Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Referandum: Aktörler, Olasılıklar

Mesut Barzani tarafından ısrarla 25 Eylül günü düzenleneceği açıklanan ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’deki siyasal aktörler arasında dahi tartışmalara yol açan bağımsızlık referandumu, Ortadoğu’nun kuzeyinde “Pandora’nın Kutusunu” açma potansiyeli çok yüksek bir gelişmeye işaret etmektedir. Irak Kürtleri özelinde de olsa, Kürt kimliğine içkin “bağımsız” bir devlet kurulması yolunda çok önemli bir kilometre taşının aşılması anlamına gelecek olan bu gelişmeyi değerlendirirken; bölgedeki siyasal durum ve aktörler ile bölgesel ve küresel güçlerin pozisyonlarını ele almak gerekmektedir.

Her şeyden önce, bağımsızlık referandumu konusunda ısrarlı bir görüntü sergileyen Mesut Barzani’nin; partisi KDP ile birlikte bölgedeki en güçlü siyasal figür olmasına karşın, bu gücünün giderek zayıfladığını ve Erbil ile Zaho dışında pek de hissedilmediğini belirtmek gerekir. Bu konjonktürde aşiretlere dayalı toplumsal/siyasal yapının etkisi her daim önemli bir faktör olmakla birlikte, Irak merkezi hükümeti ile yaşanan enerji krizi sonrasında, merkezi bütçeden alınması gereken payın Erbil’e ulaşmaması da önem arz eden bir diğer faktör olarak görülmelidir. Nitekim bu kriz, “rantçı” bir nitelik sergileyen ve devlet organları ile “Peşmergelik” kurumunu en önemli iş imkanı olarak sunan bölgesel yönetimin, çalışanlarına “maaş” dağıtma konusunda çok büyük zorluklarla karşılaşmasını, hatta maaşların kesintili bir şekilde ödenmeye başlanmasını, ekonomik durgunluğu, işsizliğin artmasını ve bölgenin enerji dışındaki tek görünür ekonomik faaliyeti olan “inşaat” sektörünün de büyük oranda yavaşlamasını beraberinde getirmiştir.

Bölgedeki siyasal aktörler, özellikle de Süleymaniye odaklı bir güç konsolidasyonuna haiz, Celal Talabani’nin partisi olarak bilinen KYB ile ondan koparak kurulan ve ciddi bir etkinliğe sahip olan Goran; bölgenin içerisine sürüklendiği ekonomik kriz, Bağdat ile yaşanan büyük çaplı problemlerin çözümlenememesi ve IŞİD ile mücadele sonrasında artış gösteren sosyal, ekonomik ve toprak bazlı sorunların gerisinde Barzani’nin yetersizliğini görmektedir. Bölgede büyük çaplı bir gelir dağılımı adaletsizliği olduğunu ve özellikle Peşmergelik kurumunun en önemli iş alanı haline geldiğini de unutmamak gerekir.

Kuzey Irak, öyle bir siyasal ayrışmaya tanık olmaktadır ki, bahsedilen Peşmergelerin dahi KDP ile KYB arasında belli bir uzlaşıya dayalı olarak paylaştırıldığı, bu iki partinin başkaca bir aktörün güvenlik gibi önemli bir hususta alternatif hareketlerin var olmasına imkan tanımadığı ve Erbil ile Süleymaniye arasında aşiretler ve siyasal partiler bazında olduğu kadar, sosyo-kültürel, tarihsel ve bölgesel aktörlerle ilişkiler bazında dış politikaya bakış çerçevesinde de ciddi farklılıkların olduğu bilinmektedir. Bu minvalde, son yıllarda yaşanan gelişmeler ve her iki şehirdeki siyasal aktörlerin söylem, tavır ve eylemleri dikkate alındığında; Erbil-Zaho hattındaki Barzani ve KDP’nin Türkiye, Süleymaniye’deki KYB ve Goran’ın ise İran ile daha yakın temas içerisinde olduğu bir gerçektir.

Kuzey Irak’ta bulunan siyasi aktörlerin birbirinden kopuk bir görüntü arz etmesinin nedeni; şehir ile kasabalar arasındaki yapısal farklılıklar ve ekonomik krizin yanı sıra, 2015 yılından bu yana gerçekleştirilemeyen “başkanlık” seçimleriyle, halihazırda Erbil’de konuşlanmış olan bölgesel parlamentonun Mesut Barzani ile partisi KDP’nin, KYB ve özellikle Goran’la yaşadığı siyasal mücadele ve anlaşmazlık dolayısıyla da kapalı olması bir yapı oluşturmasıdır. Barzani, 2015’te görev süresi dolmuş olmasına karşın; IŞİD tehdidinin yarattığı güvenlik riskleri nedeniyle, statüsü belli olmayan Kerkük, Diyala ve Selahaddin vilayetlerindeki belli bölgelere ilişkin daha “bütüncül” ve kararlı bir duruş sergilemek amacıyla ve üç parti arasındaki uzlaşmazlıklardan dolayı, başkanlık seçimlerinin yapılmasını engellemektedir. Barzani, KYB ile Goran’ın bir Süleymaniye ortaklığı ekseninde kendisine karşı birleşerek, kendilerine yakın bir adayı başkan seçtirmesinden ve Erbil’in üstünlüğü Süleymaniye’ye ve burada konuşlu bulunan aktörlere kaptırmasından endişe etmektedir. Bu durum, ABD ve belli oranda Türkiye tarafından da yakından takip edilen bir husus olmuştur. Zira her iki aktör de İran’a yakınlığı ile bilinen KYB ve Goran’ın artabilecek etkinliğinden endişe etmiş, Erbil’deki Barzani yönetimi ile başta enerji odaklı olmak üzere çok daha yakın ekonomik ve siyasal ilişkiler geliştirmiştir.

Ancak söz konusu durum özellikle Washington açısından pek de kabul edilebilecek bir senaryo olmamıştır. Nitekim Bağdat’taki merkezi yönetim özelinde Şiilerin üstünlüğü ve Bağdat-Tahran ilişkilerinin oldukça iyi seviyede olduğu dikkate alındığında, Erbil üzerinden uygulanan dengenin bozulması endişesi ön plana çıkmıştır. Siyasal aktörler arasındaki anlaşmazlık, bölgesel parlamentonun çalışamaz hale gelmesine ve Goran üyesi Meclis Başkanı’nın Barzani tarafından Erbil’e sokulmamasına dek ulaşmıştır. An itibarıyla Parlamento kapalıdır ve KYB, Goran ve diğer partilerin de talebi “referandum” gibi bağımsızlığa giden yolda atılacak en önemli adımın, tek adamın talebi olarak kalmaması ve parlamentoda alınacak bir kararla meşrulaştırılmasıdır.

IKBY’de düzenlenecek referandumun en tartışmalı hususlarından birisi de “statüsü tartışmalı bölgeler”dir. Bağımsızlık referandumu düzenleme girişiminde bulunan bir bölgenin; üzerinde bağımsız bir devlet kurulabilecek “kesin sınırlarının” olması beklenmektedir. Ne var ki, IKBY’nde böyle bir durum söz konusu değildir. Zira Kerkük başta olmak üzere, Diyala, Selahaddin ve Anbar vilayetlerinde, IKBY’nin mi yoksa Bağdat’ın mı kontrolü altında kalacağı belirlenmemiş olan birçok şehir, kasaba ve köy bulunmaktadır.

Irak Anayasası’nın 140. maddesine göre, nüfus sayımı yapılması gereken “statüsü tartışmalı bölgeler” özelinde henüz bir girişim uygulanabilmiş değildir. Yani konu çözüme kavuşturulmadan, IKBY bir oldu-bitti yaratarak bu bölgeleri referandum aracılığıyla kendisine bağlamaya çalışmaktadır. Esasen Kerkük başta olmak üzere, bu bölgelerin önemli bir bölümünde Peşmergelerin inisiyatif alarak kontrolü ele aldığı, yoğun göç hareketleri neticesinde nüfusun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturur hale geldiği ve bölgelerde kurgulanan yerel yönetimler eliyle siyasal kontrolün IKBY’ye geçirilmek istendiği bilinmektedir.

Nitekim, geçtiğimiz günlerde Bağdat tarafından görevden alınan Kerkük Valisi Necmeddin Kerim, Kerkük’te üstünlüğü elinde tutan KYB tarafından desteklenen önemli bir isimdir. Erbil, Kerim’in görevden alınmasını kabullenmemiş ve bu şehirde de referandumun düzenleneceği, Kerkük’ün IKBY içerisinde kalacağı, petrol paylaşımı hususunda Bağdat ile anlaşılabileceği ancak bu şehrin Bağdat’a bırakılmayacağı yönünde açıklamalar yapmıştır. Benzer durum diğer tartışmalı bölgeler için de geçerlidir.

Referanduma ve ardından gelebilecek bir bağımsızlık kararına ilişkin en önemli korkulardan biri; statüsü tartışmalı bölgelerde atılacak tek taraflı adımlar sonrasında “çok kimlikli (Kürt, Türkmen, Şii Arap, Sünni Arap, Hıristiyan, vb.) bir yapı arz eden bu bölgelerde çıkabilecek büyük çaplı gerginlik, çatışma ve hatta katliam gibi gelişmelerin yaşanmasıdır. Zira IKBY içerisinde dahi, bilhassa İran destekli Şii milis gücü Haşdi Şabi özelinde ciddi bir çatışma endişesi bulunmaktadır. Haşdi Şabi’nin geçtiğimiz günlerde, referanduma katılma kararı alan bir kasabaya müdahale ederek yerel yönetimi bu karından vazgeçmeye zorlaması, bu yönde dikkate alınması gereken bir husustur. Benzer bir korku, Kerkük içerisinde Kürtler ile Türkiye tarafından desteklenebilecek Türkmenler arasında yaşanması muhtemel silahlı çatışmalar noktasında da göz önünde bulundurulmaktadır.

Ayrıca PKK’nın bölgede kontrol altında tuttuğu ve son zamanlarda etkinliğini arttırdığı bazı bölgeler de bulunmaktadır. Ezidilerin IŞİD zulmünü yaşadığı, Suriye sınırındaki Şengal Bölgesi ile Kerkük’e yakın bazı kasaba ve köylerde örgütün ciddi bir varlığının olduğu da bilinmektedir. Kürt ulusçuluğunun temsili noktasında farklı bir çizgiyi ifade eden ve Suriye kolu PYD/YPG eliyle etkinliğini daha da arttıran PKK, Barzani tarafından Kuzey Irak’ta kesinlikle istenmemektedir. Ne var ki, örgütün bölgede ciddi bir mevzi kazandığı da kabul görmektedir.

Referanduma ilişkin bölgede egemen olan korkulardan biri de; Bağdat ile var olan sorunların çözülmesinden, bölgedeki siyasal bölünmüşlük ile kriz ortamının sona ermesinden, ekonomik eksikliklerin giderilmesinden önce, IKBY’nin olabilecek en kötü zamanda “bağımsızlık” ilanına gitme ihtimalinin bulunmasıdır. KDP’nin dışındaki tüm siyasal hareketler; referandumun getirebileceği olumsuzluklara ve özellikle de Bağdat, Tahran ve Ankara ile yaşanacak büyük çaplı gerginliklere dikkat çekmektedir.

KDP’nin de benzer bir çekincesi bulunsa da gerek Bağdat ile yaşanan paylaşım sorununun çözülemiyor olması, gerek kendi statüsüne ve geleceğine ilişkin kaygılar taşıması, gerekse de Kürtleri bağımsızlığa taşıyan “ulusal kahraman” olarak anılmak arzusu Barzani’nin geri adım atmasını engellemektedir. Çok büyük çaplı tavizler vermesi gerekmediği müddetçe de bu referandumu düzenleyeceğini kanıtlamaya çalışarak, ABD başta olmak üzere dış güçlerden içinde bulunduğu zor duruma ilişkin yardım beklediği de açıktır. Özetle Bağdat’a ve bölgedeki siyasal rakiplerine yönelik olarak elini güçlendirmek üzere oynadığı “referandum” kartının kendi siyasal geleceğinin kaderini belirleyeceğine olan inancından dolayı; kararında vazgeçememekte ve kendisini fırsat verilmesini beklemektedir.

Bölgedeki siyasal partilerin/aktörlerin hepsi, doğal olarak “bağımsızlık” istemektedir. Ancak başta Goran olmak üzere referanduma mesafeli duran aktörlerin üzerinde durduğu nokta; zamanlamanın uygun olmadığı, Bağdat ve diğer bölgesel aktörler ile belli bir uzlaşıya varılmasının ve başkanlık seçimlerinin yapılıp, bölgesel parlamentonun yeniden çalışır hale gelmesinin ardından “bağımsızlık” gibi bir konuyu içeren referandumun düzenlenmesi gerektiğidir. Hatta Goran ve KYB içerisindeki bazı kesimlerin, bölgede düzenlenecek referandumu Türkiye’nin Erbil’e oynadığı bir oyun olarak nitelendirenler de bulunmaktadır. Bu iddiaya göre, Ankara, perde önünde karşı çıkmasına karşın, perde gerisinden referanduma destek vermekte ve böylece “olabilecek en kötü zamanda” gerçekleştirilerek, IKBY’nin istikrarsız ve kendisine her anlamda bağımlı bir biçimde bağımsızlık yoluna girmesini sağlamaya çalışmaktadır. Tabi bu husus KDP çevrelerinde karşılık bulan bir anlayışı yansıtmamaktadır.

ABD, IKBY’nin bağımsızlığına “zamanlama”, İran’a kaybetmek istemediği Bağdat ile ilişkiler ve Türkiye ile yaşanacak gerginliğe referansla bakmakta ve bu gelişme nedeniyle Ankara ile Tahran’ın yakınlaşmasından da rahatsızlık duymaktadır. Zira iki ülkenin yakınlaşması, Suriye özelindeki gelişmelerle birlikte Rusya’nın da eklenmesiyle Washington’un karşısında güçlü bir cephe oluşması anlamına gelmektedir. Ne var ki, aynı ABD, bölgede bir Kürt siyasal varlığının yaratılmasıyla bu yapının İran ile Türkiye’nin manevralarını kısıtlayabilme ve yakından takip edebilme olanağı sağlayacak olmasından da memnundur. Hatta böyle bir yapı özelinde oldukça maliyetsiz bir şekilde bölgede askeri üs kurabilecek olması ile Arap, Türk ve Fars milletlerini aynı anda rahatsız edebilecek olan bağımsız Kürt siyasal varlığının her daim kendisine yakın durmak zorunda kalması ABD’ye manevra alanı sağlayacaktır.

Kürtlerin kendi aralarındaki siyasal bölünme ise ABD’yi rahatsız eden ve zamanlamaya ilişkin endişe etmesine yol açan bir husustur. IKBY’nin bağımsızlığına açık bir şekilde ve en yetkili ağızlardan destek veren tek aktör İsrail olmuş, Başbakan Netanyahu bu desteği yaptığı açıklamayla ifade etmiş ve Erbil’e destek vereceklerini açıkça belirtmiştir. İran’ı kendi toprak bütünlüğüne ilişkin rahatsız edebilecek bir ileri karakol, Tel Aviv adına çok önemli bir kazanç olacaktır. Üstelik bu karakol, sorunlar yaşadığı Türkiye’ye karşı da kullanılma imkanı sağlayacağından İsrail için stratejik önem arz etmektedir. Suriye ile doğal olarak Hizbullah’ın İran ile lojistik bağlarının kesilmesi de İsrail’in bu çerçevedeki hedeflerinden biri olacaktır.

Rusya ise bu konu özelinde oldukça sessiz ve renksiz dursa dahi Kürtleri kaybetmemek adına Erbil’in bağımsızlığına itiraz etmediği anlaşılmaktadır. Nitekim Rus Devlet Petrol şirketi Rosneft, IKBY’ye daha şimdiden 3 milyar dolarlık petrol alım garantisi vererek, Erbil’e ekonomik anlamda rahatlaması yönünde önemli bir alan açmıştır. Zira Moskova, PYD/YPG’nin de ABD’yle yakınlaştığı bir dönemde, Kuzey Irak Kürtlerini de kaybetmek istememektedir. Buna karşın Kürtlerin statüsü hususu, Rusya’nın İran ve Türkiye ile ilişkileri bağlamında ciddi sorunlar yaratabilecek ve bu üç ülkenin yakınlaşma girişimini tehdit edebilecek en önemli husus gibi görünmektedir.

Türkiye de tıpkı İran gibi IKBY’nin bağımsızlığına karşı çıkmaktadır. Zira bu bağımsızlık hem Türkiye’de mevcut olan ayrılıkçı çevrelere/örgütlere bir emsal oluşturabilecek hem de Irak’ın toprak bütünlüğünün ortadan kalkmasıyla büyük bölümünün statüsü tartışmalı olan Kerkük ve çevresinde yaşayan Irak Türkmen haklarını ve geleceklerini tehdit edebilecektir. Bu kapsamda, Ankara, ekonomik ve ticari anlamda yakın ilişkiler içerisinde olduğu IKBY lideri Barzani’yi referandumdan vazgeçirmeye çalışmaktadır. Ancak bu yönde sonuç alınamadığından Türkiye’nin son dönemlerde Erbil’e ilişkin açıklamaları da sertleşmiştir. Ne var ki, Türkiye’nin mevcut şartlar dahilinde kapsamlı bir askeri operasyon yapması beklenmemelidir. Ankara’nın Tahran ile koordineli hareket ederek bölgenin can damarı olan petrol sevkiyatını kesmek amacıyla Habur’u kapatması ve ticari işleyişi sekteye uğratmasıyla, Erbil’i bağımsızlıktan vazgeçirmeye çalışabilir. Tabi tüm bunlar için Tahran’ın da Ankara ile aynı hamleyi yapması ve sınırı IKBY’ye kapatması gerekecektir.

IKBY’nin bağımsızlık referandumu gerek bölgedeki siyasal aktörler gerekse de bölgesel ve küresel aktörler tarafından yakından izlenen büyük bir oyuna dönüşmüştür. Masanın başında bulunan Barzani, kendisine iyi bir “el” sunulmasını dört gözle beklemekte ve içinde bulunduğu sıkışmışlığı aşmak istemektedir. İsrail’in açık desteği, ABD’nin de bağımsızlık çabasına olan sempatisini göstermekle birlikte, Bağdat’ı kaybetme ihtimali Washington’u korkutmaktadır. Tahran ve Ankara, bu referandumdan kendilerine yönelik tehdit hisseden aktörler olarak yakın çalışmak ve koordineli hareket etmek zorundadır. Zira oyunun esas hedefleri bu iki ülke gibi görünmektedir. Rusya ise Suriye’deki gelişmelerin aksine “soğuk” bir duruş sergilemekte ve çıkarlarını garanti etmeye çalışırken, masadaki Kürt kartını da elinde bulundurmaya çalışmaktadır. Referandum ekseninde Kerkük ve çevresinde yaşanması muhtemel gelişmeler ise bu referandumun geçerliliğini ve IKBY’nin Irak içerisindeki geleceğini etkileyecek en önemli husus olacak gibi gözükmektedir.

Yazarın diğer yazıları