İdlib’de TSK Konvoyuna Saldırı: Rusya’nın Esad Rejimine Açık Dayanışması

19 Ağustos 2019 tarihinde Suriye’nin İdlib bölgesindeki 9. gözlem noktasına hareket etmekte olan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) konvoyuna, Rusya’nın da desteğiyle Esad rejimi tarafından hava saldırısı düzenlendi. Saldırıda üç sivilin yaşamını yitirdiği ve on iki sivilin yaralandığı belirtildi. Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamada saldırı kınanırken, gerekli tedbirlerin acilen alınması gerektiği mesajı verildi. Türkiye, Rusya’ya Astana Müzakereleri kapsamında üstlendiği garantörlüğü hatırlatarak iki ülke arasındaki İdlib Mutabakatı’na işaret etti.

Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İdlib’de TSK konvoyuna gerçekleşen saldırının ne anlama geldiğini ve bölgedeki mevcut gelişmeleri değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Yaşar ONAY (İstanbul Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Türkiye’nin Rusya’ya her zaman mesafeli yaklaşması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yaşar Onay, “Türkiye, söz konusu bölgeye yönelik politikasını, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya arasında denge siyaseti yürüterek oluşturmuş ve böylece bölgedeki etkinliğini artırmıştı. Bu mantıklı bir strateji olsa da karşımızdaki güçler ABD ve Rusya’dır. İki süper güç de bölgede son derece etkili bir pozisyona sahip olan ve bölgeden çıkmak istemeyen ülkelerdir.” dedi.

Rusya’dan S-400 alımının Türkiye’yi yanılttığını ifade eden Onay, “Türkiye S-400’leri aldıktan sonra, Rusya’yla tüm ilişkilerinin çok daha iyi olacağını düşünmüş ve stratejik ortaklıktan bahsetmişti. NATO’dan çıkıp Rusya’yla birlikte hareket etme söylemleri de gündemdeki yerini almış ve ABD’nin F-35’leri teslim etmemesi durumunda, Rusya’dan Su-35’lerin alınacağı yönünde söylentiler çıkmıştı. Ancak devletler arasındaki ilişkiler, sadece silah ticareti kapsamında değerlendirilemez. Uluslararası politikadaki en temel kural, her devletin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğidir. ABD’nin bölgede var olma nedeni kendi çıkarlarına uygundur; keza Rusya’nın da öyledir. Türkiye’nin ise bölgede her iki süper güçten farklı çıkarları vardır. Söz konusu çıkarlar da günümüzde hem Rusya’nın hem de ABD’nin beklentileriyle örtüşmemektedir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ve ABD’nin güvenli bölge konusunda anlaşmasının ne tür sonuçlara yol açacağının belirsizliğini koruduğunu dile getiren Onay, “Türkiye’nin ordusu ve askeri sistemleri NATO’ya endekslidir. Batı ittifak sistemi, baş düşman olarak Rusya’yı görmektedir. Tüm bunlar yaşanırken Fırat’ın doğusuna operasyonun konuşulduğu bir zamanda, ABD’yle ortak güvenli bölge mutabakatı yapılmıştır. Güvenli bölgeyle ilgili kamuoyuyla paylaşılan bazı bilgiler vardır. Ancak Rusya, bizlerin bilmediği başka bilgilere de sahiptir. Aksi halde Rusya tarafının bu kadar net ve katı bir tavır almasını açıklayabilmemiz mümkün değildir.” yorumunu yaptı.

Bölgede devam eden çatışmalara da değinen Onay, “İdlib’deki çatışmalar her geçen gün daha da şiddetlenmekte ve kanlı bir şekilde devam etmektedir. Türkiye’nin her iki tarafı birden mutlu etmesi mümkün değildir. Mevcut durumda Türkiye’nin bölgede strateji belirleyebilmesi giderek zorlaşmaktadır. Burada kalıcı bir barışın sağlanması, yakın gelecekte uzak bir ihtimal olarak durmaktadır. Türkiye, Rusya ve İran üçlüsünün yürüttüğü Astana Süreci’nin birtakım şeyleri değiştireceği ve bölgedeki huzur ortamının yeniden sağlanacağı düşünülmüştü. Lakin bu süreç, ABD’nin çıkarlarına uymadığından başarısız olmuştur. Dolayısıyla Türkiye bölgede çok zor durumdadır.” sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.

Dr. Emre OZAN (ANKASAM Türk Dış Politikası ve Uluslararası Güvenlik Danışmanı)

Türkiye ile Rusya arasında Suriye özelinde sürdürülen işbirliğinin son dönemde zorlu bir süreçten geçtiğini ifade eden Dr. Emre Ozan, “İki ülke, Suriye politikalarındaki çıkar farklılıklarına rağmen işbirliğine gitmişti. Bu farklılık, Esad rejimine bakış açılarından kaynaklanmaktaydı. Bugün geldiğimiz noktada Esad rejimi, ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü yeniden sağlamıştır. Rejimin sıradaki hedefi ise İdlib’dir. Şam, yeni anayasanın hazırlanması sürecine girilirken mevzubahis bölgeyi de muhaliflerden temizlemek istemektedir. Rusya da bu konuda Esad rejimine destek vermektedir. Ancak Türkiye, Esad karşıtı pozisyonunu tamamen terk etmiş değildir. Bu nedenle de Ankara ile Moskova arasındaki işbirliği, yaşanan gelişmelerden olumsuz etkilenmektedir.” dedi.

Rusya’nın Esad yanlısı tutumu karşısında Türkiye’nin elini güçlendirmek amacıyla ABD’yle yakınlaştığını dile getiren Ozan, “Rusya ve İran’ın Suriye’de artan nüfuzunu dengelemek isteyen ABD, bu hedefine ulaşmak için Türkiye’ye ihtiyaç duymaktadır. Bu ortak çıkarlar Türkiye ile ABD’yi bir araya getirmektedir. Tahmin edileceği gibi bu yakınlaşma, Rusya’yı rahatsız etmektedir. Türkiye ile ABD arasında güvenli bölge konusunda sağlanan uzlaşı, her ne kadar belirsizliğini korusa da Rusya’yı tedirgin etmiştir. Dolayısıyla Rusya, İdlib üzerindeki baskısını artırarak Türkiye’ye mesaj vermeye çalışmaktadır. Ankara ile Washington arasındaki yakınlaşmanın devam etmesi halinde Moskova, Esad rejiminin İdlib’e yönelik operasyonunu hızlandırabilir. Uzun vadede ise Rusya, Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesi için baskı yapabilir.” ifadelerini kullandı.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğine önem verdiğini hatırlatan Ozan, aynı durumun Rusya için de geçerli olduğunu ifade etti. Ozan, iki ülke arasında S-400’ler bağlamında kurumsallaşan bir ilişki bulunduğunu ve iki ülkenin de işbirliğini sürdürmek için çaba harcayacağını, fakat bunun kolay olmayacağını söyleyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Coşkun BAŞBUĞ (Emekli Albay)

İdlib Meselesi’nin Astana Süreci’nin en önemli konu başlıklarından biri olduğunu vurgulayan Emekli Albay Coşkun Başbuğ, “İdlib’in önemi, Esad rejiminin operasyonlarından kaçan dört milyona yakın insanın barındığı yer olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu insanların tamamı sivillerden; yani masum insanlardan oluşmaktadır. Türkiye, Suriye’de akan kanı durdurmak ve mülteci akınlarının önüne geçmek için Astana Süreci’ni başlatmıştı. Söz konusu sürecin başında olumlu mesafeler kat edilse de bölgede sıkıntı ve sancıların başlamasından ötürü durağan bir sürece girilmiş; lakin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gayretiyle Soçi’de, İdlib Mutabakatı imzalanmıştı. Bahsi geçen mutabakat, 10 maddeden oluşmaktadır ve mutabakat metnindeki bir madde, günümüzdeki durumu özetlemektedir. Maddeye göre Rusya, Esad rejiminin yapacağı saldırıları önlemekle mükelleftir.” dedi.

19 Ağustos 2019 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir araya geldiğini hatırlatan Başbuğ, “Macron’un Putin’e söyledikleri, Soçi’de imzalanan İdlib Mutabakatı’nı içermekteydi. Fransa Cumhurbaşkanı, Rusya Devlet Başkanı’ndan bölgedeki gerilimi durdurmak için Rusya’nın üstüne düşen görevi yapmasını istemişti. Putin’in Macron’a verdiği cevap ise Şam yönetiminin söz konusu saldırıları, terörü durdurmak adına yaptığı ve kendisinin de bu operasyonları desteklediği şeklinde olmuştu. Rusya, bölgedeki nüfuzunu sürdürmek ve Fırat’ın batısına tamamen hâkim olmak için Esad rejimini kullanmakta ve bölgede bir oldubitti siyaseti yürütmektedir. Zira Esad, Rusya’nın izni olmadan herhangi bir adım atamaz.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin bölgede oynanan oyunları bildiğini ve bu yüzden de çok dikkatli davrandığını söyleyen Başbuğ, “Türkiye, masayı dağıtmamak için hem Moskova’ya hem de Esad rejimine yumuşak ikazlarda bulunmaktaydı. Ancak Temmuz ayı içerisinde İdlib’e yapılan bir saldırı nedeniyle 120’ye yakın insan katledilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu saldırıların Astana Süreci’ne zarar verdiğini belirten bir açıklama yapmıştı. Saldırıların devam etmesiyle birlikte Türk makamları, söylemini sertleştirip doğrudan Rusya’yı hedef alan mesajlar yayınladı. Ancak gelinen noktada Rusya’nın bunları dikkate almadığı ve almayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü Moskova, Ankara ile Washington arasındaki güvenli bölgeye ilişkin yakınlaşmayı fırsat bilerek ilk etapta Fırat’ın batısını ve daha sonra da Fırat’ın doğusunu kontrol altına almaya çalışmaktadır.” yorumunu yaptı.

Rusya’nın İdlib konusunda Esad rejiminin hâkimiyet kurması için çabaladığını ve bu meselenin Türkiye-ABD yakınlaşması yaşanırken ivedilikle hallolmasını istediğini söyleyen Başbuğ, “Rusya, İdlib meselesinin rejim lehine sonuçlanmasının ileride Doğu Akdeniz’de oluşacak güç dengesine katkı sağlayacağını düşünmektedir. Kısa bir süre önce Moskova yönetimi, Birleşmiş Milletler’i (BM) kastederek Kıbrıs konusunda garantör ülke meselesinin geçerliliğini yitirdiğini ve bölgenin kontrolünün BM’nin beş daimî üyesine verilmesi gerektiğini ifade etmişti. Bu hareketten Rusya’nın hem Suriye’de hem de Akdeniz coğrafyasında farklı ve büyük emelleri olan bir ülke konumunda olduğu anlaşılmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

İdlib meselesinin nereye varacağına ilişkin görüşlerini de belirten Emekli Albay, “Türkiye’nin söylemlerinin sertleştiğini görmekteyiz. Türk askeri konvoyuna gerçekleşen saldırı kapsamında Ankara son uyarısını yapmıştır. Bunun arkasından yaşanacak herhangi bir saldırıda, Türkiye’nin vereceği cevap daha çok sert olacaktır. Nitekim bölgeye yönelik saldırılar devam ederse, bir milyona yakın insan göç etmek zorunda kalabilir. Bu göç ihtimali, Avrupa’yı da tedirgin etmektedir. Macron da bu tehdidi görmüş olacak ki; ateşkes sağlanması için Putin’e çağrı yapmıştır. Elbette Macron, bunu insanlık adına değil; kendi ülkesinin çıkarları için yapmıştır. Kısacası bölgedeki gerilimin artması, yeni bir insanlık dramının yaşanmasına sebebiyet verebilir.” ifadelerini kullandı.

Halil AKINCI (Emekli Büyükelçi)

İdlib Meselesi’nin çıkmaza girdiğine dikkat çeken Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “Söz konusu mesele herhangi bir sonuca ulaşmayacaktır. Çünkü Ankara ile Moskova arasında ciddi görüş ayrılıkları vardır. Rusya’nın niyeti, bölgeyi Esad’a vermektir. Türkiye’nin niyeti ise hem sınır güvenliğini sağlamak hem de bölgede oluşabilecek yeni göç hareketini önlemektir. Yani iki ülkenin beklentileri birbiriyle bağdaşmamaktadır. Ruslar, Fırat’ın doğusuyla ilgili meselede Türkiye ve ABD’nin sıkıntı yaşadığını bilmektedir. Türklerin her meseleyle ilgilenmeye gücünün yetmeyeceğini düşünen Rusya, İdlib’i tamamen Esad rejimine vermek için Türk konvoyuna yapılan saldırıyla açık bir teşebbüste bulunmuştur.” yorumunu yaptı.

Türkiye ile Rusya arasındaki anlaşmazlığın Moskova’nın uyguladığı siyasetten kaynaklandığını vurgulayan Akıncı, “Ruslar, bir yandan kendilerinin lehine olan konularda Türkiye’yle anlaşmakta; diğer yandan da aleyhlerine olan meselelerde kendi politikaları çerçevesinde hareket etmektedir. Rusya, Suriye’deki varlığını kalıcı hale getirmek istemektedir. Bunun için de Esad’ın bir zafer kazanması gerekmektedir. Dahası Rusya, Türkiye’nin elinin bağlı olduğunu düşünmektedir. İdlib Mutabakatı, her iki tarafa da zaman kazandırıp bir süreliğine bu krizi hafifletmiş ve idare edilir bir seviye getirmişti. Ancak günümüzde söz konusu krizin idare edilecek bir tarafı kalmamıştır.” açıklamasında bulundu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,029BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,717TakipçiTakip Et
279AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz