İran’daki Terör Saldırısı Ne Anlama Geliyor?

Bu dillerde mevcuttur: English Русский فارسی

İran bir kez daha terör saldırısına maruz kaldı; bu seferki adres Tahran değil ama bir o kadar hassas kabul edilen bir yer: Ahvaz. İran’ın Huzistan eyaletinde yer alan bu şehirde, birkaç gün önce (22 Eylül’de), “Kutsal Savunma Haftası” kapsamında gerçekleştirilen askeri geçiş törenine yönelik düzenlenen silahlı saldırıda aralarında bir albay ve yüzbaşının da bulunduğu 17’si asker olmak üzere 29 kişi öldü, 60 kişi de yaralandı.

Belki, bu sayı şu an itibarıyla daha da artmıştır. Burada esas olan hiç kuşkusuz sayılar değil, saldırının kendisi ve yol açabileceği olası sonuçlar. Özellikle İran’ın bu saldırıyı nasıl algıladığı ve buna ne tür bir tepki vereceği de fazlasıyla önem arz etmektedir ki, Tahran’ın verdiği ilk tepkiler bunu kolay kolay hazmedemeyeceği ve altında kalmayacağına işaret etmekte.

Nitekim İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Ahvaz kentindeki saldırıyı hangi örgütün gerçekleştirdiğini ve kimlerle bağlantılı olduğunu “çok iyi bildiklerini”, “İran’ın bu saldırıya asla göz yummayacağını” söylüyor.

Bu örgütlerin İran-Irak savaşında aynı isimlerle Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin tarafından desteklendiğini, İran’a yönelik saldırı düzenlediğini ifade eden Ruhani; “Bu katliamı gerçekleştirenler, işgalcilerin yolundadır” diyor ve ekliyor: “Saddam hayattayken ona çalışıyorlardı. Ancak Saddam öldükten sonra başka bir devlete çalışmaya başladılar. Körfez’deki bir devlet onları maddi, askeri ve siyasi olarak desteklemekte ve kollamaktadır.”

Ruhani her ne kadar saldırının gerçek failleri olarak ABD ve adını vermediği Körfez’deki bir ülkeye işaret etse de;  İranlı diğer yetkililer sayıyı biraz daha farklı veriyor. Örneğin, İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarci ABD, İsrail ve Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri (muhtemelen başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere) diyor. Yani eylem; İran’a karşı geniş bir koalisyonun saldırısı olarak karşımıza çıkıyor.

 

Ayrıca, Cumhurbaşkanı Ruhani, söz konusu örgütlerin İran-Irak savaşında Irak’ta kaldığını belirttiği konuşmasında, artık bunların İran sınırlarında faaliyet gösterdiğini de bir anlamda itiraf ediyor. Nitekim söz konusu terör eylemi sonrası İran’ın muhtemel başka bir saldırıya karşın Irak sınırını kapatması da bu hususu teyit ediyor. İran, güvenlik gerekçesiyle Basra’daki Şelamçe ve Meysan’daki Eş-Şib gümrük kapılarındaki hem insani hem de ticari geçişleri geçici bir süreliğine durdurmuş bulunuyor.

Dolayısıyla İran’ın Irak sınırları eskisi gibi güvenli değil. Güvenli olmanın ötesinde İran aynen Pakistan’ın konumuna düşmüş görünüyor. SSCB işgalinde ABD ile birlikte hareket eden Pakistan 11 Eylül sonrası nasıl Afganistan üzerinden istikrarsızlaştırılmaya çalışılmışsa, benzer bir durum artık İran için de geçerli. Irak’ın işgalinde ABD ile işbirliği yapan İran açısından Irak bir Afganistan’a dönüşmüş durumda.

Bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir önemli detay da şu: İran Cumhurbaşkanı Ruhani ABD’yi tehdit ederek, “akıbetinin Irak’ın devrik lideri Saddam gibi olacağını” söylüyor. O zaman burada sormak lazım: Hani Saddam’ı ABD asmıştı? Dolayısıyla bu ifade, bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, “Biz Afganistan’da ve Irak’ta Amerika’ya yardım ettik” itirafını bir kez daha teyit ediyor. Bu arada, unutmadan, Saddam’ın ipte sallandırılmadan önceki son sözleri de halen videolarda yer alıyor…

AHVAZ’DA REJİME HANGİ MESAJLAR VERİLMEK İSTENİLDİ?

Saldırının faillerine, hedeflerine, adresine ve zamanlamasına dikkatlice bakıldığında şu mesajları içerdiğini görüyoruz:

Saldırı, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de katılım sağladığı bir töreni hedef alıyor. Yani devletin tepe isimlerinden biri orada. Ayrıca, İran silahlı kuvvetleri gövde gösterisi yaparken saldırıya uğruyor. Dolayısıyla İran’a yönelik tam bir meydan okuma söz konusu.

İran’ın Cumhurbaşkanı orada ve sekiz terörist, adeta elini kolunu sallayarak böylesi kanlı bir eylemi gerçekleştirebiliyor. Bu da İran’ın karşı karşıya bulunduğu büyük bir zafiyete işaret ediyor: Güvenlik. Ve bunun temelinde de ciddi bir istihbarat sorunu gözüküyor.

Saldırı, İran-Irak Savaşı’nın 38. yıldönümüne getiriliyor. Saldırıyı gerçekleştirenler o dönemde kurulan bir örgüt (her ne kadar sadece Saddam’ın desteklediği dense de). Dolayısıyla İran’a daha savaş bitmedi deniliyor.

Yani, İran’a yönelik savaş bir kez daha Irak’tan başlatılabilir.

Bu seferki savaşın çıkış nedeni olarak İran’ın Irak’ı “dolaylı işgali” gösterilebilir. Bu bağlamda Basra’da başlatılan İran karşıtı olayların hemen akabinde bu eylemin gerçekleşmesi ve söz konusu örgütün 11 yıl sonra tekrar ortaya çıkışı hiçbir şekilde “tesadüf” kavramıyla izah edilemez.

İran, toprak kazanayım derken, şu an toprak kaybetmeye zorlanan bir ülke konumundadır.

Bu noktada İran kendi elleriyle batı sınırında ikinci bir Afganistan inşa sürecinin ortağı olmuştur.

İran, etnik-mezhepsel çatışmaların içerisine sürüklenebilir.

Bu saldırı, İran’a de facto savaş ilanıdır ve sadece İran’ın ülke sınırlarıyla da sınırlı kalacağa benzememektedir.

“ABD-İsrail-Körfez İttifakı” sahada harekete geçmiştir. İlk uygulama alanının İran sınırları dışında Basra, içeride ise Ahvaz olması dikkatlerden kaçmamaktadır. Söz konusu “üçlü”, bu eylemlerle İran’a operasyonel kabiliyetlerinin küçümsenmemesi gerektiği mesajını vermektedir. Önümüzdeki süreçte İran hem kendi sınırları içerisinde hem de nüfuz alanlarında daha fazla operasyona maruz kalacağa benzemektedir.

İran’a yönelik vekâleten savaş hız kazanacağa benzemektedir. Hedef, Kasım ayında tam anlamıyla hayata geçirilecek yaptırımlar ile birlikte İran’ın çok boyutlu olarak daha da istikrarsızlaştırılması ve rejimin devrilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Bu kapsamda bölge yeni ve derin bir kışkırtma sürecine girmiştir desek, pek de yanılmış olmayacağız.

Bu gelişmelerin hiç kuşkusuz Türkiye üzerinde de çok boyutlu ciddi etkileri olacağa benzemektedir. Türkiye, İran noktasında bir kez daha tercihe zorlanacaktır.

Kaynak Milli Gazete
Yazarın diğer yazıları