığıyla tanınan bir kişidir. Üstelik Irak eski Başbakanı Haydar el İbadi’in görevden aldığı Ulusal Güvenlik Danışmanı Feyyad, görevine iade edilmiş ve İran’ın da desteğiyle tüm ülkenin kolluk kuvvetlerine hükmedebileceği bir konum olan İçişleri Bakanlığı’na adaylığını açıklamıştır. Son aylarda büyük bir tartışma konusu olan Feyyad’ın adaylığı, Sairun Koalisyonu’nun lideri Muktera el Sadr tarafından da sert bir şekilde eleştirilmektedir. Dolayısıyla İran, yeni Irak yönetimiyle olan temaslarını hızlandırmış ve önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Bu bağlamda Kerkük petrollerinin yeniden İran’a ihraç edilmeye başlanması; Temmuz ayında Basra’da protestolara neden olan krizin İran’ın Irak’a elektrik tedarikine ilişkin anlaşmanın yapılmasıyla çözümlenmesi ve DEAŞ sonrası Irak’ın yeniden imarı hususunda iki ülkenin çevre ve şehircilik bakanlıkları arasında işbirliğinin sağlanması gibi gelişmeler neticesinde Tahran-Bağdat ilişkilerinde olumlu bir hava oluşmuştur.

Tahran, Meclis Başkanlığı seçiminde de Hadi Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu’nun  Sairun Koalisyonu’yla ittifak kurmasını sağlayarak Musul kentinden olan Esil Nuceyfi ve diğer aday olan eski Savunma Bakanı Halid el Ubeydi’nin yerine, Anbar vilayetinden Muhammed Halbusi’nin seçilmesini sağlamıştır. Genel seçimlerden sonra İran’la görüşmelerini hızlandıran KYB ise cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda kendi içinde bölünme yaşayan KDP’den daha hızlı davranarak kendi adayını açıklamış ve Berham Salih’in mecliste oyların büyük çoğunluğunu alarak Irak Cumhurbaşkanı olmasını sağlamıştır.

Salih, stratejik yöneliminin göstergesi olarak ilk yurt dışı turunda Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’den sonra İran’ı ziyaret emiştir. Nitekim ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların yürürlüğe girmesinden iki hafta sonra  Tahran’ı ziyaret eden Salih, yabancı müdahalesine karşı dayanışmanın ve ekonomik alandaki işbirliğinin önemini vurgulamıştır. Bundan kısa bir süre sonra da taraflar arasında hem elektrik tedariki hem de Kerkük petrollerinin ihracatı konusunda heyetler arası görüşmeler hızlanmış ve söz konusu alanlarda işbirliği sağlanmıştır.  Diğer taraftan ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları konusunda “Irak’ın çıkarları için buna uymak zorundayız” açıklaması yapan ve daha sonra bu sözünden dönen eski Başbakan Haydar el İbadi’nin aksine, yeni Başbakan Adil Abdülmehdi, Irak’ın söz konusu yaptırımlara uymayacağını açıklamış ve benzer görüşler, yeni Dışişleri Bakanı Muhammed Ali el Hekim tarafından da dile getirilmiştir.

Sonuç olarak yabancı müdahalesine karşı bölge ülkeleriyle ortak bir duruş arayışında olan Irak, ülkedeki İran etkisini kırmak adına yeni hükümetin teknokratlardan oluşturulmasını amaçlamıştır. Oysa aynı proje, 2016 yılında İbadi tarafından önerildiğinde, İran sert biçimde tepki göstermiş ve İran’ın tepkisinin de etkisiyle gelişen İbadi’nin tasfiye süreci, 2018 yılının Temmuz ayındaki Basra protestolarıyla daha da hızlanmıştır. Bundan kısa bir süre sonra İbadi, İran destekli Falih el Feyyad’ı Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’ndan almak suretiyle ve Irak’ın ABD yaptırımlarına uyacağını açıklamış ve böylece İran nezdindeki son kredisini de kullanmıştır. Nihayetinde, yukarıda bahsedilen gelişmelerden de hareketle, Irak’ta oluşturulan yeni yönetimin İran etkisinde kalmaya devam edeceği anlaşılmıştır. Kısacası Irak’taki yabancı müdahalesinden ve ulusal egemenliğinin korunmasından bahsedecek olursak; Türkiye’nin ulusal güvenliği adına gerçekleştirdiği terör operasyonlarından değil, İran’ın Irak’taki İçişleri Bakanlığı’nı ve ülkenin kolluk kuvvetlerini ele geçirmeye kadar varan müdahalesinden söz etmemiz gerekmektedir.


[1] Cenk Tamer, “Türkiye ve İran’ın Irak’ta Güç Tahkim Etme Çabası: Başika Örneği”, Cilt: 3, Sayı: 6, Gazi Sosyal Bilimler Dergisi, Ankara 2016.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Cenk TAMER
Cenk TAMER
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,843BeğenenlerBeğen
159TakipçiTakip Et
1,924TakipçiTakip Et
216AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz