Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

İran-Çin Partnerliği: Ortak Hedef Üzerinden Bir Direniş Denklemi mi?

Ortadoğu’da direniş ekseninin en önemli halkasını oluşturan, farklı dönemlerde kendine özgü bir politika stratejisi uygulayarak, çıkarlarının olduğu bölgelere müdahale etme gücüne sahip İran İslam Cumhuriyeti, uyguladığı politika stratejileri hakkında bilgi edinmesi zor, adeta sır küpü niteliğindeki bir devlet olarak adından hemen her dönemde adından bahsettirmeye muvaffak olmuştur. Özellikle, uluslararası ilişkilerin hassas olduğu son dönemlerde İran’ın “21. Yüzyılda Asya Rüzgarı”nın başını çekecek potansiyele sahip olan Çin’le ilişkilerini geliştirme çabası içine girmesi ve aynı zamanda Çin’in de İran kartını kullanarak hedeflerine ulaşmak istemesi, akıllara şu soruları getirmektedir: “Aslında coğrafi konum açısından da birbirine yakın olan bu iki devleti, hem bölgesel hedeflerine ulaşmak hem de küresel bir güç olma yolunda ilerlemek için engel gibi duran devlet(ler)e karşı olan tutum mu bir araya getirmiştir? Yoksa İran’ın Çin’e (veya Çin’in İran’a) yakınlaşma politikası sadece ulusal çıkarlarının temini için zaruretten kaynaklanan bir strateji midir?” Bu soruların cevaplanması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği hakkında fikirler ileri sürülmesi, üç bölge (Doğu, Batı ve Orta Asya) arasında bağların yaratılması açısından bir öneme haizdir. Aynı zamanda yeni dünya düzeninde tek süper güç olmaya çalışan ABD’ye karşı ortak bir strateji benimsenmesi açısından da önemlidir. Bu sebeple ikili ilişkilerin arka planına ve İran’ı Çin’e veya Çin’i İran’a doğru iten faktörlere bakılacak olunursa hem ekonomik hem de askerî açıdan eli güçlü olan ve ABD’ye meydan okuyan Çin ile dünyanın en büyük ikinci petrol ve doğalgaz rezervine sahip ve nükleer silah geliştirme programını yapılan baskılara rağmen sonlandırmayan İran arasındaki ilişkilerde farklı zaman dilimlerinde duraksamalar yaşansa da her zaman dostça ilişkiler var olmuştur.

Özellikle bu durum kendini İran-Irak Savaşı zamanında bariz şekilde göstermiş, 1980-1988 yılları arasında devam eden savaşta Çin, İran’a askerî açıdan destek olmuştur. Ancak ikili ilişkilerde, İran’ın nükleer silah programını geliştirmek istemesi ve aynı zamanda Ortadoğu’daki istikrarsızlığın nedeni olan radikalizmi ve terörist grupları desteklemesi; diğer yandan Çin’in Sincan/Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Müslüman azınlık Uygurlara karşı ayrımcılık yapması sorun oluşturmuştur. 2005 yılında Ahmedinejad’ın iktidara gelmesiyle birlikte İran’ın uyguladığı dış politika stratejisinin yalnızca Ortadoğu’da değil, aynı zamanda dünya genelinde de Çin’in çıkarlarına ters düşmesi ve 2009 yılında tekrar cumhurbaşkanı seçilmesinin Çin tarafından demokratik olmayan bir seçim sonucu olarak nitelendirilmesinden dolayı, ikili ilişkiler yeniden gözden geçirilmiştir. Ancak durum böyle olsa da ortak hedefe karşı birlikte ilerleme imkânı, bu iki ülkeyi ilişkilerini düzene sokmak için yeniden bir araya getirmeye doğru itmiş; bu hususta farklı faktörlerin de rolü olmuştur.

İran’ı Çin’e doğru iten faktörlere bakıldığında:

  • Nükleer çalışmalarından dolayı uygulanan yaptırımların kaldırılması için -İran açısından- güvenilmez Batı yerine; hem BM Güvenlik Konseyi’nde bulunan hem de güvenilir ve ortak hedefe karşı onu savunabilen ve birlikte strateji geliştirme potansiyeline sahip bir devletin yanında yer almasını istemesi;
  • Elinde bulundurduğu zengin petrol ve doğalgaz rezervlerini ihraç etmek için Çin gibi her geçen gün büyüyen ekonomiye sahip bir devletin ulusal pazarına ulaşmak istemesi;
  • Ulusal çıkarların bağlamında ihtiyaç duyduğu ekonomik girdilerin ülkeye dahil edilmesi;
  • Nükleer silah geliştirme programında en son teknolojiyle donatılmış silahları Çin’den tedarik etmek istemesi;
  • Kısacası; ekonomik, stratejik ve askeri gereksinimlerden doğan zaruretler ekseninde İran’ın Çin politikasını yeniden şekillendirmek istemesi öne çıkmaktadır.

Çin’i İran’a doğru iten faktörler ise:

  • Ortadoğu’da hedeflerine ulaşma noktasında İran’ın büyük jeostratejik öneme sahip (özellikle enerji rezervleri açısından), bölgede söz sahibi ve olaylara her an müdahale etme imkânı olan bir devlet olması;
  • İhtiyaç duyduğu enerji rezervlerinin İran’dan temin edilmesi;
  • Çin tarafından ileri sürülen, Çin-Orta Asya ve Ortadoğu arasında ekonomik gelişimi teşvik etmeyi öngören Yeni İpek Yolu projesi olarak da bilinen “Bir Kuşak Bir Yol/Kuşak Yol” projesi kapsamında Çin’in İran’ı stratejik partner olarak görmesi;
  • En önemlisi ise, ABD’ye karşı İran kartını kullanmak istemesidir.

Vurgulanan faktörlerden de anlaşıldığı üzere aslında her iki devleti birbirine iten nedenlerin ulusal çıkar zaruretinden kaynaklandığı ortadadır ancak onları bu zorunluluktan doğan partnerliğe iten en önemli neden ise ortak hedefe yani, ABD’ye karşı birlikte hareket ederek bir strateji geliştirmek istemeleridir. Bu nedenle her iki ülke ilk önce ekonomik ilişkileri daha fazla geliştirmeye çalışmakla birbirine yakınlaşma stratejisini uygulamak istemektedir.

2010 yılından itibaren Çin, İran’ın en büyük ticari partneri olmuş ve 2014 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi, 52 milyar dolar civarına ulaşmış, fakat 2015 yılında petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalardan dolayı düşmüştür.[1] Ancak genel olarak 2015 yılı, İran açısından yaptırımların kaldırılmasından dolayı avantajlı bir yıl olmuş, özellikle bu yaptırımların kaldırılmasında Çin büyük bir rol üstlenmiştir. Yaptırımlar için anlaşmaya varıldıktan sonra ilk defa Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping İran’ı ziyaret etmiştir. Çin Cumhurbaşkanı ve İran dini lideri Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve meclis arasındaki görüşmeler sırasında iki hükümet arasında önümüzdeki on yıl içinde ikili ticaret hacminin on kat daha artırılarak 600 milyar dolara çıkarılması için karara varılmıştır.[2] Ayrıca bu görüşme esnasında Ali Hamaney’in “İran hiçbir zaman Batı’ya tam olarak güvenmemiştir. Bu yüzden biz, Çin gibi bağımsız ve gelişen bir devletle işbirliğini geliştirmek istiyoruz”[3] açıklaması önümüzdeki dönemlerde ikili ilişkilerin daha çok gelişeceğinin habercisi olarak nitelendirilmiştir.

Son dönemlerde Körfez Ülkeleri arasında yaşanan, Katar’ı hedef alan ve dolayısıyla da İran’ın da dahil olduğu krizden sonra Çin’in, İran ve Suudi Arabistan arasında hangi safta yer alacağı ve nasıl bir strateji sergileyeceği konusunda farklı tezler ileri sürülmeye başlanmıştır. Çünkü Çin dış politikada ABD’den farklı olarak dengeli bir strateji sergilediğinin, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın ortadan kaldırılması gerektiğinin ve özellikle Yeni İpek Yolu projesiyle Ortadoğu ülkeleri arasındaki bağlantıyı geliştirerek bölgede söz sahibi olmaya çalıştığının altını çizerken olayların bu şekilde gelişmesi, onun bir ikilem içinde kalacağını düşündürse de, göz ardı edilmemesi gereken iki husus bulunmaktadır: İlki; İran’ın Çin için yalnızca bu proje kapsamında değil, aynı zamanda yukarıda vurgulanan politik ve ekonomik nedenlerden dolayı da önemli olmasıdır. İkincisi ise; Çin’in dış politika stratejisinde, bir ülkenin desteğinin kazanılıp stratejik partnerliğin geliştirilmesi hususunun, partneri olan diğer devletlerin kaybedilmesi gerektiği anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Eğer böyle olsaydı, Çin’in dünya ülkeleriyle arasındaki dengeyi yitirmeden ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği yönünde ileri sürdüğü tezi kendisi uygulamamış olurdu ve bu durum da uluslararası ortamda uygulamaya çalıştığı politikasına zarar verirdi. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan’la İran arasındaki kamplaşma, günümüz gerçeklerinde ortaya çıkan bir olgu değildir. İki devlet arasında, zaman zaman farklı ideolojik ve stratejik çıkarlardan kaynaklanan çatışmalar ve krizler yaşansa da Çin her zaman uyumlu bir strateji sergilemeye çalışmıştır. Şöyle ki, Çin cumhurbaşkanı 2016 yılındaki Ortadoğu ziyareti esnasında hem Suudi Arabistan’ı hem de İran’ı ziyaret ederek ayrımcılık yapmadığını göstermiş ve her iki ülkeyle Çin arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmek istediğini vurgulamıştır. Çünkü Çin, ne ABD’ye karşı İran kartını ne de OPEC üyeleri arasında en çok enerji rezervine sahip olan Suudi Arabistan’ı kaybetmek istememektedir.

Dolayısıyla, Çin’in hedefi tüm dünyadır; İran’ın hedefi ise günümüz dünyasında ABD’ye meydan okuyabilecek bir devletin kendi safında yer almasını sağlamaktır. ABD, Asya’da Amerika merkezli bir strateji uygulamaya çalışıyorken; Çin, İran’ı yanına alarak özelde Ortadoğu’da genelde tüm dünyayı kapsayacak şekilde Çin merkezli bir strateji yürürlüğe koymayı planlamaktadır.

Son dönemlerde yaşanan olaylara bakılacak olursa, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Obama döneminde İran’la nükleer silah geliştirme programı kapsamında varılan anlaşmayı en büyük yanılgı olarak nitelendirip İran’a karşı yeni yaptırımları uygulamaya koyması, Çin’in bu stratejisini nasıl uygulayacağı yönünde fikir çatışmalarına neden olmaktadır. Bu da akıllara olası iki senaryoyu getirmektedir:[4]

Birinci senaryoya göre; bu adım, Çin için avantajı da berberinde getirebilir. Gittikçe daha da çok anti-Amerikan kampına itilen İran, Çin’in yanında yer alarak mevcut ekonomik bağlarını güçlendirip, bu ülkeyi İran’ın direniş denkleminde en büyük partneri haline getirebilir. İkinci senaryoya göre ise; bu yaptırımlardan sonra hem İran hem de Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesi ekonomik açıdan zarar görebilir. Çünkü ABD tarafından köşeye sıkıştırılmaya çalışılan İran ve diğer tarafta ABD’den destek alan Suudi Arabistan arasında mezhepsel kamplaşmanın iyice büyüyerek çıkmaza doğru gittiği bir zamanda, Çin’in tarafsız kalma stratejisini uygulaması biraz daha zorlaşabilir. Bu durumun söz konusu olması da Çin’e hem ekonomik hem de stratejik açıdan zarar verebilir. Ancak İran tarafının Çin’e yakınlaşma stratejisinin göz önünde bulundurulması ve Hasan Ruhani’nin yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin Çin tarafından olumlu şekilde karşılanarak ilişkilerin daha fazla geliştirilmesi için bir avantaj olarak değerlendirilmesi, ikili ilişkilerin daha uzun vadede ve emin adımlarla ilerleyeceği kanısına vardırmaktadır.


[1]“Iran – China Relations”, Global Security, http://www.globalsecurity.org/military/world/iran/forrel-prc.htm (Erişim Tarihi: 22.07.2017).

[2]“China Looks Towards Iran”, Huffpost, 05.06.2016, http://www.huffingtonpost.com/china-hands/china-looks-towards-iran_b_9856930.html (Erişim Tarihi: 21.07.2017).

[3]“Iran’s leader says never trusted the West, seeks closer ties with China”, Reuters, 23.01.2016, http://www.reuters.com/article/us-iran-china-idUSKCN0V109V (Erişim Tarihi: 24.07.2017).

[4]“US Sanctions on Iran: Good or Bad News for China?”, The Diplomat, 07.02.2017, http://thediplomat.com/2017/02/us-sanctions-on-iran-good-or-bad-news-for-china/ (Erişim Tarihi: 20.07.2017).

Yazarın diğer yazıları