İran’ın Bölgesel Stratejisi Kapsamında Fırsat ve Tehditler

1979 İslam Devrimi’nin ardından İran, bölgesel bir güç olmak adına politikalar geliştirmeye başlamıştır. Bu doğrultuda Tahran yönetimi sert ve yumuşak güç stratejisini ciddi düzeyde ilerletmiştir. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde kendisine bağlı mezhepsel gruplar oluşturma bağlamında elindeki tüm imkanları kullanmıştır.[1] Ayrıca bölgesel hedeflerine ulaşmak adına Tahran, “taraflar arasında gerginlik yaratma” gibi bir çözüm yöntemi geliştirmiştir. Söz konusu politikanın temel sac ayağı, bölge ülkelerinde bulunan Şii azınlıkların İran stratejisine dahil olmasını sağlamaktır. Örneğin; Lübnan Hizbullah’ına siyasi ve askeri yönde destek verilmesi bahsi geçen stratejinin bir gereği olmuştur. Aynı şekilde Irak’ta bulunan Muhammed Bekir el-Hekim liderliğindeki Irak İslami Yüksek Konseyi’ne ve Kuveyt’te yer alan Ahmet Abbas el-Miheri önderliğindeki Hat el-İmam “İmam’ın Çizgisi” grubuna maddi ve manevi yönde destek sağlanmıştır. Yukarıda ismi zikredilen söz konusu hareketlere destek sağlanması hususuna, İran Anayasası’nda da yer verilmesi, İran’ın Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine karışmasına (sözüm ona) meşruiyet kazandırmaktadır.

Bilindiği üzere İran’ın bölgede söz sahibi olmak istediği, İslam Devrimi’nin ilk günlerinde anlaşılmıştır. Bu durum, “devrim ihracı” politikası bağlamında değerlendirilebilir. İran’ın söz konusu politikayı bölge stratejisinin önemli bir sac ayağı olarak kullandığını söylemek gerekir. Bu husustan yola çıkarak İran, dünya ülkelerini “mostazafin (mazlumlar)”, “zalimler” olarak ikiye ayırmaktadır. Humeyni’nin felsefesine göre; Körfez Ülkeleri zalimlerin müttefikleri olarak kategorize edilmelidir. Dolayısıyla Mekke ve Medine’nin uluslararası İslami bir belde statüsüne sahip olması adına erken dönemlerde çağrı yapmıştır. Bu bağlamda 1988 yılında Londra uluslararası bir konferans düzenlenmiştir. Ayrıca hac dönemlerinde olay çıkarılarak Suudi Arabistan’da iç karışıklık yaratılmak istenmiştir.

Yukarıdaki bilgilere binaen İran’ın Ortadoğu politikasında din bir araç olarak kullanılmaktadır. Zira Humeyni’nin ortaya koymuş olduğu siyasi ve fikri söylemler, İran’ın bölge stratejisinin temelini oluşturmaktadır. Tahran yönetimi, bölge ülkelerinde varlık gösteren Şii azınlıkların “bir araç” olarak kullanılması suretiyle hedef ülkelere sızılabileceği yönünde bir düşünce benimsemiştir. Bu yüzden mezhepsel politikasının bölgede başarıya ulaşması adına yumuşak ve sert gücünün tüm imkanlarını seferber etmiştir.

Ek: 1.  İran’ın Ortadoğu Politikası

Kaynak: “Iran and Greater Middle East”, Clingendael, https://www.clingendael.nl/publication/iran-and-greater-middle-east-2020, (Erişim Tarihi: 04.06.2018).

Bilindiği üzere Tahran rejimi, uyguladığı politikalar sayesinde Irak’ın işgalini kendi lehine çevirmeyi başarmıştı. Bir diğer ifadeyle söz konusu işgal hamlesi, Tahran’ın Ortadoğu bağlamındaki ideolojik hedeflerini bir fırsat olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Ayrıca İran, ABD ve genel olarak Batı ülkelerini tehdit olarak değerlendirmektedir.

Ek: 2.  İran’ın Irak’taki Nüfuzu

Kaynak: Wait But Why, https://waitbutwhy.com/2014/09/muhammad-isis-iraqs-full-story.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2018).

Taliban rejimine son verilmesi ve Irak’ın işgaline müteakip Ortadoğu politikalarında İran’dan sıkça bahsedilmeye başlanmıştır. Aynı zamanda Irak’ta iktidarın Şiilerin eline geçmesinin ardından Lübnan Hizbullah’ı askeri yöntemlerle İsrail’e karşı direnmeye başlamış, Bahreyn’de istikrarsızlık çıkmış, Yemen’de Husilerin isyan hareketleri desteklenmiş ve dolayısıyla Ortadoğu’yu ciddi bir kaygı sarmıştır. Bu bağlamda Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri, İran’ın Ortadoğu’ya yönelik birtakım projeler gerçekleştirmeye çalıştığı konusunda hemfikir olmuştur. Bahse konu proje kapsamında İran’ın Ortadoğu’yu istikrarsızlığa sürüklemek istediği yönünde tahmin yürütülmektedir. İstikrarsızlıklarla İran’ın bölge ülkelerinin mezhepsel yapısını bozmaya çalıştığı düşünülmektedir. Bu kapsamda İran’ın İslam Devrimi modelini, genelde Ortadoğu özelde ise Körfez Ülkelerine Şii azınlıklara destek sağlayarak getirmeyi hedeflediği görülmektedir. Böylece Tahran uluslararası İslami bir hükümet kurmak istemektedir. Bu bağlamda İran aşağıda belirtilen faaliyetlerde bulunmuştur;

  1. Jeo-ekonomik özelliğini kullanarak bölge üzerindeki çıkarlarını korumaya çalışmıştır.
  2. Bölgesel nüfuzu sağlamlaştırma yönünde çaba göstermiştir.
  3. Basra Körfezi’nin ticari yollarını kontrol altına almaya çalışmıştır.
  4. Şii mezhebini bölgesel politikada bir araç olarak kullanmıştır.

Yukarıda verilen bilgiler ışığında İran’ın Ortadoğu politikasını sadece mezhepsel stratejilerle sınırlandırmak sığ bir yaklaşım olacaktır. Aynı zamanda jeo-stratejik değerlendirmeler de yapan İran, bölgesel politikalarını hem Şiilik hem de diğer türden araç ve yöntemler yoluyla gerçekleştirmektedir.

İran, bölgede sahip olduğu jeo-politik ve jeo-ekonomik özellikleri sayesinde bölgenin birkaç cephesinde varlık gösterme yönünde gayret sarf etmektedir. Ayrıca bölge ülkelerinin iç işlerine müdahil olarak uluslararası baskılardan kurtulmaya çalıştığı düşünülmektedir. Böylece Tahran’ın bölgede kendi nüfuz alanını güçlendirmeye başladığı ve Ortadoğu politikasında önemli bir yere sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bu hususta İran’ın Ortadoğu’da yaşanan durumlardan istifade ederek bölgesel politikalarında başarıya ulaştığı söylenebilir.

Dış politikası büyük oranda reel stratejiler çerçevesinde oluşturulan İran’ın Ortadoğu politikasının her konjonktüre uyum sağladığı söylenebilir. Örneklendirmek gerekirse; ABD’nin P5+1 nükleer anlaşmasından çekilme kararı ve İran’ın Suriye’deki nüfuzunun bitirilmesi konusunda İsrail ile Rusya’nın anlaşma sağlaması gibi hususlar Tahran’ın Ortadoğu politikasının aleyhine gibi gözükse de dünyadaki Şii jeopolitiği göz önünde bulunduğunda yeni konjonktürel durum İran’ın lehine sonuçlar doğurabilir.

Sonuç olarak, günümüzde Ortadoğu politikası gittikçe sınırlanan İran’ın yakın gelecekte karşısına birtakım fırsatların çıkacağı düşünülmektedir. Nitekim Tahran yönetimi, bölgesel gelişmelerin tam merkezinde yer almaktadır. Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler bağlamında İran rejiminin aleyhine gelişmeler yaşanması, uluslararası arena tarafından gün geçtikçe izole edilmesi ve küresel müttefikleri Rusya, Çin ve Hindistan’ın İran’ı ABD’nin uyguladığı uluslararası ambargodan kurtaramaması; İran’ın söz konusu aktörlerden bağımsız politikalar izleyeceğini göstermektedir. Örneğin İran, Suriye’de artık Rusya’nın politikalarıyla eş güdümlü şekilde hareket etmeyebilir.


[1] “İran’ın dış politikasında dinin rolü”, almezmaah, https://goo.gl/s769j7, (Erişim Tarihi: 04.05.2018).

Yazarın diğer yazıları