İdlib Belirsizliği: Mutabakat Çöktü mü?

Esad rejiminin Suriye’nin İdlib kentine yapacağı askeri operasyonun engellenmesi amacıyla Türkiye’nin çabaları doğrultusunda ortaya çıkan İdlib Mutabakatı, Moskova ve Şam yönetimlerinin gerçekleştirdiği hava ve kara operasyonlarıyla görmezden gelinmiş ve yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Böylesi bir gelişmenin ardından yüzbinlerce insan da yeniden Türkiye sınırına doğru yürümeye başlamıştır.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İdlib’de yaşanan son gelişmeleri ve İdlib Mutabakatı’nın çiğnenmesinin olası sonuçlarını tartışmaya açarak alanında önde gelen uzman ve akademisyenlerin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

İdlib’in çok kritik bir konumda olduğunu belirten Prof. Dr. Sencer İmer, “Bölgede 3 milyondan fazla sivil ve 50 binin üzerinde terörist bulunmaktadır. Ayrıca 10 bin civarında Doğu Türkistanlının varlığından da söz edilmektedir. Burada Türkiye’nin hassasiyeti bölgedeki teröristler tasfiye edilirken sivillerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Çünkü Ankara hem İdlib’deki sivillerin hem de terör örgütü mensuplarının Türkiye’ye göç etmesini engellemek istemektedir.” şeklinde konuştu.

İdlib Mutabakatı kapsamında Türkiye’nin üzerine aldığı sorumluluğu da değerlendiren İmer, “Türkiye ile Rusya arasında 2018 yılının Eylül ayında anlaşmaya varılan İdlib Mutabakatı kapsamında Ankara, bölgede bulunan teröristlerin tasfiye edilmesiyle ilgili olarak üzerine düşen görevi yapacağını belirtmiş fakat İdlib’deki teröristlerin sayıca çok fazla olması, sivillerin tehdit altında bulunması ve diğer aktörlerin bir takım olumsuz tutumları gibi nedenlerden ötürü bunu gerçekleştirememiştir.” dedi.

Bölgede yürütülecek operasyonların hassas bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini vurgulayan İmer, “Türkiye, son yıllarda özellikle de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, terörle mücadele kapsamında ciddi operasyonlar gerçekleştirdi. Bu operasyonlar esnasında teröristler ile sivilleri birbirinden ayırma konusunda önemli bir başarı da gösterdi. İdlib’de yapılması gereken de budur. Ankara’nın hassasiyeti de kendi başarılı deneyimlerinden kaynaklanmaktadır.” açıklamasında bulundu. Buna ek olarak Türkiye’nin tek başına tüm yükü üstlenmesinin mümkün olmayacağını da ifade eden İmer, “Suriye rejimi, topraklarının büyük bir kısmını kurtardı. Sıranın İdlib’e geldiği görülüyor. Lakin Suriye Ordusu’nun sivillerin korunması hususunda hassas davranması gerekiyor. Zira teröristler ile sivilleri ayırmadan yapılacak hamleler, sivilleri göçe zorlayacaktır. Potansiyel göç dalgasının en önemli muhatabı da Türkiye olacaktır.” yorumunu yaptı.

İdlib Krizi’nin aşılabilmesi için Astana Ruhu’na sadık kalınması gerektiğinin altını çizen İmer, “Bahse konu olan bölgenin yavaş yavaş temizlenmesi gerekiyor. Burada hem Türkiye’nin hem de diğer ülkelerin istihbarat örgütlerine önemli görevler düşüyor.” dedi.

Suriye’nin yakın geleceğinde ne gibi gelişmeler yaşanacağının tahmin edilmesinin zor olduğunu da belirten İmer, “Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail, Suriye’deki iç savaşın kendi çıkarlarına uygun bir şekilde sonlanmasını istiyor. Lakin Amerikan politikaları, iç savaşın bitmesini de zorlaştırıyor. Bu nedenle yapılması gereken tek şey, ABD ile İsrail’i köşeye sıkıştırmak olacaktır. İdlib’de yaşanan son gelişmeler ise bunun gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığına işaret etmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Hüseyin MERCAN (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Hüseyin Mercan, “Astana Süreci’yle birlikte Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’deki krize bir çözüm bulmak ve muhaliflere daha korunaklı bir alan oluşturmak için İdlib’in “Gerginliği Azaltma Bölgesi” olarak ilan edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Böylece Suriye’deki muhalefet İdlib’e taşınmış ve Ankara, Moskova ve Tahran’ın garantörlüğünde güvenli bir bölge oluşturulmaya çalışılmıştı.” diyerek İdlib merkezli gelişmelerin geçmişini hatırlattı.

Mercan, uluslararası açıdan Suriye Krizi’nin çözümü konusunda yeterli kararların alınmamasının Şam yönetiminin önünü açtığını belirterek “Geçtiğimiz günlerde Moskova’dan yapılan bir açıklamada, Beşar Esad’ın ülke genelindeki egemenlik hakkını kullanmasının tanındığı ve bu çerçevede İdlib’e gerçekleştirdiği operasyonların haklı bulunduğu belirtilmişti. Bu durum, Esad’ın İdlib’i ele geçirmesinin ve ülke genelinde hâkimiyet kazanmasının Moskova tarafından desteklediğini göstermektedir. Ancak Rusya, Türkiye’yle olan ittifak ilişkisini de göz önünde bulundurmakta ve bundan ötürü destek sürecini ağırdan almaktadır.” yorumunu yaptı.

Yakın gelecekte yaşanması muhtemel gelişmeleri de değerlendiren Mercan, “Muhaliflere yönelik saldırıların başlaması, yeni bir göç dalgasının gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Dahası yeniden sivilleri hedef alan katliamlar da yaşanabilir. Esad, İdlib’i tamamen ele geçirmesi halinde, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarının gerçekleştiği bölgeleri de ele geçirmek isteyecektir. Böylesi bir gelişme ise bölgeyi daha da kaotik bir ortama sürükleyecektir. Tüm bu nedenlerden dolayı Rusya’nın Astana Ruhu çerçevesinde alınan kararlara bağlı kalması gerekmektedir.” açıklamasında bulundu.

Coşkun BAŞBUĞ (Emekli Albay)

İdlib’in Ortadoğu coğrafyasında Gazze’den sonra en tehlikeli bölge haline geldiğini öne süren Emekli Albay Coşkun Başbuğ, “İblid’de nüfusun 3 milyonu aştığı söylenmektedir. Çünkü bu bölge, güvenli bir çatışmasızlık bölgesi olarak tanımlanmıştı. Hem siviller hem de çeşitli örgütlere mensup rejim muhalifleri Türkiye’ye değil de coğrafi açıdan daha yakın olan İdlib’e göç etmişlerdi.” dedi.

İblid’e yapılacak olası askeri operasyonda çok fazla can kaybının yaşanacağını iddia eden Başbuğ, “Türkiye, insan kaybının yaşanmasını istemediği için olayları masa başında ve uzlaşmacı bir tutum çerçevesinde çözmeye çalışmaktadır. Astana Süreci’nin başlangıç noktası da bu uzlaşı arayışlarına dayanmaktadır. Nitekim Astana’da, ‘çatışmasızlık bölgesi’ olarak Lazkiye, Hama, Humus ve Dera gibi bölgelerin bir kısmı ile İdlib’in tamamı belirlenmişti.” cümleleriyle İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olduğuna vurgu yaptı.

İdlib Mutabakatı’nın işleyişine de değinen Başbuğ, “Türkiye ile Rusya arasında 17 Eylül 2018 tarihinde anlaşmaya varılan İdlib Mutabakatı’nın bir maddesi ‘Rejimin İdlib’e yapacağı saldırıları önlemek Rusya’nın görevidir.’ şeklindedir. Gözlem noktalarının varlığı sebebiyle bölgenin iç kuşağında Türkiye; dış kuşağında ise Rusya ve İran görev almıştır. Rusya, kendi üslerini koruma adı altında İdlib’in batı kanadını sahiplenmiştir. Süreç, Türkiye’nin fedakarlıklarıyla bu aşamaya kadar gelmişse de son günlerde Rusya’nın Esad rejimi üzerindeki hâkimiyetini kullanarak Türkiye’nin bölgeden çekilmesini arzulayan bir siyaset yürüttüğü görülmektedir.” açıklamasında bulundu.

Moskova’nın asıl beklentisini, Esad rejimin İdlib’e tamamen hâkim olması şeklinde ifade eden Başbuğ, “Bölgeye Esad rejiminin egemen olması, Rusya’nın mutlak hâkimiyeti anlamına gelmektedir. Öte yandan İran da rejim güçlerini destekleyerek ve rejimle olan işbirliğini kullanarak sahadaki nüfusunu artırmak istemektedir. Çatışmalar, ABD’ye de fayda sağlamaktadır. Çünkü mutabakatın çökmesi, Astana İttifakı’nın çökmesi demektir.  ABD’nin istediği de budur.” yorumunu yaptı.

Yaşanan çatışmaların Türkiye dışındaki tüm aktörlerin çıkarlarına uygun olduğunu söyleyen Başbuğ, “İdlib’de askeri operasyonların ve saldırıların daha da artması durumunda, bölgeden göç edecek insanların yöneleceği ilk yer Türkiye olacaktır. Türkiye, kaotik ortamdan kaçan insanlara elbette kucak açacaktır. Fakat farklı bölgelerde açılacak olan toplama kamplarında, insanların barınma ve güvenlik gibi ihtiyaçlarını karşılamanın mali bir yük oluşturacağı da aşikardır. Tüm bunların yükünü karşılayabilecek ekonomik durumumuzun olup olmadığı ise önümüze çıkan sorunlardan yalnızca bir tanesidir. Türkiye, tarafları ortak noktada buluşturarak sorunu diplomatik yollarla halletme arzusundadır. Coğrafyanın birçok krize gebe olması ise işleri zorlaştırmaktadır.” dedi.

Bülent ERANDAÇ (Gazeteci-Yazar)

Gazeteci-Yazar Bülent Erandaç, İdlib Meselesi’nin gündeme geldiği ilk günlere işaret ederek “Geçmiş dönemlere bakıldığında, Esad güçleri İdlib’e bazı saldırılar gerçekleştirmişti. Şam yönetiminin Moskova’nın da desteğini alarak düzenlediği operasyonlar sonrasında Türkiye, tüm taraflara bölgede birlikte hareket etme çağrısında bulunmuştu.” dedi. İdlib’in ABD ve İsrail’in kuracağı koridorun önemli bir parçası olduğunu belirten Erandaç, bölgede birçok aktörün çıkarlarının bulunduğunu ifade etti.

Erandaç, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin’le yaptığı görüşmelerde, İdlib’deki sorunun barışçıl yollarla çözülmesinin önemi sık sık vurgulanmıştır. Çünkü bu bölgede meydana gelebilecek olaylardan en çok etkilenecek ülke Türkiye’dir. Türkiye’ye doğru yoğun bir göç başlayabilir. Gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde bir süreliğine de olsa bu göç engellenebilmişti. Ancak aradan geçen zamanda Esad rejiminin kontrol altında tuttuğu toprakları genişletmesiyle birlikte, bölgedeki sorunlar yeniden gündeme geldi.” yorumunu yaptı.

Türkiye’nin bölgede güvenli bölge oluşturulması konusundaki kararlılığını da vurgulayan Erandaç, “Esad rejiminin saldırıları neticesinde, bölgeden Türkiye’ye doğru yeni bir göç hareketi başladı. Rusya’nın bu duruma müdahale etmesi gerekiyor. Türkiye barışı sağlamaya çalışırken; Rusya’ya 2018 yılının Eylül ayında üzerinde uzlaşılan İdlib Mutabakatı’nı tekrardan hatırlatmalıdır. Türkiye, Rusya ve İran’ın birlikte hareket ederek yaşananların önüne geçmesi gerekmektedir.” açıklamasında bulundu.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,008BeğenenlerBeğen
227TakipçiTakip Et
2,476TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz