İran’da Hedef “Rejim Değişikliği” mi yoksa “Ülkenin Bölünmesi” mi?

İran’da 28 Aralık’ta başlayan ve ne zaman sona ereceği belli olmayan gösteriler, bu ülkede halkın ekonomik anlamdaki taleplerinden ucu bir iç savaşa ve sistem içi derin bir hesaplaşmaya işaret ederken; diğer taraftan uluslararası sistemde devam eden ayrışma, liderlik ve güç mücadelesi bağlamında da yeni bir adres olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar bu husus iç içe olsa da, ben yine de bugünkü yazımda meseleyi daha çok iç dinamikler ve bunların hedefleri boyutuyla ele almaya çalışacağım…

Bu kapsamda yapacağım ilk tespit; 30 Aralık 2017’de rejim yanlısı güçlerin sahaya inmesiyle birlikte, eğer önü alınamaz ise, ülkeyi önce fiilen ikiye bölebilecek yeni bir sürecin başlatılmış olmasıdır. Ki, bu daha sonraki yeni devlet yapılanmalarını hedef alan bölünme süreçlerine yönelik eylemleri “meşrulaştırıcı” ve “sonuç almayı kolaylaştırıcı” boyutlarıyla büyük bir önem arz etmektedir.

Nitekim şu an için “rejim yanlısı” ve “rejim karşıtı” şeklinde devam eden olayların önümüzdeki süreçte; başta Kürt, Beluç ve Arap unsurların devreye girmesiyle birlikte “etnik” ve “mezhepsel” temelli daha farklı bir boyut alabileceğini, söz konusu kesimlerin bu noktada içte ve dışta destek arayışı içinde olduklarını söyleyebiliriz.

Dolayısıyla; 28 Aralık’ta İran’da ekonomik tepkiler temelli başlayan hadiseler hızlı bir şekilde siyasi boyuta, oradan da bölünme sürecine doğru gidebileceğiyle ilgili önemli sinyaller vermektedir. Bu bağlamda Kürt, Arap, Beluç bazı siyasi parti ve örgütlerin gösterilere yönelik katılım çağrısında bulunması ve olaylarda aktif bir şekilde yer almaları bu tespitimizi fazlasıyla desteklemektedir.

Irak ve Suriye hadiselerinde önemli bir rol oynayan “Kürt hareketinin” burada da etkin bir şekilde devreye sokulmaya ve bu bağlamda söz konusu krizin bir fırsata çevrilmeye çalışıldığı da görülmektedir. PKK’nın İran kolu PJAK hiç kuşkusuz burada başrolü oynamaktadır. Aynı şekilde 2009-2010’da darbe alan Beluç hareketi de, Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) kendilerine vaat edilen “Belucistan Devleti” için bir kez daha kolları sıvamış durumda. Ahvaz’daki gösteriler de bizi bir kez daha Irak-İran savaşı ve en son 2016’da yaşanan olaylara götürmektedir.

Sünni Hareketlenme…

Bu noktada Sünni liderlerin krize yaklaşımı da oldukça dikkat çekici… Örneğin, İran’ın Belucistan Bölgesi İmamı Mevlevi Abdülhamit, on gün önce başlayan gösterileri desteklediğini, ülkedeki mevcut politikaların ve kanunların değiştirilmesi gerektiğini söylerken; İranlı Sünni âlimlerden Abdulhamidİsmailzehi, topluma uygulanan baskının dini ve anayasal özgürlükler çerçevesinde hafifletilmesi gerektiğinin altını çiziyor ve rejime şu çağrıda bulunuyor: “Devlet ve hükümet yetkilileri, halkın gösteri ve itirazlarını dikkate alarak bu şikâyetlere kulak vermeli. Dini ve anayasal özgürlükler çerçevesinde, halka ifade özgürlüğü hakkı tanınmalı ve topluma uygulanan baskılar hafifletilmeli.”

Sistan ve Belucistan›da işsizlik ve yoksulluğun had safhada olduğunu belirten Sünni âlim İsmailzehi; “Sünni toplum, 40 yıldır kendilerine uygulanan ayrımcılığın son bulmasını istiyor” çağrısında da bulunuyor.

Bu kapsamda verdiği şu örnek, İran’da olayların niçin bu aşamaya geldiğini ve bundan sonra, eğer bu talepler dikkate alınmaz ise, nereye doğru evirileceğiyle ilgili önemli mesajlar içeriyor: “…büyük bir kentte küçük bir cami başvurusunun, ısrarlı takip ve yazışmalarımıza rağmen dikkate alınmaması üzücü bir durum. Maalesef bazı kentlerde Sünnilere yönelik baskılar devam ediyor ve mescitler kapanıyor.”

Ülkedeki Türklerin meseleye daha soğukkanlı yaklaşması ise, içerideki krizin büyük bir yangına dönüşmesini engellemiş görünüyor. Hiç kuşkusuz burada Türkiye’nin meseleye yaklaşımı da oldukça önemli bir yere sahip. Türk yetkililerin İran’daki son karışıklıklarla ilgili doğru bir tavır takındığını belirten İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed EbrahimTaherian; “Türkiye İran hususunda ve bölgedeki kışkırtıcı eylemler konusunda net bir anlayışa sahip” ifadesi de bu tespiti onaylıyor.

Rejim Yangına Körükle mi Gidiyor?

Rejimin baştaki soğukkanlılığını her geçen gün kaybetmeye başladığını görüyoruz. Burada üç önemli gelişme oldukça önemli: Birincisi Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) olaylara müdahale etmeye başlaması, ikincisi, eski cumhurbaşkanlarından MahmudAhmedinejad’ın tutuklandığına/evinde göz hapsine alındığına yönelik iddialar. Üçüncüsü ise, gözaltına alınan ve kendilerinden haber alınamayan öğrenciler.

DMO’nun; Tahran, İsfahan, Şiraz, Horasan, Luristan ve Hamedan gibi çeşitli bölgelerdeki halk ayaklanmasını durdurmak için İran destekli milislerin bulunduğu Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye’den özel kuvvetler mensubu askerler getirttiğine yönelik haberler burada oldukça önemli bir gelişme. Sahadan getirtilen bu kuvvetlerin içeride şu an görev yapan güvenlik güçleri gibi “sağduyulu” davranmayacağı ortada.

Aynı şekilde göstericiler ve arkasındaki güçlerin de bu vb. gelişmeler karşısında kayıtsız kalmayacağı hatta kalmadığı da görülüyor. Nitekim DMO Komutanı Muhammed Ali Caferi’nin 3 Ocak 2018 itibarıyla ülkesinde devam eden “rejim karşıtı” gösterilerin sona erdirildiğini iddia etmesinin hemen akabinde, içlerinde İran istihbarat elemanlarının da yer aldığı güvenlik güçlerinin öldürülmesi, meselenin o kadar da basit olmadığını gösteriyor.

Şu ana kadar ki gelişmeler, açıkçası rejimin DMO ve Besiç güçlerine dayanan aşırı özgüveninden dolayı çok sağlıklı bir geleceğe işaret etmiyor. Bu noktada ülkedeki mevcut gidişatın felakete doğru olduğunu gören ve bu konuda uyarılarda bulunan eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı tutuklamak ve onu ev hapsinde tutmak, rejimin kafa karışıklığını gösteren son olaylarda yeni bir halka olarak karşımıza çıkmaktadır.

Rejimin kendisine yönelik kendi içinden eleştirileri bile kabul edemez bir duruma gelmesi haliyle farklı bir ruh haline ve geleceğe işaret etmekte. (Bu arada hatırlatmak gerekirse, Ahmedinejad daha önce yapığı açıklamada kendini halktan üstün görmekle eleştirdiği Hamaney’i 1979 yılında İslam Devrimi’yle devrilen Şah’a benzetmişti.)

Son gelişme ise öğrencilerle ilgili. ILNA Haber Ajansı’nın reformist politikacı MahmudSadıki’nin sözlerinden alıntı yaparak verdiği şu bilgi önemli: “Gözaltına alınan öğrencilerin sayısı, 90 civarında. Tahran ve diğer şehirlerden 10 üniversite öğrencisinin durumu belirsiz. Onları kimin tutukladığı halen bilinmiyor.” Yukarıdaki cümlede yer alan kilit kelime “belirsiz”. Evet, İran’daki gelişmeler belirsiz bir geleceğe doğru sürükleniyor. Eğer İran’daki rejim krizi doğru okuyamaz-yönetemez ve Suriye’de Esad’ın pozisyonuna/hatalarına düşer ise, o zaman ülkeyi ve yakın çevresini büyük bir ateşin içerisine atmış olur.