Hamas’ın Değişiklikleri ve İran Temelinde Olası Etkileri

Filistinli siyasal İslam örgütü Hamas, mevcudiyetini ve izleyeceği politikaları etkileyecek adımlar atmıştır. Hamas’ın, özellikle İsrail’e yani barış sürecine yönelik tutum değişikliğine gitmesi olarak değerlendirilebilecek gelişmeler yaşanmıştır. Böyle bir sürecin Filistin siyasetini, Filistin-İsrail sorununu, bölgesel ve uluslararası politikayı etkileme potansiyeli bulunmaktadır. İran’ın söz konusu gelişmelere cevabı, Hamas ile ilişkisinin gündem maddeleri arasında yer alması olmuştur.

Hamas’ın Yeni Tüzüğü

Hamas’ın o günkü lideri Halid Meşal tarafından yeni tüzük/yeni siyasi belge Doha’da dünya kamuoyu ile paylaşılmıştır. Arapça ve İngilizce olarak hazırlanan metinde Filistin sorunu, kendi çizgileri, Filistin ve İsrail’e dair belli başlı noktalar bulunmaktadır. Meşal, “Genel Prensipler ve Siyaset Belgesi” adlı belgeyi yeni bir siyasi doküman olarak değerlendirmiştir. Bu yüzden bu yeni tüzük Hamas’ı ya da “yeni Hamas”ı temsil etmektedir.

Meşal, 1967 sınırları uyarınca bir Filistin devleti kurulmasının Hamas tarafından kabul edildiğini açıklamıştır. Öte yandan İsrail’in tanınması ve iki devletli çözümün kabul edilmesi yönünde açıklamada bulunmamıştır. Ayrıca Hamas, tüm Filistin’in kurtarılması olan ilk hedefini korumaktadır; fakat İsrail’in yok edilmesi hedefini bırakmıştır.

Bu yeni belgeye göre Hamas, Filistin sorununu özü itibariyle dini olarak değerlendirmemektedir. Yine Yahudilerle mücadele edilmektedir; fakat bu durum dinden değil Siyonizmin Filistin’i işgal etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sebepten ötürü direnişte/mücadelede bulunulmaktadır.

Belge, Hamas’ı “Filistinli İslami kurtuluş ve direniş hareketi” olarak tanımlamaktadır. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Filistin halkı için ulusal bir çerçeve olarak ifade edilmiştir. Buna ilaveten Hamas’ın Müslüman Kardeşler (MK) ile herhangi bir bağlantısının olmadığı açıklanmıştır. Arap devletlerinin iç işlerine karışmak gibi bir amacın olmadığı da kaydedilmiştir.

Yeni Lider Haniye

Hamas’taki liderlik değişiminin tüzük ile beraber ele alınması daha kapsamlı bir yorum yapılmasına olanak sağlamaktadır. Liderlik koltuğu, Şura Konseyi’nde yapılan seçim sonucunda Meşal’den İsmail Haniye’ye geçmiştir. Bu değişikliğin en ön önemli kısmı liderliğin artık Filistin içerisinde, yani Gazze’de olmasıdır. Haniye, Gazze’de yaşamaktadır; oysa Meşal hep Filistin topraklarının dışında yaşamıştır.

Yeni liderin pragmatik olduğuna dair yorumlar sürece ilişkin değerlendirilmelerde kullanılabilir. Tüzük kapsamında -doğrudan veya dolaylı olarak- Haniye’nin önünde çeşitli hedefler bulunmaktadır. Başlıca amaçlar; Gazze’deki ablukanın kaldırılması, Hamas’ın terör örgütü listesinden çıkarılması ve dolayısıyla El-Fetih ile uzlaşmanın sağlanması olarak sıralanabilir.

Yeni Tüzük ve Zamanlaması Nasıl Yorumlanabilir?

İki sene önce hazırlanmasına başlanan belge, Mayıs 2017 tarihinde dünya kamuoyu ile paylaşılmıştır. “MK’nin bir dalı” ve siyasal İslamcı olan Hamas, retoriğinde ve siyasetinde esnek ve pragmatik bir yaklaşıma sahip olagelmiştir. Hamas hudna başlığı altında İsrail ile geçici, uzun döneme dair barış ya da ateşkes yapabileceğini açıkça ifade etmiştir; bununla ilgili bazı örneklere de rastlanmaktadır. Böylelikle iki devletli çözümün veya İsrail ile barış yapılmasının dolaylı kabulü, örgütün geçmiş politikalarıyla uygun olarak değerlendirilebilir. Zaman ve içerisinde bulunduğu yerel, bölgesel ve uluslararası koşullar, Hamas’ın ilk önce bu belgeyi hazırlamasında ve sonrasında ilan etmesinde etkili olmuştur.

2017 metninde ayetlere yer verilmemesi ve MK ile bağların kopması, yeni tüzüğün 1988 tarihli ilk tüzükle kıyaslandığında siyasi olduğu şeklinde yorumlanmasına sebep olmaktadır. Ayrıca yeni tüzük, Filistin’i İslami vakıf olarak değerlendirmemektedir. Zaten Meşal, belgenin siyasi olduğunu kamuoyuna duyurmuştur. Bu tutum, İsrail’in Hamas’ı din odaklı bir örgüt olduğu ve bu yüzden barışa yanaşmadığı iddialarına cevap niteliği taşımaktadır. Keza bölgede ve uluslararası alanda siyasal İslam örgütlerinin eleştirilmesi ve kimi zaman terörist yapılanmalarla ilişkilendirilmesi de siyasi yönün vurgulanmasına neden olmuştur. Bunun yanında El-Fetih ile olası uzlaşma, FKÖ’nün bünyesine dahil olma isteğinin bir gereği olarak da değerlendirilebilir.

Filistin içerisinde ise en başta da FKÖ’ye yönelik bir adım olarak yorumlanabilir. Kurucu tüzüğü, Hamas’ı MK’nin bir parçası olarak tanımaktadır. Yeni tüzükte ise ilgili maddeler çıkarılmış ve Hamas’ın ulusal bir örgüt olduğu vurgulanmıştır. El-Fetih ve Mahmud Abbas, Gazze’ye birtakım yaptırımlar uygulamaktadır. Örneğin, eski El-Fetih üyelerinin maaşları ödenmemektedir. El-Fetih ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, tüzüğü ve Haniye’nin liderliğini olumlu karşılamıştır; özellikle uzlaşmanın sağlanması için fırsat olarak değerlendirdikleri ifade edilmektedir. Diğer yandan İslami Cihat metnin kabul edilemez olduğunu kaydederken; Lübnan Hizbullah’ı ise Hamas’ın iki devletli çözüme yaklaşmasını kabul etmemekte, taviz veren, Filistin’i ikiye bölen bir hareketi destekleyemeyeceğini vurgulamaktadır.

Yukarıdaki gelişmeler aynı zamanda, Hamas’ın FKÖ’nün seneler önce izlediği süreçte doğru yol aldığı tezini kuvvetlendirmektedir. Hamas-FKÖ arasında yıllardır devam eden ulusal uzlaşma görüşmelerinde ele alınan konuların tüzükte yer aldığına dikkat çekilmektedir. 1967 sınırlarının Filistin devleti için tanınması örnek olarak verilebilir. FKÖ, çeşitli aşamalardan sonra iki devletli çözümü benimsemiştir; önceden tüm Filistin’de demokratik ve laik bir devlet kurulması hedefine sahip olduğu unutulmamalıdır. Sonrasında ise şiddeti reddetmiş ve İsrail’i tanımaya karar vermiştir. Diğer bir ifadeyle silahlı mücadelenin terk edilmesi, iki devletli çözümün benimsenmesi ve İsrail’in tanınması FKÖ’nün süreci değiştiren adımları olmuştur. Ayrıca FKÖ; tek bir devletin desteğini alarak, sorunu salt dini çatışmaya indirgeyerek çözüme ulaşılamayacağını anlamıştır. Hamas’a gelince, örgütün yukarıda adı geçen adımları atmasının sembolik mi olduğu, retorikle mi sınırlı kalacağı yakından takip edilecektir. Bugün Hamas ne İsrail’i tanımış ne de şiddeti reddetmiştir; iki devletli çözümü, yani 1967 sınırlarını kabul ettiğini ima etmiştir.

Bu durum, İsrail ile ilişkileri açısından nasıl yorumlanabilir, sorusu sorulduğunda ise; ilk başta Hamas’ın İsrail’i kabul etmeyerek fakat yanyana iki devletli çözümü destekleyerek, İsrail ile uzun dönemde beraber var olmayı amaçladığını söylemek mümkündür. İleride takınacağı tutum ise Tel Aviv ile barış yapmayı ve sorunun çözümünü isteyip istemediğini gösterecektir.

Diğer yandan Hamas, sorunun dini niteliği olmadığını ifade etse de Yahudilere vurgu yapmaktadır. İsrail’i tanımamaktadır. Bu bağlamda Tel Aviv’in barış için öne sürdüğü ana ilkeler kabul edilmemiştir. İsrail’in tanınması, devletin Yahudi niteliğinin tanınması anlamına gelebilir. Zaten belge İsrail yönetimince kınanmış ve kabul edilmemiş; “göz boyama” olarak nitelendirilmiştir.

Bu durumun İran’a olan etkisi de bir başka dikkat çekici konuyu teşkil etmektedir. İran, Filistin mücadelesini destekleyen bir ülke olagelmiştir. Dönem dönem FKÖ, İslami Cihat ve Hamas gibi farklı örgütlere destek sağlamıştır. Fakat ilişkilerini en fazla ilerlettiği grubun Hamas olduğu; siyasi, askeri ve mali yönden yardımda bulunduğu söylenebilir. Buradaki en önemli faktör, Hamas ile Tahran’ın İsrail-Filistin sorununun niteliğine ve çözümüne ilişkin benzer yaklaşımlara sahip olmasıdır. İsrail’in varlığının reddedilmesi, İsrail’in yıkılması ve bu doğrultuda silahlı mücadelenin sürdürülmesi gibi hususlar iki ülke için de ortaktır. Hamas’ın Gazze’nin kontrolünü almasından sonra ve özellikle abluka döneminde İran, örgütün en büyük destekçisi olmuş; Arap ülkelerinin verdiği desteğin sorgulanmasına sebebiyet vermiştir.  Hamas’ın Suriye sorununda Esad’ı desteklemesiyle ilişkilere mesafe konulmuş; İran, İslami Cihat’ı desteklemeye başlamıştır. 2013 yılında Hasan Ruhani’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi gibi gelişmeler, Hamas’ı destek açığında nispeten rahatlatmıştır. Bu hususta özellikle Mursi’nin devrilmesinden sonra başlıca desteğin Tahran’dan geldiği ifade edilebilir.

Bu çerçevede tüzüğe ilişkin değişikliklere ve Haniye’nin göreve gelmesine Tahran’ın cevabı ne olmuştur, bundan sonra ikili ilişkilerde neler beklenebilir, sorusuna yanıt verilirken; ilk başta Hamas’ın sadece İran’ın desteğiyle sorunlarını aşamayacağını anladığını kamuoyuna ve özellikle bölge ülkelerine gösterdiği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca Tahran’ın desteğinin Filistin halkının sorunlarını çözmediği de söylenebilmektedir.

Tahran’ın bu belgeye karşı çıktığı ifade edilmektedir. En basit gerekçe ise, Filistin’de devlet kurulması hedefinde Tahran’ın ısrar etmesidir.  İran-Hamas arasında son dönemde başlayan diyalog sürecinde örgüt, yukarıda bahsedilen adımları atmıştır. Böylelikle “yeni süreç” İran’ın mesafe koymasına neden olabilecek; yeni belgeye karşı çıkan İslami Cihat’a yönelebilecek veya mevcut desteğini arttırabilecektir. Zaten Hamas içerisindeki kimi isimler de bahse konu dokümana İran ile ilişkileri gerebileceği endişesiyle karşı çıkmıştır. Karşı görüşleri savunan kesimler de mevcuttur. Örneğin MOSSAD’ın eski Başkanı Efraim Halevy, İran İslam Cumhuriyeti’nin örgüt üzerindeki etkisinden endişe edilmemesi gerektiğini çünkü Hamas’ın İran ile ilişkilerini kestiğini kaydetmektedir.

Yahya Senvar’ın Gazze’deki liderliğin başına geçmesi ise; silahlı kanat İzzeddin el Kassam Tugayları’nın Hamas üzerindeki etkisini arttıracağı ve Hamas’ı İran ile yakınlaştırabileceği yorumlarını gündeme getirmiştir. Birbirinden farklı değerlendirmelerin yapılması, yeni belgenin ve liderlik değişiminin beraberinde Hamas’ın dış ilişkilerinde ve kendi bünyesinde görüş ayrılığını getirdiğini göstermektedir. Yine de süreç ve bünyesinde cereyan eden gelişmeler, genel bir değerlendirme yapma imkânı sağlamaktadır. Filistinli ve siyasal İslamcı bir ulusal kurtuluş örgütü olduğunun altı çizildikten sonra Hamas’ın İran ile olan ilişkilerini koparmayacağı fakat belirli bir seviyede tutabileceği düşünülmektedir. MK ile bağlantısı olmadığını açıklaması da bölgesel ve uluslararası kesime bir göndermedir. Bu bağlamda izolasyonu kırmak isteyen Hamas’ın İran ile ilişkilerin, göz önünde yaşayarak ya da geliştirerek riske girmeyeceği ifade edilebilir. Refah sınır kapısının açılması gibi unsurlar, ağırlığın Kahire’ye verebileceğini düşündürtmektedir. Bu da, doğrudan Tahran ile olan ilişkilere daha fazla mesafe konması anlamına gelmektedir. Zaten geçmişteki tablo “stratejik ortaklık”tan ziyade yakın ama aynı zamanda mesafeli bir ilişkinin mevcudiyetini göstermektedir. Örneğin, örgütün eski ve sürgündeki lideri Meşal, İran’a yerleşmemiştir. Tahran’ın eskisi kadar olmasa da Hamas’a olan desteğini sürdüreceği düşünülebilir; fakat desteğin bir kısmı İslami Cihat’a kayabilecektir. Bazı kaynaklarda ise İran ile yakınlaşmayı Haniye’nin tekrardan gündeme alabileceği öne sürülmektedir.

Haniye’ye ilişkin Tahran tarafından yapılan açıklamalar örnek olarak kullanılabilir. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Haniye’yi yeni görevinden dolayı kutlarken, İran’ın Filistin halkına desteklediğini hatırlatmıştır. İsrail’in ve müttefiklerinin İslam coğrafyasının birliğini, Filistin müdahalesini hedef alan politika girişimlerini Haniye’nin başarısız kılacağını öne sürmüştür.

İran’ın yanısıra bölge ülkelerinden gelen tepkileri değerlendirmek de yararlı olacaktır. Arap ülkeleri, Hamas ve Filistin Otoritesi arasındaki uyuşmazlığa son verilmesi yönündeki çağrılarını giderek arttırmaktadır. Örnek olarak; Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Fas ve Katar verilebilir. Zaten Meşal de belgeyi açıklarken Türkiye ve Katar gibi “ittifak yapılan ülkeler” ile uyum içerisinde olduğunu söylemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da yeni siyasi belgeyi El-Fetih ve Hamas arasındaki uzlaşma ve Filistin mücadelesi için önemli bir adım olarak nitelendirmiş; tek çözümün Doğu Kudüs’ün başkent olduğu 1967 sınırlarına dayanan bir Filistin devletinin kurulması olduğunu vurgulamıştır.

Aynı zamanda uluslararası düzeydeki gelişmeler dikkate alınarak değerlendirmeler yapılabilir. Hamas gelişmelerinin; İsrail Başbakanı Netanyahu, Ürdün Kralı Abdullah, Mısır lider Sisi ve Filistin Otoritesi lideri Abbas’ın ABD Başkanı Trump ile görüşmeleri ve Trump’ın bölgeye yapacağı ziyaret ile aynı döneme denk gelmesi dikkat çekicidir. Hamas’ta yeni tüzüğün kamuoyu ile paylaşılması ve Haniye’nin liderlik koltuğuna oturması hem barış sürecini hem de Ortadoğu politikalarını etkileyebilir.

Sonuç

Siyasal İslamcı Filistinli örgüt; son hareketleriyle Filistin-İsrail sorununun “zorunlu” parametlerine Abbas, Sisi, Kral Abdullah ve Suudi Kralı gibi uyduğunu, uyabildiğini, uyabileceğini göstermektedir. Hamas zımnen iki devletli çözümü yani İsrail’i tanıyabileceğini ve ulusal, bölgesel ve uluslararası izolasyonuna son vermek istediğini göstermiştir. Hamas, FKÖ’nün barış süreci spektrumuna yaklaşarak sadece müzakere masasına oturmayı değil; Filistin siyasetine de dahil olmayı istemektedir. Dış dünyaya çağrıda bulunarak Filistin siyasetinden, bölgesel politikalardan ve uluslararası ortamdan daha fazla izole edilmesini engelleyecek fırsatlar bulmayı hedeflemektedir. Yukarıda bahsedilen yeni adımlar sayesinde Mısır ile ilişkileri “yeniden başlatmayı” istemektedir. Mısır sınırındaki “blokajı” kaldırmaya ve hafifletmeye çalışmaktadır. Buna ilaveten Hamas’ın duruşu Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın terör listesinde olması ile de ilişkilendirilebilir. Müzakereler siyasetinde içte ve dışta etkin olabilmek için ismini bu listeden çıkarması gerekmektedir.

Türkiye ve Katar gibi bölge ülkelerinin Hamas’a yönelik çağrılarının örgüt tarafından dinlendiği ve önerilerin fiiliyata dökülebildiği anlaşılmaktadır. Fakat Tahran’ın Filistin üzerindeki etkisinin ve bölge politikalarında etkili olmasının önüne geçilmesi amaçlanıyorsa, bu aktif tutumlarını sürdürmeleri gerekmektedir. Örgütün “açtığı bu kapı” ile Hamas ve El-Fetih arasındaki anlaşmazlığın giderilmesi, ulusal birlik hükümetinin kurulması, İsrail ile Filistin arasında görüşmelerin başlaması sıradaki gündem maddeleri olarak verilebilir. Fakat Hamas’ın önceden beri sahip olduğu tartışmalı ve belirsiz dilin bugün de kullanıldığı unutulmamalıdır. Hamas’ın yapısına uygun olan adımlar, “bekle-gör” politikası olarak da değerlendirilebilir. Örgütün bazı isimlerinin tüzüğe karşı çıkması, temkinli yaklaşması; İslami Cihad’ın metni kabul etmemesi Filistin’de yine siyasi ayrımın gündeme gelebileceğini düşündürtmektedir. Bu ayrımın Tahran ile ilişkilere de yansıması ihtimaller dahilindedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Ceren GÜRSELER
Dr. Ceren GÜRSELER
2003 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden onur decesiyle mezun oldu. Yüksek lisans derecesini 2006 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "The Islamic Rhetoric of the Palestine Liberation Organization (Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İslami Söylemi)" başlıklı teziyle aldı. Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Afrika Örf ve Adet Hukukunda Self-Determinasyon Hakkı" başlıklı teziyle 2015 yılında tamamladı. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Devletler Hukuku Anabilim Dalı'nda yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Afrika ve Arap Ülkeleri Araştırmacısı, Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde Dış İlişkiler Uzmanı, Çankaya Belediyesi'nde Dış İlişkiler Uzmanı olarak çalışmıştır. Afrika ülkeleri siyaseti, Afrika siyaseti, Filistin sorunu, self-determinasyon, siyasal İslam, uluslararası hukuk, terörizm ve Afrikalı-Amerikan çalışmaları başlıca araştırma ve çalışma alanları arasındadır.

BİZİ TAKİP EDİN

3,026BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,719TakipçiTakip Et
278AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz