Hamilik İttifakı!

Şimdi bu ittifak türü de nereden çıktı böyle diye sorabilirsiniz. Hemen söyleyeyim; kuzeydeki komşumuzun dışişleri bakanının bizzat kendi ağzından. “Komşu Bakan”, güneyimizdeki varlıklarını ve bu kapsamda geliştirdikleri stratejik ortaklığı “hamilik” üzerine etmiş durumda. Ve hemen şunu da ekleyeyim; bu hami güçler arasında bizim adımız sıralanmıyor.

Damdan düşer gibi giriş yaptığım bu cümlelere açıklık getirmek gerekirse… Kuzeydeki komşumuz Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bir kaç gün önce ajanslara düşen açıklamasında “Batılı ülkelerin Suriye’de terörist gruplara karşı gerçek mücadele etmediğini belirterek; Moskova, Tahran ve Hizbullah terörizmle mücadelede Suriye’nin asıl hamisidirler” ifadesini kullanıyor.

Bakan Lavrov, hamilik bağlamındaki stratejik işbirliğine de: “Suriye ordusunun Rusya hava uzay güçlerinin desteğinde olduğunu,  İran askeri danışmanlarının ve Lübnan Hizbullah hareketi üyelerinin Suriye’nin isteği üzerine Suriye’de terörizmle mücadelede Şam yönetimine yardım ettiğini” söyleyerek açıklık getirmeye çalışıyor.

Lavrov’a göre Türkiye bu durumda “istenmeyen ülke” durumunda. Ve kendileri de “istenmeyen ülke” ile işbirliği (bu durumda “Komşu Bakan”a Moskova-Astana süreçlerinde inşa edilen üçlü garantörlük mekanizmasını hatırlatmak gerekiyor) içerisine girmiş, sıcak denizlere kapıdan giremeyince bacadan giren bir devlet konumunda…

“Komşu Bakan” Ne Yapmaya Çalışıyor?

“Komşu Bakan” Lavrov,  bu ifadeleriyle de yetinmeyip; içlerinde Türkiye’nin de yer aldığı ülkeleri “terörle mücadele ediyormuş” gibi gösteriyor. Bu kapsamda, ABD liderliğindeki Batılı bazı ülkeler koalisyonu ile Türk ordusunun Suriye’deki varlığını; “eğer bu ülkelerin güçleri el-Nusra ve IŞİD teröristlerine karşı odaklansaydı, olumlu sonuç alınır ve bu sonuç çok önceden elde edilirdi” şeklinde özetliyor.

Başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin bölgede Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında olduğunu artık sağır sultan bile biliyor.

Ve Türkiye’nin 27 Haziran’da Rusya ile yeniden başlattığı “stratejik işbirliği” sürecinin temelinde de, her iki devlet açısından kaçınılmaz hale gelen ABD/Batı/BOP ve bunların bölgede yürüttüğü “vekaleten savaş”ın uzantıları olan terör örgütleri ve ABD’nin yanlış tercihi (Washington’un; Türkiye’nin ya biz ya da terör örgütü PYD dediğinde yaptığı tercihi kastediyorum) olduğunu da yine başta Bakan’ın kendisi olmak üzere ilgili tüm taraflar biliyor.

Dolayısıyla Türkiye açısından BOP ve bölgede “BOP Kürdistanı” kırmızı çizgi ve Lavrov bu ifadeleriyle daha önce mutabık kalınan bir hususta yan çizen bir ülkenin sözcüsü gibi davranıyor. Zira Lavrov bu ifadeleriyle Türkiye’nin PYD/YPG/SDG/PKK hassasiyetini ve bu kapsamda yürüttüğü sınır ötesi operasyonları adeta tasvip etmediğini ortaya koyuyor. Bu ifadeler, Rusya’nın Moskova Zirvesi’nden Astana’ya uzanan süreçte bölgedeki terör örgütleriyle kendi evinde yaptığı görüşmeleri “daha anlamlı” bir hale getiriyor.

Türk-Rus İlişkilerinde “27 Haziran Ruhu” Rafa mı?

Her ne kadar Bakan Lavrov, “Suriye’nin durumunun çok çeşitli faktörlerden etkilediğini belirterek; ateşkesin güçlendirilmesinin en önemli konu olduğunu ve bunun da Astana’da yapılacak Suriye görüşmelerinde ele alınacağını bildirerek, müzakerelerde Suriye’de terörist olarak tanınmak istenmeyen ölçülerin belirleneceğinin” altını çizmek suretiyle daha her şey bitmedi, Astana halen önemli bir çıkış kapısı dese de; diğer taraftan yukarıda altı çizilen ifadeleriyle tekrar en başa dönüşün mesajını da vermekten geri kalmıyor.

27 Haziran’ın temelini teşkil eden ve Suriye-Irak merkezli olarak Türk-Rus işbirliğindeki hassasiyetleri belirleyen kırmızı çizgileri rafa kaldırma eğilimi gösteren bu vb. çıkışlar, eylemler elbette bir süredir Ankara’nın yakın takibinde. Açıkçası, son yaşananlardan çok da memnun değil.

Lavrov’un Suriye’deki barış-istikrarın geleceği noktasında hami bir güç olarak Türkiye’nin ismini zikretmemesi, ikili ilişkilerde derin güven krizinin devam ettiğini ve Rusya’nın Ortadoğu planlamasında Türkiye’ye yer vermediğinin somut bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Aynı zamanda, Erdoğan-Putin görüşmesinin gündemi hakkında da önemli bir fikir veriyor. Bu bağlamda Lavrov’un açıklamalarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir seri yurt dışı gezisinde Rusya ve ABD ziyaretleri öncesi yapılmış olması da önemli. Rusya, Türkiye’nin dengeye dayalı-çok boyutlu dış politikasından duyduğu rahatsızlığı ortaya koymak suretiyle, adeta “tercihini yap” diyor ve “Hami İttifak”a işaret ediyor.

Rusya Hesabını İyi Yapmalı…

Burada sözü uzatmadan doğrudan doğruya Rus muhataplarımıza şu soruyu yöneltmek istiyorum: Türkiye’nin olmadığı bir “Hamilik İttifakı” ne tür sonuçlara yol açar? Bunun üzerinde hiç düşünüldü mü?

Ben bu anlamdaki beyin fırtınasına katkı bağlamında hemen bir kaç madde sıralayayım, belki sürece katkısı olur:

1) Türkiye, içinde yer almadığı bu ittifakı hiç de kendi lehine/menfaatlerine yönelik olarak değerlendirmeyecektir. Bilakis bir tehdit olarak görme olasılığı fazlasıyla yüksektir.

2) Bu ittifak anlayışı-oluşumu, Türkiye’yi farklı hami anlayışlara ve ittifaklara itebilir. (Unutmayalım; Türkiye, zaten böyle bir tehdit algısı sonucunda Rusya ve yakın çevresi ile yeni bir başlangıca yönelmişti.)

3) Bu da bölgede şu ana kadar “Türkiye-Rusya-İran Üçlüsü” arasında kör-topal oluşturulmaya çalışılan bir çuval incirin berbat edilmesi ile eşdeğer olacaktır.

4) Böylesi bir durumda coğrafya kaybeder, emperyalizm kazanır.

5) Türkiye’nin zarar gördüğü bir durumda, Brzezinski’nin “Avrasya Balkanları”nın yolu açılır, ABD “gecikmiş ödülünü” alır.

Sanırım fazlasıyla durum anlaşıldı, özellikle de son madde ile…

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,716TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz