İran’da Geçekleştirilen DAEŞ Saldırıları, Katar Krizi ve Ortadoğu’nun Geleceği

Benkoran, başkenti Tahran’da 7 Haziran Salı günü farklı noktalarda yönlendirici saldırı saldırıları ile güne başladı. Bu saldırılardan ilki yerel saatle 10.10’da İran İslami Danışma Meclisi’ne ikincisi ise bundan sonraki yarım saat sonra İmam Humeyni’nin kabrinin orada mekânda gerçekleştirildi. Tahran’da aynı gün içerisinde yönetilmesi bu iki saldırının yapılması İran Sağlık Bakanlığı yetkilileri; 13 yaşında hayatını kaybettiğini, 42’de de yaralandığını açıkladı. ABD’de Donald Trump’ın Suudi Arabistan’ı ziyaret etmekte Katar ile bölge ülkesinin yaşadığı krize odaklanmış ve bugünkü anda İran’ın ‘bir çevirdi. Suudi Arabistan’ın olabileceğine değinirken bu iddia Suudi Arabistan’da yalanlandı. Şii-Sünni çatışması ve birlikte kaderine etki edebilecek bir süreç beraberinde getirilecektir.

1. Tahran’da Meydana Gelen Saldırılar

İran İçişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Zülfikar; ilk saldırının “kadın kliğini” içeriye giren DAEŞ üyesi 4 terörist tarafından, İran İslami Danışma Meclisi’ne yaptırılıyor ve içeriyor teröristlerin iki güvenlik görevlisini öldürdükten sonra içeride bulunuyor yedi kişiyi rehin alarak yaralandılarını açıkladı. Saatler süren operasyon için Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Polis teşkilatının bulunduğu bir bölge merkezeye geleceği ve yerel saatle 15.30’daki 4 teröristin de etkisiz hale getirilerek Meclis’teki operasyonun yapıldığını bildirdi. Mecliste giden olaylarda 12 yılında öldüğü, 30’da de yaralandığı açıklandı.

Tahran’daki Parlamento saldırısının hemen ardından meydana gelen ikinci saldırı ise Harem-i Mutahhara olarak anılan İmam Humeyni’nin kabrinin olduğu alanda gerçekleştirildi. İlk saldırının şokunu atlatmaya çalışan İran güvenlik görevlilerinin yarım saat arayla gerçekleştirilen bu saldırıyla ikinci bir şok dalgasını yaşadığı söylenebilir. Bu saldırıda ise İmam Humeyni’nin kabrinin bulunduğu alana giren 4 teröristin elindeki silahlarla etrafa ateş açtıktan sonra teröristlerden birisinin üzerindeki bombalı yeleği patlattığı bildirildi. Saldırı sonrasında etkisiz hale getirilen teröristlerden birinin yaralı ele geçirildiği ve kadın olduğu açıklandı. Harem-i Mutahhara’da meydana gelen olaylarda ise 1 görevli hayatını kaybederken, 12 kişi de yaralandı.

İranlı üst düzey yetkililer gerçekleşen terör olayının hemen ardından birlik mesajları vererek: “İran’ın her şeye rağmen teröre ve onun destekçilerine karşı mücadele vereceğini ve terörün hiçbir zaman İran’ın içine taşınamayacağına” dair açıklamalarda bulundular. Dini lider Ali Hamaney ise “bu saldırıların halkın beraberliğini ve mukavemetini kıramayacağını” dile getirdi.

2. Trump’ın Suudi Arabistan’ı Ziyareti ve Sonrasında Bölgede Yaşananlar

ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 Mayıs 2017 tarihindeki Suudi Arabistan ziyareti sonrasında Ortadoğu coğrafyası ve dünya kamuoyu bölge ülkelerinin Katar’la gerilen ilişkilerine odaklanmışken, Tahran’da yaşanan bu olaylar tüm gözlerin bir anda İran’a çevrilmesine neden oldu. Trump’ın hem seçim kampanyası döneminde hem de göreve geldiği ilk günden itibaren bölgede İran’ın sınırlandırılması gerektiği ve İran’ın bölgedeki terörizme destek verdiği ile ilgili söylemleri herkesim malumu. Bölgede bu söylemlere eşlik eden ve en önde gelen ülkelerin başında ise hiç şüphesiz Suudi Arabistan gelmektedir. Ayrıca, Suudi Arabistan olası bir İran tehdidine karşı ABD ile çok büyük tutarlarda silah anlaşmaları da yapmaktadır.

Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretinin ardından bu söylemlerini eylem düzeyinde gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ilk olarak Katar’la yaşanan krizle kendisini somut bir şekilde göstermiştir. Bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin başını çektiği bir anti-Katar grubu kurularak, Katar’a bundan sonra atması gereken adımlarla ilgili adeta bir istek listesi sunulmuştur. Katar’ın bu tavra maruz kalmasındaki en önemli faktörlerden birisi de bölgede Suudi Arabistan ve BAE gibi İran’ı köşeye sıkıştırarak mezhebi bir mücadeleden değil, diplomasiden yana olduğunu dile getirmesi olarak değerlendirilebilir. İran ile diplomasi kanallarının açık tutulması gerektiğini savunan Katar Emiri Şeyh Temim, bu tavrından sonra İran’ın bölge ülkeleri tarafından kuşatılması ile ilgili konuda “çatlak ses” olarak lanse edilmiş ve Trump’ın Suudi Arabistan’ı ziyareti sonrasında birçok bölge ülkesi tarafından adeta açık bir tecrit politikasına tabi tutulmuştur. Bu süreçte İran, diğer ülkeler tarafından hava yollarının kapatıldığı Katar’a hava yollarını açmış ve gerek duyacağı gıda maddeleri vb. konularda da yardım göndereceğini beyan etmiştir.

Bölgede Katar’ın diğer Arap ülkeleri ile yaşadığı gerginliğin şaşkınlığı henüz atlatılamamışken, İran’da aynı gün içerisinde gerçekleştirilen ve adeta şok etkisi yaratan iki terör saldırısı meydana gelmiştir. Henüz olayın içeriği ve mahiyeti tartışılırken, DAEŞ terör örgütü saldırıları üstlendiğini açıklamıştır. İran kamuoyunda ve medyasında ise olayın perde arkasında Suudi Arabistan’ın yer aldığı ile ilgili iddialar kendisine yer bulmaktadır. Birkaç ay önce Suudi Arabistan Savunma Bakanı’nın “Gerekirse Savaş’ı İran’ın içine taşırız” sözleri ve olayın gerçekleştiği gün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nın “İran bölgedeki terörün destekçisidir ve bu yüzden cezalandırılmalıdır” şeklindeki açıklamaları ise İran’ın bu konudaki tavrına delil olarak gösterilmektedir. Yaşanan olayların ardından saatler sonra DMO olayın müsebbibi olarak Suudi Arabistan’ı gördüğüne yönelik olarak “Dökülen temiz kanların intikamını almadan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde intikam yemini etmiştir.

İstihbarat kabiliyetinin ve güvenlik önlemlerinin had safhada olduğu İran’da bu tür büyük çaplı bir saldırının nasıl gerçekleştirilebildiği sorusunun cevabı ise herkes tarafından merakla beklenmektedir. Bu konu üzerinde daha sağlıklı yorumlar yapabilmek için olayın aydınlatılmasını ve yetkililerin ilerleyen günlerdeki açıklamalarını yakından takip etmek gerekiyor ancak bu olayın kısa vade de İran’da yarattığı etkiye ve ilerleyen günlerde yaratacağı etkilere kısaca değinilmesinde fayda bulunmaktadır.

3. Olayların İran Açısından Değerlendirilmesi

İran’da meydana gelen ve DAEŞ tarafından üstlenilen bu iki terör saldırısının hem İran halkında hem de yöneticilerde büyük bir şaşkınlığa neden olduğu söylenebilir. Zira, İran uzun zamandır bölgede DAEŞ’in saldırılarına hiçbir şekilde maruz kalmamış ve yetkililer bu konuda güvenlik duvarlarının çok sıkı olduğunu dile getirmiştir. İranlı üst düzey yetkililer, İran’ın bölgede izlediği politikaların; “savaşın İran’ın içine sirayet etmemesi için verildiğini” söyleyerek halk nezdinde bu politikalara meşruiyet kazandırmıştır. Nitekim Dini lider Ali Hamaney ve birçok DMO komutanı tarafından yapılan “Eğer biz Suriye’de, Yemen’de, Irak’da savaşmazsak Meşhed’de ve Tahran’da savaşmak zorunda kalırız” açıklamalarıyla da İran’ın bölgesel politikalarına destek verilmiştir.

DAEŞ tarafından gerçekleştirilen saldırılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin kalbi olarak görülen İmam Humeyni’nin kabrinde ve 1979 İslam İnkılâbı’nın sembolü olarak değerlendirilebilecek İran İslami Danışma Meclisi’nde meydana gelmiştir. Olayın meydana geldiği yerlerin önemi ve DAEŞ’in İran ile ilgili daha önceki açıklamaları göz önüne alındığında, bu saldırının “İran İnkılâbı” fikrini hedef aldığını söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra DAEŞ tarafından bu iki önemli merkeze gerçekleştirilen saldırılar, İran’ın istihbarat/emniyet organlarının sorgulanmasına neden olurken, dış dünyada ve İran halkı üzerinde “İran’ın bu ateş çemberindeki en güvenli ülke olduğu” algısına büyük bir darbe vurmuştur. Yaşanan olayları bu bağlamda değerlendirilecek olursak, İran’ın savaşı kendi içinde de vermesi gerektiği ve savaşın artık İran’a da taşındığı mesajının verilmek istendiği söylenebilir. Bu durum ise İran halkında tedirginliğe yol açarken, şüphesiz siyasilerin izleyeceği politikalara da önemli bir şekilde yansıyacaktır.

Bu kapsamda gerçekleştirilen saldırıların İran’ın bölgesel politikalarında da bazı değişikliklere neden olabileceği öngörülebilir. Geçen haftalarda İran’da geçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yeniden göreve gelen Hasan Ruhani’den, İran halkı tarafından da eleştirilen bazı bölgesel politikalarda değişime gidebileceği ve İran’ın bölge barışını daha aktif bir şekilde destekleyeceği beklenmekteydi. İran’da Müesses nizamın bölgesel politikalar konusundaki “kırmızı çizgilerinin” varlığının Ruhani’nin işini zorlaştıracağı düşünülse de genel manada böyle bir beklenti mevcuttu. Ancak, yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından İran’ın hem içeride hem de bölgede güvenlik uygulamalarını artıracağı ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği ittifak sonrasında bölgede daha tehditvari bir söylem izleyeceği düşünülebilir. Unutulmamalıdır ki İran, Suudi Arabistan’daki, Bahreyn’deki ve diğer körfez ülkelerindeki Şii nüfus kartını büyük bir koz olarak kullanabilir. Eğer, her iki ülke de bu olay sonrası yapacağı açıklamalarda daha dikkatli davranmazsa hem iki ülke arasında yaşanan gerginliklerde hem de bölgede yürüttükleri vekâlet savaşlarının yaşandığı alanlarda daha şiddetli olayların yaşanması muhtemel hale gelecektir.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in, “Bölgede bizim için endişe verici gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ile yakın görüş alışverişine ihtiyaç var” açıklaması ise Türkiye ile İran arasındaki işbirliğinin önemini ortaya koymaktadır. Ortadoğu coğrafyası son yıllarda birçok önemli gelişmeye ve yeni ittifaklara ev sahipliği yaparken, Türkiye’nin yeni oluşan denklemleri iyi takip ederek, bölgede gerçekleştirilmek istenen çatışmalara karşı izlediği dikkatli politikaların önemi bir kez daha görülmüştür. Bölgede gerçekleşebilecek mezhepsel bir savaşın bölgeyi daha büyük çıkmazlara sürükleyeceği aşikardır. Bu bağlamda Türkiye; İran ve Körfez Ülkeleri ile diyalog kapılarını açık tutarak bölgede diplomasi kanalını aktif bir şekilde kullanmaya devam etmeli ve hep birlikte coğrafya üzerinde oynanan oyunu bozmalıdırlar.

Son olarak Donald Trump’ın Suudi Arabistan’ı ziyareti orada bulunduğunu belirleyenlerde ve kutuplaşmalara bakıldığında bölge için görünenden daha büyük planlamaların yapıldığı görünüyor. Yeni doğan ABD’nin Ortadoğu bölgesinde istediği sırada düzenlemelere karşı çıkan tüm ülkelerinle mücadele edeceği bekleniyor. Bu savaş yeri geleceği ekonomik yeri geldiğindeyse mezhepsel / etnik savaşlarla gerçekleştirilmek isteniyor. Daha soğukkanlı yaklaşması ve kapalı yerlerde ardında bölge boyunca devam ettirilirken planlara karşı daha ileri düzeyde hareket ediyor.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Abdullah SAYIN
Abdullah SAYIN
1990 MALATYA doğumlu olan Abdullah SAYIN, 2013 yılında Kafkas Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden iyi bir derece ile mezun oldu. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı - Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalında Yüksek Lisans programına kabul edildi. Şu an bu bölümde “Şah Dönemi İran Ortadoğu Politikası” başlığı ile Yüksek Lisans tezi hazırlamaktadır. 2015 yılında İran-Qazvin Uluslararası İmam Humeyni Üniversitesi’nde başladığı Farsça dil eğitimini iyi bir derece ile tamamladıktan sonra 2016 yılında Tahran Üniversitesi – Siyaset Bilimi alanında ikinci bir yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Daha önce çeşitli internet sitelerinde muhtelif alanlarda yazıları yayınlanan ve çeşitli sivil toplum kuruluşları ile araştırma merkezlerinde asistanlık görevi alan Abdullah Sayın, iyi derecede Farsça ve orta düzeyde İngilizce bilmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,716TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz