İngiltere-AB İlişkilerinde Belirsizlik Dönemi: Brexit

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasına ilişkin süreci şekillendirecek olan Brexit Anlaşması, 16 Ocak 2019 tarihinde İngiltere Parlamentosu tarafından reddedilmiş ve bu karar, İngiltere ile AB arasındaki kopmanın nasıl şekilleneceği hususunda çeşitli soru işaretleri yaratmıştır. Nitekim anlaşmanın reddedilmesiyle birlikte, yeni bir anlaşmanın yapılması veya anlaşmasız bir ayrılığın gerçekleşmesi gibi olasılıklar belirmiş ve hatta ayrılık kararının gözden geçirilebileceği de iddia edilmiştir. Bu olasılıkların anlaşılabilmesi ve gelecekte yaşanması muhtemel gelişmelerin öngörülebilmesi için ise süreç içerisinde kırılma yaratan bazı gelişmeleri hatırlatmak gerekmektedir.

Bilindiği üzere 1973 yılından beri AB üyesi olan İngiltere, 23 Haziran 2016 tarihinde düzenlenen bir referandum neticesinde birlikten ayrılma kararı almıştır. Söz konusu referandumda, 17,2 milyon seçmen Brexit’i desteklerken; 16 milyon seçmen de Brexit aleyhinde oy kullanmıştır. Neticede %51,8’lik bir oranla Brexit kararı kabul edilmiştir. Kararın ardından İngiltere’de başbakan değişikliği yaşanmış ve Brexit’in yarattığı rüzgârın da etkisiyle göreve gelen Theresa May, kendisini popülist sağ bir söylem üzerinden entegrasyon karşıtı bir çizgide konumlandırmıştır. Buna bağlı olarak May’in AB’ye yönelik ayrılıkçı tutumu devam etmiş ve aylar süren görüşmeler neticesinde İngiltere ile AB arasındaki ayrılık sürecini şekillendirmesi planlanan 585 sayfalık anlaşma metni üzerinde uzlaşma sağlanmıştır.

Bahsi geçen anlaşma metninin 14 Kasım 2018 tarihinde İngiltere Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmesi ise hem Brexit’in kabulüne ilişkin parlamento sürecini başlatmış hem de parlamentoda yaşanabilecek olumsuzlukların habercisi olmuştur. Zira belirtilen karar, Bakanlar Kurulu’nda oy birliğiyle alınmışsa da kararın ardından çok sayıda bakan istifa etmiştir. Nitekim 2016 yılındaki referandumdan itibaren Brexit nedeniyle görevini bırakan bakanların sayısı 9’a ulaşmıştır. Dolayısıyla anlaşma metninin hükümet tarafından kabul edilmesi aşamasında yaşananlar, sürecin parlamento ayağında May’in işinin hiç de kolay olmayacağını gözler önüne sermiştir.

Neticede 16 Ocak 2019 tarihinde toplanan İngiltere Parlamentosu, Brexit Anlaşması’nı 432 oyla reddetmiştir. Her ne kadar anlaşmanın parlamento aşamasında reddedilmesi beklenen bir durum olsa da “202 olumlu oya karşılık 432 ret oyu” şeklinde ortaya çıkan sonuç, anlaşmanın ezici bir çoğunlukla reddedildiğini; dolayısıyla May’in siyaseten ağır bir yenilgi aldığını göstermiştir. Bununla birlikte anlaşmayı reddetme yönünde oy kullananların tamamının Brexit karşıtı olmadığını; Brexit’i destekleyip de anlaşmasız ayrılık seçeneğini savunanlar ile daha iyi bir anlaşma talep edenlerin de ret oyu kullandığını vurgulamak gerekir. Diğer taraftan sürecin geleceğini öngörülemez kılan bir gelişme daha yaşanmış ve May, hakkında yapılan güven oylamasında 306 olumsuz oya rağmen; aldığı 325 olumlu oy sayesinde koltuğunu korumayı başarmıştır.

Tahmin edileceği gibi, parlamentonun bahse konu olan anlaşmayı reddedip May’e güvenoyu vermesi, meseleyi daha da çetrefilli bir hale getirmektedir. Çünkü İngiltere’nin yola May’in liderliğinde devam edecek olması, Brexit sürecini sonlandırabilecek yeni bir hükümetin kurulmasının mümkün olmadığına işaret ettiği gibi, yeni bir referandumun düzenlenerek Brexit kararının İngiliz halkına tekrar sorulmasının gündemde olmadığını da göstermektedir. Oysa ifade edildiği üzere, Brexit kararı çok küçük bir farkla kabul edilmiş ve yaşanan gelişmeler sonucunda halkın fikirlerinde önemli değişiklikler yaşanmıştır. Nitekim yapılan anketler, referandumun tekrarlanması halinde, birlikten ayrılma kararı alınamayacağına işaret etmektedir. Lakin yeni bir referandum yapılması yönünde talep olsa da ilk oylamayı geçersiz kılacak herhangi bir hukuki argüman bulunmamaktadır. Üstelik yola May’in liderliğinde devam edilmesi de her şeye rağmen Londra’nın birlikten ayrılma yönündeki iradesini koruyacağı izlenimini oluşturmaktadır.

İngiltere’nin Brexit kararında ısrarcı olması ise gelinen noktada iki seçeneğin bulunduğu anlamına gelmektedir. Bu seçenekler ise anlaşmalı ayrılık ve anlaşmasız ayrılık şeklinde ifade edilebilir. May’in ilk planının anlaşmalı ayrılık da ısrar etmek olacağı öngörülebilir. Zira May’in güvenoyu alması, daha iyi bir anlaşma yapması için kendisine verilen bir yetki olarak da yorumlanabilir. May’in yeni bir anlaşma hususunda da iki seçeneği bulunmaktadır. Bu kapsamda May’in ilk olarak 21 Ocak 2019 tarihinde kendi “B Planı”nı ortaya koyması ve 29 Ocak 2019 tarihinde de yeni bir anlaşma için parlamentodan destek sağlaması beklenmektedir. Nitekim her ne kadar AB yetkilileri yeni bir anlaşmanın olmayacağını dile getirseler de gerek Almanya Şansölyesi Angela Merkel gerekse de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, üzerinde mutabık kalınan anlaşmada bazı değişikliklerin yaşanabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda 29 Mart’a kadar İngiltere ile AB arasında yeni bir anlaşmanın sağlanmasının olasılıklar arasında yer aldığı belirtilebilir. May’in anlaşmalı ayrılık konusundaki diğer seçeneği ise kendi inisiyatifi doğrultusunda, söz konusu kararı bir yıl erteleme yönündeki yetkisini kullanmasıdır. Bu olasılık, May’e hem Londra’da işleri yola koyabilmesi hem de AB yetkililerini daha az taviz vereceği bir anlaşmaya ikna edebilmesi için zaman kazandıracaktır. Öte yandan anlaşmasız ayrılık seçeneği ise İngiltere ile AB arasındaki hukuki ilişkinin hızlı bir şekilde sona erdirilmesi anlamına gelecektir. Kuşkusuz böylesi bir gelişme, uluslararası güç dengelerini etkileyecek düzeyde yeni bir konumlanışa yol açacak ve Kıta Avrupası’ndaki kutuplaşmayı derinleştirerek kaotik bir görüntü yaratacaktır.

Özetle İngiltere, öngörülmesi mümkün olmayan ve çeşitli seçenekler barındıran bir süreçle yüzleşmektedir. Üstelik alınacak kararlar, yalnızca söz konusu ülkenin değil; bütün Avrupa’nın geleceğini etkileyecektir. Görüldüğü kadarıyla İngiltere’de halkın, hükümetin ve geleneksel devlet aklının beklentileri farklılaşmış ve bu da süreci içinden çıkılması zor bir noktaya taşımıştır. Zira İngiliz halkı, 2016 yılındaki referandumda alınan karara ilişkin pişmanlık duymakta ve yeni bir referandum yapılması vasıtasıyla birlikten ayrılma kararının gözden geçirilmesini istemektedir. Buna karşılık hükümet, anlaşmalı bir ayrılık yaşanması için ısrar etmekte ve halkın taleplerini görmezden gelmektedir. Hükümetin bu süreçte çeşitli zorluklarla karşılaşması ise İngiliz devlet aklıyla hükümet arasında ayrışma yaşandığını kanıtlamaktadır. Nitekim hükümetin karşılaştığı zorluklar, İngiliz devlet aklının geleneksel Avrupa politikasına dönerek Kıta Avrupası’nın istikrarsızlaştırılmasını istediği izlenimini yaratmaktadır. Çünkü İngiltere, tarih boyunca Avrupa stratejisini, kıtaya ilişkin meselelere taraf olmama düşüncesi üzerinden şekillendirmiş ve taraf olduğunda da var olan denge durumunun; yani uluslararası statükonun korunması ve Avrupa’nın tek bir gücün siyasi hâkimiyetine geçmesinin önlenmesi hassasiyetiyle hareket etmiştir. Dolayısıyla İngiliz devlet aklının anlaşmasız bir ayrılık aracılığıyla birlik içerisinde huzursuzluk çıkararak siyasi entegrasyonu baltalamayı hedeflediği ifade edilebilir.

Sonuç olarak Brexit, yalnızca İngiltere’nin AB’den ayrılmasını ifade eden bir durum değildir. Brexit, özel olarak Avrupa’daki ve genel olarak ise Avrupalı aktörlerin ekti kapasiteleri nedeniyle küresel sistem üzerindeki güç dengelerini değiştirecek önemli bir süreçtir. Bu nedenle de Londra’dan çıkacak kararın dünyanın geleceğini şekillendireceği öne sürülebilir. Bu karar Kıta Avrupası’nın istikrarına hizmet edebileceği gibi, istikrarsızlığı derinleştirerek kaosa da neden olabilir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Doğacan BAŞARAN
Doğacan BAŞARAN
ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,721TakipçiTakip Et
277AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz