İran Ortadoğu’dan Çekiliyor mu?

Geçtiğimiz aylarda; ilk başta Washington-Tel Aviv, daha sonra Helsinki Zirvesi’nde Moskova-Washington ve en son Moskova-Şam ekseninde İran’ın Suriye’den çekilmesi konusunda ortak bir anlayış ortaya çıktı. Bununla ilgili örtülü bir mutabakat olduğu; Rus askerlerinin Suriye’nin güney sınırlarında ve Golan Tepeleri’nde devriye gezerek İsrail ile İran askerleri arasında tampon vazifesi üstlenmesiyle, hatta İran milislerinin Kuneytra çevresinden çıkartılarak Suriye Ordusu’nun bölgeye ilerleyişinde ve son olarak Esad rejimi ile İran’ın planlarından farklı olarak Soçi Zirvesi’nde İdlib mutabakatının sağlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Aynı günlerde İran, Suriye Ordusu’nun olası İdlib operasyonuna katılmayacağını açıklamıştır.[1] Zira Tahran, Suriye’deki askeri varlığının danışmanlık düzeyinde olduğunu iddia etmekte ve ülkedeki Şii milis güçlerin gerektiğinde Suriye Ordusu’na entegre olmalarını sağlayarak uluslararası sorumluluklardan da kaçınmaktadır. Buna göre İran, Suriye’de faaliyet gösteren Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fatimiyyun Tugayları ve Kudüs Gücü gibi milis güçleri askeri danışmanlık hizmetinin bir parçası olarak görmekte ve ülkede istikrarın sağlanması halinde bu güçlerini geri çekebileceğini belirtmektedir.[2] Buradan hareketle Tahran’ın İdlib’teki savaşın çabuk sonuçlanmayacağını ve genel anlamda ülkedeki istikrarın kısa sürede sağlanamayacağını hesap ettiği söylenebilir. Dahası İran’ın ilerleyen dönemde Suriye Ordusu ve milis güçler bağlamında Rusya’nın desteğini alarak gerçekleştireceği operasyonlar kapsamında hem Fırat’ın doğusunda etkinlik kurma hem de İdlib-Afrin-Cerablus hattında Türkiye’nin etkinliğini sona erdirme arayışına gireceği söylenebilir. Bu bağlamda İran’ın stratejik açıdan Suriye’den çekilmek bir yana buradaki varlığını daha da artırmayı planladığı fakat bölgede kendisinin aleyhine gelişen son konjonktürel gelişmeler nedeniyle bunu gerçekleştirmekte zorlandığı ortadadır.

İran’ın Suriye’den çekilmesi konusu aynı zamanda ülke içindeki bir hesaplaşma meselesidir. Öyle ki ABD’nin yaptırımları ile birlikte uluslararası arenada ve içeride oldukça baskılanan Tahran Yönetimi kendisinin sorumlu olmadığı politika ve eylemler nedeniyle yine kendisinin cezalandırılmasından rahatsızdır. Diğer bir ifadeyle Ortadoğu’ya yönelik dış politika stratejilerinde fazla söz sahibi olmayan Ruhani Hükümeti hem içerideki protestolarda hem de nükleer anlaşmanın başarısızlığa uğramasında temel faktörlerden biri olan “yıkıcı politikalardan” DMO ve muhafazakâr kanadı sorumlu tutmakta dolayısıyla da kendisini zor durumda bırakan bu stratejiyi terk etmek ya da en azından yumuşatmak istemektedir. Bu kapsamda İran’ın her yıl 15 milyar dolara yakın para harcadığı[3] Suriye’nin bir an önce istikrara kavuşmasını istemesi doğaldır. Fakat yöntem ve uygulama açısından Ruhani’nin ekibi, Suriye’deki askeri danışmanlığın ve dolayısıyla buraya aktarılan paranın bir an önce azaltılmasını isterken, şahin kanadı ülkenin içerisinde bulunduğu sıkışıklığın Suriye’deki savaşla ilgili olmadığını, nükleer meseledeki başarısızlığın arkasında Ruhani’nin kötü ekonomi yönetiminin olduğunu, dolayısıyla Suriye’deki direnişin sonuna kadar devam etmesi gerektiğini savunmaktadır. Nihayetinde İran’ın Suriye’den çekilmesi, ABD’nin uluslararası arenada Tahran’ı hedef alan baskılarının artmasına ve İran’ın içerisindeki hesaplaşmanın gidişatına bağlıdır. Başka bir ifadeyle Suriye sahasında Türkiye-Rusya, Esad-Moskova ve İsrail-Moskova-Esad hattındaki işbirliğinin güçlenmesi, İran’ın ülkeden çekilme sürecini hızlandıracaktır.

“İran, Ortadoğu’dan çekiliyor mu?” sorusunu akıllara getiren bir diğer gelişme, geçtiğimiz aylarda Irak’ın Basra kentinde başlayan, hükümet kurma çabalarına ve ittifak süreçlerine büyük etkileri olan ve İran Konsolosluğu’nun yakılmasına kadar varan son protesto olaylarıdır. Irak halkındaki bu öfke şüphesiz çok eskilere dayanmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak’a müdahalesi 1980’li yılların başında bizzat Tahran’da kurulan Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK) ve Bedir Tugayları’na kadar götürülebilir. Bu gruplar, İran’ın desteği sayesinde Iraklı Şiilerin Saddam rejimine karşı örgütlenmesinde öncü rol oynamış fakat Birinci Körfez Savaşı’nda Kürtlerin sahip olduğu korumadan yoksun olan Şiiler, Saddam’ın “demir yumruğuna” maruz kalarak İran tarafından neredeyse ateşin ortasına atılmıştı. O dönemde Tahran yönetimi, Şiileri Saddam rejimine ezdirmemek adına onları ayaklanmaya teşvik etmekten olabildiğince imtina etmiş; hatta Ayetullah Sistani, Şiilere müttefik güçlere karşı direnmemeleri yönünde fetva vermesi karşılığında ABD’den 200 milyon dolar yardım bile almıştı.[4]

Nihayetinde 2003 Irak’ın işgali sonrası kurulan Bağdat Hükümeti ve Şii siyasi gruplar, İran ve ABD baskısı altında kalarak bir denge yolu gözetmeye çalışmıştı. Bu dönemde Tahran, Mukteda es-Sadr ve onun Mehdi Ordusunu ABD’nin varlığına karşı fırsatçı bir şekilde kullanmıştı. Tüm bu yıkıcı gelişmelerin ardından birçok Şii grup “Iraklılık” bilincini ön plana çıkarmak için İran’la arasına mesafe koymaya çalışmış, IİDYK parti isminden “devrim” kelimesini kaldırmış, Bedir Örgütü (sözde) bağımsız bir yapıya dönüşmüş ve son dönemde Hikmet Grubu’nun yönetim kadrosu yeni bir yapılanmaya bürünmüştü. Tarihsel süreci takip edersek 2011 yılında ABD askerlerinin ülkeden çekilmesi, İran’ın Irak Hükümeti üzerinde doğrudan etkinlik kurmasına yol açmıştı. Maliki’nin İran’la olan bağları, ülkede artan mezhepsel gerginlikler ve DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkmasıyla ülkede istikrarsızlığın zirveye ulaşması, Tahran yönetiminin üzerinde bir külfet ve devamında bir sorumluluk hissetmesine yol açmıştır. Bu bağlamda Irak’ta terörle mücadele adına kurulan Haşdi Şabi yapılanması, DEAŞ’ın son bulmasıyla birlikte İran’ın elindeki bir başka külfete dönüşmüştür. Tüm bu baskı ve müdahalelere cevap olarak Irak halkı, Mayıs 2018 Seçimleri ile birlikte artık daha fazla gerginlik, baskı ve dış müdahale istemediğini göstermiştir. Diğer bir ifadeyle Irak halkı, işgal ve baskı altında geçen yılların ardından ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen temel sebebin dış müdahaleler olduğunun farkına varmış ve “Iraklılık” bilincini yeniden canlandırmak için harekete geçmiştir.

Buna karşılık İran’ın hem Haşdi Şabi milislerine balistik füze tedarik etmesi hem de ülkedeki hükümet kurma çabalarına vekil unsurlarıyla doğrudan müdahil olmaya devam etmesi gibi gelişmeler, Tahran’ın kendi güvenliğinin bir parçası ve doğal uzantısı olarak gördüğü Irak topraklarından “savaş, hükümet darbesi veya ihtilalin gerçekleşmesi” dışında kolay kolay çıkmayacağını göstermektedir. Bu durumda Irak’ın sorunları İran’ın kendi içerisindeki sıkıntılarıyla özdeşleşmeye başlamaktadır. Öyle ki kendi sorunlarının çözümünü sürekli erteleyen İran, büyük etkinlik kurarak kendisinin bir parçası haline getirdiği Irak’ta da aynı alışkanlığını sürdüreceğe benziyor. Irak’taki “İran karşıtı halk hareketlerinin” sonu ise İran halkının İslami rejimi hedef alan protestolarından çok daha farklı olabilir. Başka bir ifadeyle Tahran, kendi içerisinde büyük Besic Ordusu’yla dizginlediği halk hareketinin bir benzerinin Irak’ta gerçekleşmesi halinde söz konusu olayları Haşdi Şabi milisleriyle bastıramayabilir. Kısacası İran’ın Irak’ta Haşdi Şabi üzerinden kurduğu daha fazla baskı ve kontrol mekanizması, son derece gergin ortamda ülkedeki etkinliğinin sonlanmasına yol açabilir.

“İran Ortadoğu’dan çekiliyor mu?” sorusuna bir başka cevap da Yemen’de yaşanan son gelişmeler üzerinden verilebilir. Öyle ki, bundan üç yıl önce Husilerin başkent Sana’yı ele geçirmesi sonrası İslam Devrimi’nin gerçekleştiğine dair atılan zafer çığlıkları, bugün Husilerin kritik Hudeyde şehrinden çekilmeye başlamasıyla ve Sana’dan İranlı savaşçıların kaçışlarının hızlanmasıyla bir yenilgiye dönüşmüşe benziyor. Buna göre İran destekli Husilerin, deniz ticareti ve gümrük vergilerinden büyük bir gelir elde ettikleri Hudeyde’deki kaynaklarını başkent Sana’ya transfer ettikleri[5] söylenmekte, ayrıca Birleşmiş Miletler ile yapılan anlaşma kapsamında Sana Havalimanı’ndan yabancı ülkelere ağır yaralı taşıyacak uçak seferlerini başlattıkları belirtilmektedir.[6] Bu durum Sana’dan yaralılarla birlikte yabancı savaşçı kaçışlarının da hızlanacağı şüphelerini doğurmaktadır. Her ne olursa olursun Yemen’deki son gelişmeler, Husilerin sahada gerilemeye başladığına ve İran’ın vekil aktörüyle olan bağlantısının yakın gelecekte kopacağına işaret etmektedir. İran’ın askeri teknoloji sevkiyatı ve savaş teknikleri eğitimi dahil olmak üzere her yıl milyonlarca dolar yardımda bulunduğu[7] Husi milislerinin sahada kaybetmeye başlaması, İran’ın Ortadoğu’dan çekilme sürecini hızlandırmaktadır.

Bu durum, İran’ın Ortadoğu’daki sözde “Şii Direnişinin” başarısını da sorgulatmaktadır. Zira Tahran yönetiminin bölgede yürütmüş olduğu silahlı direniş ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerden en fazla zararı görenler; başta Suriye, Irak ve Yemen halkları ve en son İran halkıdır. Nihayetinde İran’ın Ortadoğu’dan çekilme sürecini tetikleyecek olan da bölge halklarının İran’a yönelik başlatacakları karşı devrim dalgasıdır. Sonuç olarak, halihazırda iç sıkıntılarla boğuşan ve uluslararası düzeyde baskılanan İran’ın Ortadoğu’nun geleceğinde söz sahibi olacağını söylemek, mantıklı bir yaklaşım olmayacaktır.


[1] “Son Dakika! İran: İdlib Operasyonuna Katılmayacağız”, Habertürk, https://www.haberturk.com/son-dakika-iran-idlib-operasyonuna-katilmayacagiz-2145559, (Erişim Tarihi: 21.09.2018).

[2] “İran’dan Şaşırtan ‘Suriye’ Kararı!”, Haber 7, http://www.haber7.com/dunya/haber/2683704-irandan-sasirtan-suriye-karari, (Erişim Tarihi: 21.09.2018).

[3] @Dr_Rafizadeh, “Story of a Foiled Terrorist Attack in Europe By The Iranian Regime”, Twitter, 20 Temmuz 2018, https://twitter.com/Dr_Rafizadeh/status/1020130628920999936.

[4] “Sistani ABD’den Rüşvet Aldığını İtiraf Etti”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/dunya/sistani-abdden-rusvet-aldigini-itiraf-etti-2560478, (Erişim Tarihi: 22.09.2018).

[5] “ABD-Rusya İşbirliği mi İran Tehdidi mi?”, Şarkül Avsat, https://turkish.aawsat.com/2018/09/article55435840/abd-rusya-isbirligi-mi-iran-tehdidi-mi, (Erişim Tarihi: 22.09.2018).

[6] “Iran Is Sabotaging UN Talks Says Yemeni President’s Adviser”, The National, https://www.thenational.ae/world/mena/iran-is-sabotaging-un-talks-says-yemeni-president-s-adviser-1.767916, (Erişim Tarihi: 22.09.2018).

[7] “Yemen’e Giden Devrim Muhafızları Subayları Kimler?”, Asya’nın Sesi, https://asyaninsesi.com/yemene-giden-devrim-muhafizlari-subaylari-kimlerdir/, (Erişim Tarihi: 22.09.2018).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Cenk TAMER
Cenk TAMER
ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,728BeğeniBeğen
45TakipçiTakip Et
1,643TakipçiTakip Et
137AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten...

Washington’un PYD’yi Meşrulaştırma Girişimi

6 Kasım 2018 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, terör...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz