İran-Çin İlişkileri: ABD’nin Genişleyen “Ötekiler” İttifakı

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, 25 Ağustos 2019 tarihinde Pekin’e yapacağı ziyaret öncesinde kaleme aldığı makalede, “ABD’yle yaşadığı ekonomik savaşta Çin’i destekliyoruz. İran, Çin’in ‘Tek Çin’ politikasını da ciddi ve güçlü bir şekilde savunmaktadır” ifadesini kullandı. ABD’nin Tahran’a yönelik petrol yaptırımlarıyla birlikte İran-Çin ilişkilerinde görülen yakınlaşma, Zarif’in Pekin ziyaretiyle yeni bir boyut kazandı.

Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İran ve Çin arasındaki siyasi ve ekonomik yakınlaşmanın ne anlama geldiğini ve ABD’nin söz konusu yakınlaşmada nasıl bir rol oynadığını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Hacı DURAN (Emekli Öğretim Üyesi)

İran-Çin ilişkilerinin sadece siyasi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Hacı Duran, “İki ülke arasındaki ilişki kültürel ve sınai ilişkiler kapsamında çok uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Türkiye’nin sanayisi, eğitim politikaları nasıl ki Batı Dünyası ve oradaki sosyal ve ticari ağlarla bağlantılıysa; İran’ın sanayisi, ticareti ve politik aktörlerin sosyal ağları, coğrafi yakınlık sebebiyle uzun zamandan beri Çin’le bağlantılıdır. Dolayısıyla Tahran-Pekin arasındaki mesafe her açıdan yakındır.” ifadelerini kullandı.

Duran, “Son günlerde ABD-Çin arasındaki ticaret savaşlarında İran’ın açıkça Çin’den yana tavır alması, zaten var olan ittifakı diplomatik olarak deklare etmek anlamına gelmektedir. İran Dışişleri Bakanı’nın 24-26 Ağustos 2019 tarihinde Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi’ne katılması, burada ABD’yle yeniden bir tartışma içine girmesi ve Çin’den yana tavır aldığını göstermesi, Tahran-Pekin yakınlığını diplomatik arenalarda pekiştirmiştir. Bu açıdan İran-Çin yakınlaşması yeni bir durum olarak değerlendirilmemelidir.” dedi.

İran’ın silah sanayisinin belli bir noktaya ulaşmasında Rus ve Çinli teknisyenlerin payının büyük olduğunu hatırlatan Duran, “Böyle bir geçmişin de var olmasından yola çıkarak, İran ve Çin’in uluslararası arenada kendilerini bir müttefik olarak ortaya çıkarmaları, var olan gücün diplomatik alana taşınması demektir. Çin’in Afrika’da da ciddi ticari yatırımları olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda İran’ın bölgedeki dini aktörleri de Çin’in ticari yatırımlarının altyapısında çok etkili olmuştur. Afrika’da, Yemen ve Sudan üzerinden etkinliklerini sürdüren İran’a bağlı dini aktörler bulunmaktadır. Bu açıdan İran, Çin’in Afrika’daki ticari yayılımını da desteklemektedir.” diye konuştu.

Çin’in Kuşak-Yol Projesi kapsamında İran faktörüne de değinen Duran, “Pekin’in son 50-60 yıl içerisindeki bilim, eğitim ve teknoloji atılımları değerlendirildiğinde bu projeye bir nevi ihtiyaç duymuştur. Çin’e bu noktada avantaj sağlayan şey nüfusudur. Batı ülkelerinin başka coğrafyalara aktarabileceği bir nüfusu bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu ülkeler, sadece mali yönden ve elitler aracılığıyla sömürüyü sürdürebilmektedir. Ancak Çin, gittiği yerlere nüfusunu da götürebilen bir ülkedir. Ürettiği ürünleri de tarihinde yaptığı gibi başka ülkeler üzerinden değil, eski tarihi yolunu, yani İpek Yolu’nu kullanarak satacaktır. İran ve çevre coğrafyasının buradaki görevi, yeni yol üzerinde yer alarak ticarete yön veren ülkeler olmalarıdır. İran, doğal olarak Çin’in söz konusu beklentisine hazır bir vaziyettedir. ABD’nin Afganistan’da bulunmasının bir nedeni de söz konusu yeni yolu kapatmak ve Çin’in ekonomik gücünü Atlantik dışına taşınmasını engellemektir. Dolayısıyla İran, Çin için bölgedeki en güçlü alternatif olarak öne çıkmaktadır.” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Dr. Dinmuhammed AMETBEK (ANKASAM Avrasya Masası Başkanı)

ABD-Çin ticaret savaşlarının ve Washington’un Tahran’a uyguladığı baskının İran-Çin işbirliğini zorunlu hale getirdiğini ifade eden Dr. Dinmuhammed Ametbek, “Ancak söz konusu işbirliğinde her iki taraf da kendi çıkarlarını ön planda tutmaktadır. Örneğin ABD, Çin’e ‘İran’ı desteklemeyi bırakması’ karşılığında önemli bir taviz verirse; Pekin, Tahran’la işbirliğinden vazgeçebilir. Zira, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Nisan 2019 tarihli Kuşak-Yol Zirvesi’ne gitmemesi, Tahran-Pekin ilişkilerindeki güvensizliğin belirtisi olarak yorumlanmıştı. Fakat ABD-Çin arasındaki ticaret savaşlarının devam etmesi ve Çin’in İran’dan petrol alımını durdurmaması, Tahran-Pekin işbirliğini güçlendirmiş olabilir. Dolayısıyla ABD-Çin ticaret savaşında Tahran’ın Pekin’i desteklemesi, İran’ın Washington’u dengeleme girişimi olarak değerlendirilmelidir. Diğer bir ifadeyle, İran’ın Çin’e ihtiyacı vardır.” şeklinde değerlendirdi.

Ametbek, “Çin açısından bakıldığında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) anlaşmasından sonra Pekin-Tahran hattında açık bir hayal kırıklığı yaşanmıştır. Çin, KOEP sonrası İran’ı desteklemiş, hatta Şi Cinping yaptırımların kalkmasından sonra İran’ı ziyaret eden ilk devlet başkanı olmuştur. Buna rağmen İran, ülkedeki yatırımlar konusunda önceliğini Çin’e değil, Avrupalı şirketlere vermiştir. Bu durum iki ülke arasında güven sorununa yol açmaktadır. Diğer bir ifadeyle, her iki taraf da önceliğini değiştirme ve karşı tarafla kurulan işbirliğini pazarlık konusu yapma olanağına sahiptir. Bu bakımdan Zarif’in yapmış olduğu Çin’e destek açıklaması, iki ülke arasındaki güveni tazeleme girişimidir.” yorumunda bulundu.

Çin’in “Tek Çin” politikasına da değinen Ametbek, “Bu politika esasen Pekin’in Tayvan’a yönelik uyguladığı bir politikadır. Ancak, gelinen noktada bu konu Hong Kong’daki olaylar sebebiyle daha da önem kazanmıştır. Çin, Tayvan bir yana Hong Kong konusunda dahi sorunlar yaşamaktadır. Sonuçta Hong Kongluların demokrasi anlayışı Çin’den tamamen farklıdır. ABD’nin bu farklılıklar üzerinden Çin’e karşı oyun oynamak istediği bir dönemde İran’ın, Çin’in ‘Tek Çin’ politikasını desteklemesi, kuşkusuz İran’a Çin nezdinde itibar kazandırmıştır.” açıklamasında bulundu.

Dr. Ümit ALPEREN (Süleyman Demirel Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in yapmış olduğu Çin’e destek açıklamasının temel mantığının “Düşmanımın düşmanı dostumdur” olduğunu ifade eden Dr. Ümit Alperen, “ABD’nin ağır baskıları karşısında İran, doğal olarak bir çıkış yolu aramaktadır. Bu çıkışı da Batı’da değil, Doğu’da arama yoluna gitmektedir. İran, ABD’nin Çin’e yönelik devam eden baskılarından istifade etmektedir. Bundan dolayı İran, Washington’un ekonomik baskılarına karşı ‘kaderdaşlık’ üzerinden Çin’den bir destek arayışı içerisindedir. Yani Zarif’in ifade etmeye çalıştığı şey, ‘düşmanımız ortaktır ve bu ortak düşmana karşı dayanışma içerisinde olmalıyız.’ düşüncesidir. Bu bağlamda İran, Çin’in hassas olduğu ve yumuşak karnı olarak ifade edebileceğimiz ‘Tek Çin’ politikasını desteklemektedir Ayrıca ABD-Çin ticaret savaşında Pekin’in yanında yer almaktadır. Diğer taraftan geçtiğimiz temmuz ayında, ağırlıklı olarak demokratik 22 ülke Birleşmiş Milletler’e (BM) mektup yazarak Çin’in Uygur politikasını eleştirmişti. Buna karşılık, son rakamlarla 50 kadar ülke de Çin’e destek vermişti. Çin’in Uygur politikasına destek veren ülkeler arasında İran da yer almaktadır. İran’ın ‘tek taraflı’ Çin’e destek açıklamaları, Trump yönetiminin İran’a yönelik yaptırımları arttırmasıyla hız kazanmıştır.” şeklinde değerlendirdi.

İran’ın Çin’e destek açıklamaları ya da çabalarının “Doğuya Bakış” (Looking East) politikasının ötesinde olduğunu söyleyen Alperen, “İran, jeoekonomik, jeopolitik ve hatta ulusal kimlik bağlamında Asya’nın bir parçasıdır. Örneğin ekonomik açıdan Türkiye toplam dış ticaretinin yüzde 50’den fazlasını Avrupa ülkeleriyle gerçekleştirirken; İran toplam dış ticaretinin yaklaşık yüzde 70’ini Asya ülkeleriyle yapmaktadır. Dolayısıyla, ağır politik ve ekonomik yaptırımlar altındaki İran’ın önceliği mevcut siyasi sisteminin devam edebilmesidir. İran’ın Çin’e yakınlaşmaya çalışması da ekonomik ya da politik bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Bu çerçevede İran sadece Çin’in değil, aynı zamanda Hindistan’ın da desteğini almak istemektedir.” açıklamasında bulundu.

Alperen, “İran’ın açıklamaları her ne kadar Çin’in hoşuna gitse de, bunun politik bir sonuç doğurmasını beklemek çok iyimser bir bakış olacaktır. Çin-İran ilişkileri, Çin’in lehine asimetrik olarak gelişmektedir. Özellikle ikili ilişkiler bağlamında Çin, İran’la birlikte görünmemeye dikkat etmektedir. Çin dış politikasında İran öncelikli olarak yer almamaktadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden günümüze kadar geçen süreye bakıldığında Çin dış politikasında İran daha çok ABD’nin bazı politikalarına (örneğin Tayvan) karşı bir denge unsuru olarak yer almaktadır. Her ne kadar Çin küresel bir güç görüntüsüne kısmen ulaşmış olsa da dış politika öncelikleri daha çok bölgeseldir. Fakat Çin, İran için ABD’yle ilişkilerini riske atmaktan da özellikle kaçınmaktadır. Çin-İran ilişkilerinin en yakın olduğu dönemlerde bile Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) hiçbir zaman İran lehine oy kullanmamış ya çekimser kalmış ya da aleyhine oy kullanmıştır. Zaten Çin’in, ABD’yle ilişkileri kötü olan ve yaptırım altında olan İran’dan isteyip de alamayacağı bir şey yoktur. Bu çerçevede de İran, ABD’nin baskılarına ve uluslararası yaptırımlara daha fazla maruz kaldıkça Çin’e daha çok ilgi gösterecektir. Ama Çin’den aynı ölçüde destek alıp alamayacağı muğlaktır.” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

İrfan Sapmaz (Gazeteci-CNN Türk Haber Koordinatörü)

İran-Çin ilişkilerindeki son gelişmeleri değerlendirmek için öncelikle iki ülke arasındaki ticaret verilerine değinmek gerektiğini belirten Gazeteci İrfan Sapmaz, “Çin Genel Gümrük İdaresi’nin verilerine göre, iki ülke arasında 2018 Ocak ayında 3,83 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2019 Ocak ayında yüzde 54 azalarak 1,73 milyar dolara gerilemiştir. 2018 yılının aynı döneminde Çin, İran’a 1,73 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştirirken; günümüzde bu rakam yüzde 58 düşüşle 722 milyon dolara gerilemiş durumdadır. Çin’in İran’dan ithalatı da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 azalarak 2,1 milyar dolardan 1,01 milyar dolar seviyesine düşmüştür. Bu rakamlar İran ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin zayıflamaya yöneldiğini ortaya koymaktadır.” şeklinde açıkladı.

2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayla İran’ın Çin’e olan ilgisinin azaldığını ifade eden Sapmaz, “Bu dönemde tek çıkış yolu olarak Batı görüldü. Ancak zamanla bunun ne kadar yanlış olduğu ve bütün yumurtaları bir sepete koymanın yanlış bir politika olduğu anlaşıldı. Özellikle Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle İran’ın yönünü sadece Batı’ya dönmesinin büyük bir stratejik hata olduğu görüldü. Bu arada Rusya’yla da siyasi ve ekonomik ilişkiler geriledi.” diye konuştu.

İran’ın Çin, Rusya ve komşusu Türkiye’yle olan ilişkilerinin bir denge unsuru olması gerektiğini belirten Sapmaz, “Bu çerçevede son dönemlerde yapılan Tahran-Pekin görüşmelerinde bir ivmenin kazanılmaya başlandığı görülmektedir. Çin, İran’la ilişkilerinin gerilemesinden duyduğu rahatsızlık sebebiyle Türkiye politikalarına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Ankara da bu çerçevede gerek Rusya gerekse Çin’le özellikle savunma alanında daha güçlü ve tetikleyici politikalar üretme eğilimi göstermektedir.” şeklinde değerlendirdi. Son olarak İran’ın Çin, Rusya ve Türkiye’yle yakınlaşmaya başlamasının ve bu ilişkilerde görülen yükseliş ve kenetlenmenin Beyaz Saray’ı tedirgin ettiğini belirten Sapmaz, Trump’ın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yle görüşebileceğini açıklamasının da bununla bağlantılı olduğunu söyledi.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,028BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,718TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz