İran-ABD İlişkileri: Nasıl Bir Gelecek?

İran İslam Cumhuriyeti’nde bir süredir eleştirilere neden olan “Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Konvansiyonu”na (CFT) katılımı öngören yasa tasarısı İran Meclisi tarafından kabul edildi. Yasaya karşı olan milletvekilleri, İran’ın destek verdiği bazı gruplara yardımların zorlaşacağını ve finansal bilgilerin paylaşılacağını dile getirerek tasarının lehinde oy verenleri “vatan haini” olmakla suçladı. Tahran yönetimi ise yasayı savunarak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bu vesileyle terörü artık bir baskı aracı olarak kullanamayacağını ve ambargolar karşısında kendilerine destek veren ülkelerle daha sağlıklı bir diyalog yürütüleceğini ifade etti.

ABD’nin Kasım ayında İran’a uygulayacağı ikinci tur yaptırımları yaklaşırken ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri bu noktada İran’ı destekleyen bir tutum içerisindeyken Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), “İran ve ABD arasında yumuşama olur mu?” başlığını tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

Prof. Dr. Sencer İmer, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’yla işbirliği içinde olduğuna değinerek bu aşamada İran’a karşı saldırıların sona ermeyeceğini dile getirdi. İmer, Washington’un 4 Kasım’da yürürlüğe girecek yaptırımlarla İran’ın petrol satışına engel olmaya çalışacağını ifade etti ve “ABD, bu noktada bazı amaçlarına ulaşmış görünüyor. Ancak Hindistan ve Çin, petrol alımlarını azaltmayacaklarını söylediler. Türkiye’de de şu an petrol alımını durduracağı yönünde bir açıklamada bulunmadı. Her halükârda İran, günlük ihracatında yaklaşık 3’te 1 oranında bir düşüş yaşamış olabilir ancak bu oran sıfırlanmamıştır.” dedi. İran’ın yaptığı ihracat karşılığında dolar almayacağını ve ülkelerin kendi para birimleri üzerinden ödeme yapacağını kaydeden İmer, Tahran’ın dolara ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak bu noktada birtakım formüllerin aranabileceğini söyledi.

İmer, İran’da kabul edilen yasayla ilgili olarak “Beyaz Saray’ın tavrını yumuşatmayacağını düşünüyorum. 6 Kasım’da ABD’de yapılacak seçimlerin sonuçları da bu noktada önemlidir. Trump’ın yenilgisi İran’ın lehine olabilir. Ancak ben seçimlerin kaybedilmeyeceği düşüncesindeyim, Trump kazanırsa İran’a karşı uygulanan ambargolar devam edecektir.” sözlerini kaydetti. Ambargo uygulanması halinde petrol fiyatlarının yükseleceğine dikkat çeken İmer, böyle bir gelişmeden dolaylı olarak Türkiye’nin de olumsuz şekilde etkileneceğinin altını çizdi ve İran Parlamentosu’ndaki tasarının kabulünün ABD kararları açısından bir değişikliğe neden olmayacağını yineledi. İmer, Beyaz Saray’ın İran konusundaki tutumuyla ilgili olarak, “Nitekim, Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Adalet Divanı, İran’la ilgili verdiği kararı iki ülke arasındaki dostluk anlaşmasına dayandırmıştı ve ABD hemen kararın dayanağını ortadan kaldırdı. Dolayısıyla Washington, bu noktada da kararından dönmeyecektir.” yorumunda bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Atay AKDEVELİOĞLU (Ankara Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi Atay Akdevelioğlu, İran Meclisi’ndan çıkan kararın kendisini şaşırtmadığını söyleyerek Tahran’dan bu ve benzeri adımları beklediğini dile getirdi. Akdevelioğlu, “Öncelikle İran’daki iktisadi sorunlar nedeniyle kaynakların dış politika maceralarına yönlendirilmesinden rahatsız olan bir grup rejim taraftarı var ve onların bir ağırlığı söz konusu. Ancak esas önemli olan; İran’a yönelik yaptırımlar karşısında AB’nin duruşudur. Birlik, ilk defa ABD’ye karşı bu kadar örgütlü ve kapsamlı olarak İran’ın yanında yer alacağını deklare etti. Şimdiye kadar da buna uygun adımlar attı. Fakat AB de ABD gibi İran’ın uluslararası terörizmle ilintili olduğu noktasında ve temel insan hakları konusunda sıkıntılar içinde olduğunu kabul ediyor ve bunlara yönelik de söz konusu ülkeye baskı yapıyor.” sözleriyle birliğin Tahran’dan bu tür adımlar atmasını beklediğini kaydetti. Bu bağlamda Akdevelioğlu, AB’nin küresel sistemde istikrarsızlık unsuru sayılabilecek reel verilerin, İran tarafından “en azından görünürde” ortadan kaldırılması yönünde bir beklentisi olduğunu dile getirdi. “Bu kanun tasarısı muhtemelen AB ile işbirliğinin ve gizli görüşmelerin sonucunda kotarılmıştır ve İran’ın uluslararası sistemde saygın ve meşru bir ülke olduğuna, ayrıca diğer devletlerin egemenliklerine saygı duyduğuna dair bir intiba yaratacak adımlar atması beklenmektedir.” diyen Akdevelioğlu, şu an İran’ın AB’ye muhtaç olduğuna dikkat çekerek Tahran rejiminin geleceğinde birliğin belirleyici olacağını vurguladı.

İlerleyen süreçte bu ve benzer hamlelerin İran dış politikasında ciddi kırılmalara yol açmasını beklemediğini ifade eden Akdevelioğlu, “Yapılanların bir makyaj (imaj) düzeltme olarak kalacağı kanaatindeyim. Fakat kısa vadede Tahran’ın Brüksel ile bu tür adımlar atacağını göreceğiz.” sözleriyle Türkiye dahil birçok ülkenin AB liderliğinde İran’la ilişkisini korumayı düşündüğünü vurguladı ve bu gelişmelerin belki de Tahran’ın dış politikasında gerçek adımların atılabilmesi için bir fırsat olabileceği yorumunda bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi İdil Laçin ÖZTIĞ (Yıldız Teknik Üniversitesi-Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi İdil Laçin Öztığ, İran’ın Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Konvansiyonu’na (CFT) katılımını öngören tasarının kabul edilmesini; İran hukukunun uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesi ve Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanı Sözleşmesi’ne katılımının sağlanması anlamında önemli bir adım olarak değerlendirdi. Öztığ, imzalanan tasarının bir başka özelliğine daha dikkat çekerek “Tahran, Kuzey Kore ile birlikte kara para aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadele amacıyla kurulmuş Kara Para Aklamanın Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu’nun kara listesindedir. İran Parlamentosu’nda imzalanan tasarı, Tahran’ın kara listeden çıkarılması adına elverişli bir ortam oluşturacaktır.” sözlerini kaydetti. Öztığ, atılan bu adımla ABD yaptırımlarının meşruiyetinin uluslararası düzlemde daha fazla sorgulanacağını belirtti.

Söz konusu tasarıyı İran’ın uluslararası sisteme ekonomik olarak entegre olmaya başladığının somut bir göstergesi olarak değerlendirilen Öztığ, bu gelişmenin ilerleyen süreçte ülkenin politik entegrasyonuna da katkı sağlayacağını dile getirdi. Diğer yandan Washington’un, Tahran’a uyguladığı yaptırımlarla İran’ı sadece ekonomik olarak etkilemediğine de dikkat çeken Öztığ, gıda ve ilaç kısıtlamasının insani bir krizi tetikleyici nitelikte olduğunu vurguladı.

Uluç ÖZÜLKER (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, iki ülke ilişkileri bağlamındaki temel sorunun “güven” olduğunun altını çizerek “Her şeyden evvel ABD, kesinlikle İran’ın güvenilir olmadığını düşünmektedir. Dolayısıyla Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi ve bununla birlikte AB, Rusya ve diğer ülkelerin başka bir tutum içine girmesiyle İran’ın cesaretlendirilmesi gibi bir durum söz konusudur. Ama diğer taraftan da Beyaz Saray’ın kasım ayında ikinci yaptırımlara geçme kararında olması, ABD’nin geri adım atmayacağını gösteren bir gelişmedir.” sözlerini kaydetti. Washington’un baskısından kurtulmanın yollarını arayan İran’ın ambargodan ciddi şekilde rahatsız olduğunu ve ileride doğuracağı sonuçlar sebebiyle endişe ettiğini söyleyen Özülker, “Her iki taraf da kendi gerçek düşüncelerini saklamak suretiyle karşılıklı olarak diplomatik bir oyun oynuyorlar. ABD’nin buradaki niyeti, birtakım bahaneler yaratarak Şah rejiminden sonra kendinden tamamen uzaklaşan Humeyni rejimini ortadan kaldıracak şartları oluşturmak ve bunun için de halk ayaklanmasına kadar götürülebilecek imkanları yaratmaktır. Nitekim İran’da halk sokağa döküldüğünde de ABD bunu desteklemiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Özülker, gelişmelere İran açısından bakıldığında Humeyni’nin dış politika ilkelerinde bir değişiklik olmadığını belirterek ABD’nin, İran’ın baş düşmanı olarak görüldüğünü ve Körfez’de yayılmacılığın gerekli olduğu düşüncesinin diplomasiye yansıdığını vurguladı. Bu bağlamda iki ülke arasındaki mücadelenin devam edeceğini ve Washington’un amaçlarından vazgeçmeyeceğini kaydeden Özülker, “4 Kasım’da ortaya çıkacak olan ambargonun İran’a zarar vereceğini; İran’ın da buna karşılık olarak tavrını sertleştireceğini düşünüyorum. Bu arada Tahran, AB başta olmak üzere diğer ülkelerden de yardım talebinde bulunacaktır. Netanyahu da Trump’tan aldığı destekle Ortadoğu genelinde giderek sertleşen bir politika içine girmiş oluyor. Söz konusu ülkeyi, ABD’nin buradaki uzantısı şeklinde düşünebiliriz.” diye konuştu.

Ediz EKİNCİ (Emekli Albay)

Emekli Albay Ediz Ekinci, ABD ve İran arasındaki ilişkinin akıbeti hakkında yorumda bulunabilmek için öncelikle bu diyalogun hangi eksende devam ettiğinin incelenmesi gerektiğinin altını çizdi ve Washington’un Ortadoğu’daki politikalarının ağırlıklı olarak İsrail’in politikalarıyla örtüştüğünü hatırlattı. Ekinci “Bu ilişkiyi biraz daha geriye götürmek lazım. Her şey 1984’de başladı. Ortadoğu’da ‘Liderlik kime verilebilir?’ tartışmaları kapsamında Suudi Arabistan, Türkiye ve İran arasında seçim yapılması gerekiyordu. İsrail, bölgede kapasite açısından kabul görebilecek bir ülke değildi. İran ise başkanlık seçimleri sonrasında rafa kaldırıldı. Türkiye ile ABD ilişkileri, Suriye ve Irak’taki olaylarla kopma noktasına gelince 1984’te ‘Peninsula Shield Force/Yarımada Kalkanı Gücü’ ile liderlik Suudi Arabistan’a kaldı. O yıl Körfez Ülkeleri’nde ‘Yarımada Kalkanı Gücü’ ya da ‘Arap Ordusu’ olarak da ismi geçen ve Bahreyn, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) içinde olduğu bir askeri güvenlik mekanizması kuruldu. Aktif olan ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ürdün, Mısır ve perde arkasında da İsrail’dir. İran’a yönelik askeri anlamda güvenlik ekseninde alınan tedbirlerin başında bu oluşum gelmektedir.” diyerek bölgedeki olayların arka planına dikkat çekti.

Ekinci, ABD’nin Suudi Arabistan, BAE ve Mısır önderliğinde bölgeyi şekillendirme çalışmaları olarak ifade edilebilecek bir politika izlediğini kaydetti. Özellikle Sünni bir topluluğun dizaynı amaçlanıyorsa söz konusu ülkelerin başat rol oynayacağını belirten Ekinci, bu noktada İsrail’in doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Ekinci, İran Meclisi’nde alınan kararın yalnızca sınırlı süreyle bir etki gösterebileceğini ancak bunun stratejik boyutta olmayacağını da sözlerine ekledi.

İrfan SAPMAZ (CNN Türk Haber Koordinatörü)

CNN Türk Haber Koordinatörü İrfan Sapmaz, ABD’nin İran’ı vurabilmek için her yolu denediğini ve bu bağlamda Türkiye’ye yönelik baskılarının yanı sıra İran’a da ekonomik yaptırımları sürdürdüğünü dile getirdi. Sapmaz, özellikle Trump yönetiminin bu yöndeki mesajlarının açık olduğunu ve her halükârda İran’ı vurmak için çeşitli bahaneler aradığını kaydederek “ABD, bir kara operasyonu olarak değil ama belki de İsrail üzerinden havadan çeşitli projeler yürütecektir. Ancak süreci kestirmek zor görünüyor. Irak’ta da direnişi kırmaya çalışan Washington başarılı olamamıştır ve İsrail vasıtasıyla baskılarını arttırarak İran’daki çeşitli bölgeleri hedef alıyor. Bu noktada Beyaz Saray’ın en yakın müttefiki olarak Tel Aviv görünüyor ve bölgeye dolaylı bir etkide bulunmayı hedefliyor.” açıklamalarında bulundu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

2,728BeğeniBeğen
45TakipçiTakip Et
1,643TakipçiTakip Et
137AboneAbone Ol

ÖNE ÇIKANLAR

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten...

Washington’un PYD’yi Meşrulaştırma Girişimi

6 Kasım 2018 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, terör...

Yemen’de Stratejik Denge Arayışları

2015 yılının Şubat ayında gerçekleşen Husi Darbesi’nden bu yana yoğun bir şekilde iç çatışmalara ve...

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz