İran Terörün Hedefinde

11 Eylül 2001 saldırılarının ardından dünyanın neredeyse her yerinde terör eylemleri gerçekleştiren El-Kaide terör örgütünün hedef haline getirmediği tek ülkenin İran olması dikkatlerden kaçmayan önemli bir ayrıntıdır. İran’ın terör saldırısına uğramamasının nedeni olarak bu ülkenin aşılamaz ve çok güçlü bir savunma ve emniyet sistemine sahip olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Almanya ve Fransa gibi emniyet ve güvenlik güçleri bakımından güçlü Avrupa ülkelerine karşı terör saldırılarını düzenlemek, teröristlerin bu tür güvenlik önlemlerini ne kadar kolay aşabilme imkanına sahip olduklarını gözler önüne sermektedir. Peki neden El-Kaide İran’a saldırmamaktadır? Ayrıca 2013 yılından bu yana DAEŞ terör örgütü (El-Kaide gibi) neden İran’ı hedef almamıştır?

İran ile El-Kaide ilişkisi ele alındığında 2001 yılında Afganistan’ın ABD tarafından işgal edilmesinin ardından Taliban ve El-Kaide’ye mensup çok sayıda militan ve üst yöneticinin İran’a sığınması göze ilk çarpan husustur. İran’a sığınan El-Kaide militanları İran tarafından bilinçli ve planlı biçimde İran-Irak sınır bölgesine yerleştirilmişlerdir. O dönemde Irak’ın kuzey bölgesi Kürtlerin yönetimindeydi ve İran-Irak sınırının Süleymaniye çizgisinde söz konusu olan otorite boşluğu İran tarafından ustalıkla değerlendirilmiştir. Hatta Sülemaniye’nin İran’a sınır olan bazı köylerinde radikal İslamcı gruplar kendi yönetimlerini ilan etmişlerdi. Bu yönetimler bölgeyi şeriat kurallarına göre yönetmektelerdi. 2003 yılı sonrası Irak’ta El-Kaide’nin başına geçen Ebu Musab Zerkavi, Süleymaniye’de oluşan otorite boşluğundan yararlanarak İran üzerinden Irak’a girmiştir. Zerkavi’nin İran üzerinden Irak’a geçmesi İran’ın bilgisi dışında cereyan eden bir mesele olarak değerlendirilmemelidir. Mesele analiz edildiğinde El-Kaide ile İran arasında karşılıklı bir anlaşmanın varlığından söz edilebilir ve bu anlaşma tarafların birbirlerini hedef almayacakları hükmü üzerinden inşa edilmiştir.

İki aktör arasındaki anlaşmaya ilişkin kuvvetli delil olarak ortaya konacak bir diğer husus ise 2013 yılında yaşanan gelişmedir. 2013 yılında El-Kaide ve DAEŞ arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeyle aynı zamanda DAEŞ, İran’ı tehdit etmiş ve bu tarihe kadar İran’a dokunmamalarının müsebbibi olarak El-Kaide liderlerini göstermiştir. 2013 yılı sonrası ise DAEŞ’in İran’a yönelik tehditleri duyulmaya başlamıştır. Mart 2017 tarihinde DAEŞ, 36 dakikalık Farsça bir video yayınlamıştır. Video; “Geçmişten Günümüze Pers Devleti” başlığı altında yayınlanmış ve İran’a saldırma tehdidinde bulunulmuştur. Bunun yanı sıra “Selman El-Farisi” tugaylarının kurulduğu da ilan edilmiştir. Böylece DAEŞ, Mart 2017’de İran’a savaş açtığını ve gerçekleştireceği eylemlerin büyük çoğunluğunun intihar saldırısı şeklinde olacağını duyurmuştur.

7 Haziran 2017 tarihinde İran’da gerçekleşen saldırılar yukarıda işaret edilen gelişmeler ışığında ele alındığında, saldırıların DAEŞ’in üstlenmesini Mart 2017’deki savaş ilanının bir eylemi olarak ele almak mümkündür. Böylece İran’ın El-Kaide ile değil DAEŞ ile çatışma riski olduğu ortaya çıkmıştır. İran’a gerçekleşen saldırılara bakıldığında saldırının türü ve seçilen hedefler bakımından, eylemin DAEŞ tarzı bir eylem olduğu görülmektedir. Humeyni’nin mezarının hedef alınmasını da çatışmanın mezhepsel bir boyuta taşınmaya çalışıldığı bağlamında değerlendirmek mümkündür. Mart 2017’de DAEŞ’in hedefleri arasında Havzalar’ın (Şii Dini Eğitim Kurumlar) olması bu tespiti kuvvetlendiren bir argümandır. Bir diğer argüman olarak ise DAEŞ’in Mart ayında İran rejimini ülkedeki Sünnilere baskı uygulamakla suçlayan videosu gösterilebilir. Saldırının DAEŞ tarzı eylem olduğunu gösteren bir diğer emare ise; türbenin yanı sıra diğer hedefin parlamento olmasıdır.  DAEŞ’in Avrupa’da gerçekleştirdiği eylemelere bakıldığında siyasi ve idari kurumların yani kamu binalarının da öncelikli hedefleri arasında olduğu görülmektedir.

İran saldırıları başka bir pencereden ele alındığında ise tamamen farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda söz konusu saldırılar, kontrollü bir saldırı olarak yorumlanabilir. İran’ın bu olayı kontrollü bir şekilde gerçekleştirme nedeni olarak ise, dünya kamuoyunda İran’ın terör kurbanı bir ülke olduğu algısı oluşturulmasına dair bir operasyon olduğu ileri sürülebilir. Özellikle Körfez Ülkeleri arasından yaşanan son krize bakıldığında, ABD ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşan ABD-İslam koalisyonun İran’ı bölgede etkisizleştirme amacı güdüldüğü ifade edilebilir. Bu süreçte İran’a da terörist organizasyonlara yardım ve yataklık suçları isnat edilmektedir. Ayrıca Mayıs 2017’de Suudi Arabistan Savunma Bakanı Muhammed Bin Selman, çatışmayı İran’ın içine taşımak gerektiğine işaret etmiştir. Bu bağlamda İran; gündemi değiştirmek, İran lehine kamuoyu oluşturmak ve İran’a mağdur rolü vererek pirim yaptırmayı hedeflemiş olabilir.

Sonuç olarak İran’da yaşananları yukarıda belirtilen her iki olasılığa da bağlayabiliriz. Özetle bir yandan gerçekten DAEŞ’in İran’ı doğrudan hedef aldığı diğer yandan da İran’ın söz konusu saldırıların kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesine göz yumduğu iddia edilebilir. Her iki ihtimalde de son yaşanan gelişmelerin bir noktaya kadar İran’a fayda sağladığı ileri sürülebilir. Özellikle İran’ın bölgede yıllardır desteklediği Şii milis güçlerle terör eylemlerine destek vermesine rağmen kendisinin terör kurbanı olduğu imajını oluşturması bakımından bu süreç büyük öneme sahiptir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Muwafaq Adil OMAR
Dr. Muwafaq Adil OMAR
Lisans (2005) ve Yüksek lisans ( 2008) eğitimini ‘Saddam Sonrası Irak’ta Şiilerin Yeni Konumları ve Körfez Ülkeleri Üzerindeki Olası Siyasal Etkileri’ başlıklı tezi vererek Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlayan Muwafaq Adil OMAR doktora programına Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası ana bilim dalında Doktora öğrencisi olarak halen devam etmektedir. Orta Doğu, Irak, Suriye, İran, Türkiye, Arap ülkeler ve Demokratikleşme üzerinde çalışmakta ve Arapça, Türkçe, Sorani Kürtçesi ile İngilizce dillerini bilmektedir. 2010-2012 yılları arasında Irak’ın Erbil kentinde bulunan Selahaddin Üniversitesi, Hukuk ve Siyaset Bilgiler fakültesinde öğretim görevlisi olarak Siyaset bilimler bölümünde; uluslararası teoriler, uluslararası ilişkilere giriş, siyaset bilimine giriş, siyasi tarih, siyasal sistemler ve hukuka giriş derslerini vermiştir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,027BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,717TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz