Irak’ın ABD-İran Vesayetinden Çıkış Yolu Türkiye’den mi Geçiyor?

Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih’in 3 Ocak 2019 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etmesi, Ankara-Bağdat ilişkilerini bir kez daha gündeme taşımış ve ikili münasebetlerin geleceği hususunda değerlendirmeler yapılmasını zorunlu kılmıştır. Zira söz konusu görüşmelerde verilen mesajlar ve Irak’ın içinde bulunduğu politik durum, Bağdat’ın Ankara’yı Washington-Tahran rekabetini saf dışı bırakmaya yönelik üçüncü bir seçenek olarak gördüğü izlenimini yaratmıştır. Dolayısıyla Salih’in Ankara ziyaretinin öneminin anlaşılabilmesi için Irak’taki ABD-İran rekabetinin okuyucuya aktarılması ve ülkenin siyasi dinamikleri çerçevesinde Bağdat’ın yönelimlerinin incelenmesi gerekmektedir.

Bilindiği üzere ABD, 2003 yılında Irak’ı işgal etmiş ve Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas Partisi’nin ülkedeki iktidarını sonlandırmıştır. Ancak Saddam rejiminin devrilmesiyle Irak, bölgesel ve küresel güçlerin nüfuz mücadelesine giriştiği ve terör örgütlerinin güçlenmeye başladığı bir oyun sahasına dönüşmüştür. Bu bağlamda ABD ve İran, bahse konu olan nüfuz mücadelesi ve terör örgütleri üzerinden yürütülen vekalet savaşlarında en dikkat çeken aktörler olmuştur.

ABD’nin önce Afganistan ve daha sonra Irak’ı işgal etmesi, İran’ın iki komşusu aracılığıyla kuşatılması anlamına gelmiştir. Hatta İran’ın batısındaki komşusu olan Türkiye’nin NATO üyesi olması ve Kafkasya’daki komşusu Azerbaycan’ın Tahran tarafından ülkedeki Türk nüfus hasebiyle tehdit olarak değerlendirilmesi de söz konusu işgallerin ardından İran’ın jeopolitik bir kıskaca alındığı düşüncesini yaratmıştır. Diğer taraftan Afganistan ve Irak’ta ABD müdahalesiyle yaşanan rejim değişiklikleri önemli bir güç boşluğu yaratmış ve Tahran yönetimi, bu boşluğu doldurma konusunda önüne çıkan fırsatları değerlendirmeyi başarmıştır. Pek çok uzmana göre ABD’nin Irak’ı işgali, “ülkenin anahtarının altın bir tepsi içinde İran’a sunulması” anlamına gelmiştir.

Neticede Saddam rejiminin yıkılmasıyla önemli bir düşmanından kurtulan Tahran, işgalin ardından Irak’taki etkinliğini genişletmiştir. Kuşkusuz Irak’taki İran nüfuzunda, ülkenin demografik durumu belirleyici olmuş ve bu durum, İran’ın Şii Hilali stratejisini uygulayabilmesi açısından büyük bir fırsat yaratmıştır. Irak’ta DEAŞ terör örgütüyle mücadele amacıyla kurulan ve İran destekli Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi, ülkenin hem askeri hem de siyasi anlamda en etkili aktörlerinden biri haline gelmiştir. Üstelik mesele Haşdi Şabi’nin güçlenmesiyle de sınırlı kalmamış ve işgalin ardından Bağdat siyasetinde düzenli olarak Şii partilerin iktidara geldiği görülmüştür. Bilindiği gibi Tahran, mevzubahis partilerin neredeyse tamamıyla yakın ilişkiler tesis etmiş, onlara açıktan destek vermiş ve bu partilerin seçim kazanmalarında belirleyici rol üstlenmiştir. Zira son olarak 12 Mayıs 2018 tarihinde Irak’ta gerçekleşen seçim sonuçlarına bakıldığında da seçimleri ilk dört sırada tamamlayan partilerin tamamının Şii partileri olduğu görülmüştür.

12 Mayıs seçimleri, Şii partilerin zaferi olarak yorumlansa da Irak’ta hükümet kurulma süreci, aynı yılın Ekim ayına kadar devam etmiş ve yaklaşık 5 ay boyunca hükümet oluşturulamamıştır. Dolayısıyla bu durum, Irak’ın istikrarsızlığını net bir biçimde gözler önüne sermiştir. İşin kötü yanı ise uzun bir süre boyunca hükümet kurulamamasının nedeninin ABD-İran rekabetinden kaynaklanmasıdır. Nitekim bahse konu olan dönemde hükümet kurma sürecinin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ofisinde ve ABD Büyükelçiliği’nde paralel zamanlı olarak yapılan; ancak birbirine rakip olan toplantılar aracılığıyla şekillendiği bilinmektedir. Bu yüzden her iki ülke de Irak’ta kendisine yakın aktörlerin hükümette ve bürokrasi kademelerinde öne çıkmasını istemiş ve koalisyon görüşmelerini yönlendirmeye çalışmıştır. Kuşkusuz bu durum, Irak’ın bağımsızlığına bir kez daha gölge düşürmüştür. Zaten yapılan görüşmeler sonucunda oluşturulan hükümet de Washington ve Tahran arasındaki rekabeti gözeten bir denge üzerine kurulmuştur. Neticede bu sürecin sonunda Irak Cumhurbaşkanı olarak seçilen Salih de İran’a yakınlığıyla bilinen KYB kökenli bir isimdir. Bununla birlikte Salih, KYB adına İngiltere ve ABD gibi ülkelerde de görev yapmış olması sebebiyle Batı Dünyası’yla iyi ilişkilere sahip bir kişi olarak da tanınmaktadır.

Kısaca özetlemek gerekirse, ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında ülkede istikrar sağlanamamış ve Irak, Washington ile Tahran’ın jeopolitik mücadelesinin oyun sahasına dönüşmüştür. Bahse konu olan durum, 2018 yılının Mayıs ayında gerçekleşen seçimlerde de hükümet krizi olarak bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Oysa seçimlerde Irak halkının verdiği mesaj, daha farklı bir içeriğe sahip olması nedeniyle hem Washington’u hem de Tahran’ı tedirgin etmiştir. Zira seçimlerden galip çıkan Mukteda es-Sadr, işgal sürecinde kurduğu Mehdi Ordusu aracılığıyla Amerikan işgaline karşı savaşmış Şii bir din adamı olmakla beraber, İran’ın ülkedeki etkinliğine de karşı çıkan bir Arap milliyetçisidir. Dolayısıyla son seçimlerde Irak halkının tercihi, “ne ABD ne İran” duruşu üzerinden şekillenmiştir. Bu bağlamda seçimlerden sonra kurulan hükümetin çeşitli pazarlıklar neticesinde Sadr’ın dışlandığı teknokrat ağırlıklı bir kabine şeklinde oluşturulduğunun görülmesine rağmen; mevcut siyasilerin de sandıkta Sadr üzerinden verilen mesaja kulaklarını tıkayamayacağı ve Irak’ın ABD ile İran arasındaki sıkışmışlığı aşarak ülkenin bağımsızlığını kuvvetlendirecek üçüncü bir yol arayışına yöneleceği öngörülebilir. Nitekim Salih’in Türkiye ziyareti de Irak’ın bu yöneliminin bir yansıması olarak okunabilir.

Ziyaret kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen Salih, söz konusu görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Irak’ın Türkiye’ye stratejik bir önem atfettiğini açık bir biçimde dile getirmiştir. Bu kapsamda Salih şu açıklamada bulunmuştur:[1]

“Bu bağlamda kardeş ve komşu Türkiye’ye her alanda ortak işbirliği mesajıyla gelmiş bulunmaktayız… Irak, Türkiye ile gerçek anlamda bir işbirliği ve stratejik ortaklığı arzulamaktadır. Bu konudan Cumhurbaşkanı ile bahsettik ve bölgemizin istikrar görmesi ve yeniden yapılanması için artık zamanın geldiğini ilettim. Halklarımızın özgür ve onurlu bir yaşama haklarının olduğunu söyledim. Artık dışarıdan birtakım vesayetlere ihtiyaç duymamaktayız.”

Sonuç olarak Salih’in basın toplantısında da vurguladığı üzere Irak, kendi egemenliğine dışarıdan baskı kuran ABD ve İran gibi aktörlerin vesayeti karşısında bir çıkış yolu aramakta ve bu kapsamda Türkiye’yi üçüncü bir seçenek olarak görmektedir. Kuşkusuz bu durum, Türkiye için de önemli fırsatları barındırmaktadır. Irak’ın bağımsızlığının güçlendirilmesi hassasiyeti üzerinden şekillenecek bir biçimde Bağdat’la ilişki kurulması; Türk iş insanlarına Irak pazarında etkili olmaları yönünde önemli fırsatlar sunacağı gibi, Türk Ordusu’nun terörle mücadele sürecine de katkı sağlayacaktır. Bu anlamda Ankara ile Bağdat arasındaki yakınlaşmanın, Türkiye’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının korunmasına hizmet edeceği ifade edilebilir. Kısacası Ankara-Bağdat ilişkilerinde karşılıklı kazan-kazan anlayışı üzerinden şekillenen yeni bir sayfa açılmaktadır. Dolayısıyla gelişmesi öngörülen samimi ilişkiler iki ülkenin de yararınadır.


[1] “Son Dakika: Erdoğan ve Irak Cumhurbaşkanı Salih’ten Ortak Basın Toplantısı”, Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-erdogan-ve-irak-cumhurbaskani-salihten-ortak-basin-toplantisi-41071843, (Erişim Tarihi: 03.01.2019).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doğacan BAŞARAN
Doğacan BAŞARAN
ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,879BeğenenlerBeğen
172TakipçiTakip Et
2,000TakipçiTakip Et
234AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz