İnsanlığa Karşı İşlenen Cinayet: 20 Ocak Katliamı

    “20 Ocak Faciası”, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılma sürecinde meydana gelen en kanlı olaylardan biridir. Azerbaycan tarihine “Kanlı Ocak Faciası” şeklinde intikal eden 20 Ocak 1990 tarihli olayların üzerinden tam olarak 29 yıl geçmiştir. Azerbaycan halkının milli birliğini, tarihi direncini ve bir Türk halkı olarak jeostratejik açıdan çok önemli bir bölgede var olma çabasını sivil yollarla dindiremeyen Sovyet rejimi; terörü dış politikasında bir araç haline getirerek Azerbaycan halkına bir facia yaşatmıştır. Bu olayın anatomisini; can çekişen Sovyet diktatörlük rejiminin son güç gösterisi, büyük devletlerin çifte standart içeren politikalarının bölgeye yansıması, bölgede çatışma ortamının oluşturulması ve buna karşılık sivil Azerbaycan halkının milli mücadelesinin güçlenmesi sonucunda halka karşı işlenmiş topyekûn bir cinayet şeklinde tasvir edebiliriz.

    1988 yılından itibaren Ermenistan’la Dağlık Karabağ’da savaşa sürüklenen Azerbaycan halkı, milli birlik mücadelesi vermiştir. Uluslararası destekten yoksun, Ermeni lobisi tarafından dezenformasyona maruz bırakılan, Batılı devletlerin iki yüzlü politikalarıyla yüzleşen ve ekonomik sorunlar yaşamakla birlikte yönetim boşlukları nedeniyle devletleşme sürecine giremeyen Azerbaycan, Sovyetler Birliği içerisinde sancılı bir dönemden geçmiştir. 1980’li yıllarda başlayan ulusal halk ayaklanmaları 1990’lı yıllara gelindiğinde doruk noktasına ulaşmış, halkta sanki milli bir uyanış gerçekleşmiştir. Azerbaycan halkı, Sovyet dönemindeki asimilasyon politikalarından en az etkilenen halkların başında gelmektedir. O dönemde halkın sokaklara dökülmesi, mitinglere katılım göstermesi, milli birlik ve beraberlik adına verilen beyanatlar bunun somut göstergeleri olmuştur.

    Yetmiş yıldan fazla süredir Sovyet yönetiminde olan Azerbaycan’ı sindirmek kolay olmayacaktı. Azerbaycanlıları iyi tanıyan Ruslar bu gerçeği çok iyi bilmekteydi. Bu kapsamda, 19-20 Ocak 1990 tarihlerinde Bakü’de, Ruslar tarafından dünyada emsali ancak Orta Çağlarda görülebilecek bir katliam gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 60 bin kişilik Sovyet birliği Bakü’yü işgal ederek kuşatmış ve şehirdeki silahsız halka karşı tanklarla, ağır silahlarla saldırı düzenlemiştir. Olayları daha da tırmandırmak için Azerbaycan’a gönderilen ordu birliklerine Stavropol, Rostov ve Krasnodar’dan seferber edilen ve Sovyet Ordusu’nda askeri görev alan Ermeni askerlerin yanı sıra harp okullarında eğitim gören Ermeniler de dahil edilmiştir.

    Mihail Gorbaçov başkanlığındaki Sovyet İmparatorluğu, “Rus ve Ermeni kartını” ustaca kullanarak Azerbaycan halkına acımasızca devlet terörü uygulamışlardır. 19 Ocak 1990 yılında Mihail Gorbaçov, SSCB Anayasası’nın 119. ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Anayasası’nın 7. maddesine uymayarak 20 Ocak’ta Bakü’de olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin bir kararname imzalamıştır. Ancak SSCB istihbarat ve gizli servisi olan Devlet Güvenlik Komitesi’nin (KGB) “Alfa” grubu, 19 Ocak’ta saat 19:27’de Azerbaycan’da tek televizyon kanalı olan “Aztv”nin enerji santralini patlatarak ülkedeki televizyon yayınlarını durdurmuştur. Söz konusu televizyon kanalının devre dışı bırakılmasıyla Bakü’de yaşayan Azerbaycan halkının olaylarla ilgili bilgi alması engellenmiştir. Rus ve Ermenilerden oluşan ordu, gece yarısı olağanüstü hâlden haberi olmayan şehre girmiş ve sivil halka işkence etmeye başlamıştır. Gorbaçov’un kararnamesi yürürlüğe girene kadar 9 kişi katledilmiştir. Bakü’de olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin bilgiler ise 20 Ocak tarihinde ve saat 07.00’da devlet radyosu ile halka duyurulmuş ancak o zamana kadar öldürülenlerin sayısı 100 kişiye ulaşmıştır.

    Niyetinin terör olduğu apaçık ortada olan karma bir ordu karşısında neye uğradığını şaşıran Bakü’deki sivil halk, Sovyetler Birliği Ordusu tarafından ezilerek acımasızca katledilmiştir. Tanklar Bakü sokaklarında önlerine çıkan her şeyi ezmiş, askerler her tarafa ateş açmışlardır. İnsanlar sadece sokaklarda değil, otobüslerde ve hatta kendi evlerinde yemek yaparken bile hedef olmuştur. Hatta acil yardım için orada bulunan ambulans ve sağlık personeline de kurşun yağdırılmıştır. Bu acımasız saldırının vahametini olduğu gibi anlatabilmek hakikaten çok zordur… Bu saldırı neticesinde kadın ve çocuklarla birlikte 170 kişi vahşice öldürülmüş, 370 kişi ağır yaralanmış, 321 kişi kaybolmuş ve Bakü savaş alanına dönüştürülmüştür. 20 Ocak tarihindeki söz konusu katliamla birlikte Azerbaycan’daki Sovyet hakimiyeti sona ermeye bir adım daha yaklaşmıştır.

    SSCB’nin dağılması sürecinde diğer bazı Sovyet Cumhuriyetleri’nde de (Gürcistan, Letonya, Kazakistan) benzer bir takım insanlık dışı uygulamalar ve eylemler gerçekleşmiştir. Fakat bunlardan farklı olarak Azerbaycan’ın 1991 yılında bağımsızlığına ulaşabilmesi ancak ve ancak kan yoluyla mümkün olabilmiştir. Bulunduğu coğrafya nedeniyle tarihte olduğu gibi 1990’lı yıllarda da Azerbaycan için bağımsızlık o kadar da kolay olmamıştır.

    Azerbaycan, tarihi boyunca özellikle yakın komşuları olan ve emperyalist geleneğe sahip Ruslar ve Farslar tarafından çeşitli dönemlerde katliama maruz bırakılmış; nihayetinde bir emperyalist devletin içerisine dahil edilerek yüzyıllarca sömürülmüştür. Sonuçta bu olaylar zinciri (Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan topraklarının ilhak edilerek küçültülmesi, Dağlık Karabağ olayları, nüfus değişimi, asimilasyon politikaları, kültürel baskılar), Azerbaycan’a karşı yürütülen emperyalist politikaların bir uzantısı ve yeni bir aşaması olmuştur.

    Dönemin Sovyet lideri olan ve uygulamalarındaki Türk düşmanlığıyla bilinen Gorbaçov’un kararlarıyla gerçekleştirilen “20 Ocak Faciası”nın üzerinden 29 yıl geçmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasında aktif rol oynayan Gorbaçov, başka emperyalist güçler tarafından “kahraman” ilan edilmiş, hatta insanlığın canına kastetmiş olan bu adam Nobel’le ödüllendirilmiştir. Daha somut ifade edersek, bir emperyalist gücün haini başka bir emperyalist gücün kahramanı olmuştur.

    Bakü’nün en yüksek tepesinde bulunan “Şehitler Mezarlığı”nı ziyaret edip şehitlerimizi yad ederken emperyalizmin fesatçı politikalarını açık bir şekilde görebiliyoruz. Aynı şekilde Çanakkale Şehitliği’ni gezerken de benzer duyguları yaşıyoruz. Bu nedenle “20 Ocak Faciası”, Türklere endekslenmiş emperyalist politikaların bir ürünü ve yeni bir aşaması gibi olsa da aslında bütün insanlık adına işlenmiş bir cinayettir. Bahsedilen katliamın bu şekilde bilinmesi ve anılması gerekmektedir. Katliamda caninin kim olduğu sorgulanmalıdır. Ruslar mıdır? Nobel ödülü alan Gorbaçov mudur? Gorbaçov’u ödüllendirenler midir? Yoksa bölgede çıkarları olan emperyalist güçler midir? Canilerin kimlikleri dönemden döneme değişiklik gösterse de tek bir ortak yönleri vardır: Onlar, insanlığı hedef alarak devlet merkezli bir “suç şebekesi sistemi” kuran, bunu uygulayan ve başkalarının değerlerine göz dikenlerdir. Caniler için vatan, millet ve insanlık fark etmeksizin esas olan çıkarlarıdır. Bu oyunların merkezinde kalmamak adına milli ve manevi değerlere sahip çıkılması ve stratejilerin de bu çerçevede belirlenmesi gerekmektedir.

    Kanlı cinayetlere ve soykırımlara bir daha maruz bırakılmamak ve tarihin bu şekilde tekerrür etmemesi adına, emperyalist amaçlar kapsamında Sovyetler Birliği tarafından organize edilen ve acımasızca uygulanan “20 Ocak Faciası”ndan gereken dersler alınmalıdır. Katliamın yıldönümü vesilesiyle bizlere canları pahasına bıraktıkları vatan toprağında 20 Ocak Şehitleri’ni saygı, sevgi ve rahmetle anıyor ve onlarla gurur duyuyoruz.

    Önceki İçerikTek Kutupluluktan Çok Kutuplu Dünya Düzenine Geçişte Venezuela Olayları
    Sonraki İçerikİran’ın Yemen Politikasının Geleceği
    Doç. Dr. Samir GULİYEV
    2001 yılında Selçuk Üniversitesinde lisans, 2004 yılında ise Ankara Üniversitesi Uluslarası İlişkiler bölümünden yüksek lisans eğitimini bitirmiştir. Yüksek lisans tezi olarak savunduğu “Bağımsızlıktan sonra Azerbaycan-ABD ilişkileri” adlı tez kitab olarak basılmıştır. 2004 yılında Qazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine başlamıştır. 2005-2006 yılları arasında Fransanın Sorbonne Üniversitesinde fransızca dil hazırlığını bitirmiştir. 2007 yılında Fransanın Montesquieu Bordeaux IV Üniversitesinden Siyaset Bilimi üzerine ikinci yüksek lisans yapmış, aynı üniversitede doktora eğitimine devam etmiştir. 2007-2008 yılları arasında Fransada Bordeaux Science PO-dakı Strateji araştırmalar merkezinde araştırmacı olarak görev yapmıştır. 2008-2017 yılları arasında Azerbaycanda Qafqaz Üniversitesinin Uluslararası İlişkiler bölümünde araştırma görevlisi çalışmaya başlamış, öğretim üyesi olarak görevine devam etmiştir. Aynı zamanda 2010-2015 yılları arasında Azerbaycanda Bakü Slavyan Üniversitesinin Diplomasi ve Dış Politika bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. 2015 yılında “Azerbaycan neft stratejisi ve Kafkasyada güvenlik sorunları” adlı tezi savunarak doktorasını bitirmiştir. 2018 yılında Bakü Mühendislik Üniversitesinin doçenti vazifesini yürütmektedir. Dış politika, Uluslararası politika, Enerji diplomasisi, Güney Kafkasyada güvenlik sorunları, Karadeniz havzasında devetler arasındaki ilişkiler, Bölgesel entegrasyon derslerine girmektedir. Türkçe, İngilizce, Rusca ve Fransızca makaleleri uluslararası hakemli dergilerde yayınlanmıştır.  2017 yılından itibaren Azerbaycanda Bakü Mühendislik Üniversitesinin Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı görevinde çalışmaktadır. Enerji güvenliği, Bölgesel güvenlik sorunları, Petrol, Geopolitik, Bölgesel etnik sorunlar, Azerbaycan dış politikası, Kafkasyadakı sorunlar ve ikili ilişkiler çalışma alanları arasındadır.