Avrupa Birliği’nin (AB) yasama organı Avrupa Parlamentosu’nun (AP) üyelerini belirlemek üzere 23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde düzenlenen seçimler sona erdi. Sandıktan çıkan sonuçlara göre AP’de merkez sağ ve merkez sol büyük bir darbe alıp Parlamento’da koltuk kaybederken; aşırı sağ ve popülist partilerin yükselişe geçip koltuk sayılarını artırdığı görüldü.
Bu gelişmeler ışığında Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), AP seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.
Prof. Dr. Mustafa Nail ALKAN (ANKASAM AB Danışmanı)
Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, AP seçimlerinde üç kazananın ve bir kaybedenin olduğunu belirterek, “Her ülkede olmasa dahi aşırı sağın kazandığı görülmektedir. Örneğin, İtalya ve Fransa’da birinci parti; Almanya’da dördüncü parti olarak çıkmıştır. Diğer bir kazanan ise Yeşiller olmuştur. Söz konusu grup Batı Avrupa ülkelerinde oy çoğunluğunu elde etmiştir. Son kazanan ise Macron’un önderliğindeki Liberaller olmuştur. Aşırı sağın seçimlerden önce Parlamento’da ikinci parti olması beklenirken bunun tam olarak gerçekleşmediği; aşırı sağın kazandığı, fakat beklenen gücü elde edemediği bilinmektedir.” yorumunda bulundu.
AP seçimlerine katılım oranının son yılların zirvesine çıktığını ifade eden Alkan, “Katılım oranı %50’nin üzerine çıkmış olması, Avrupalıların, Avrupa değerlerine ve fikrine sahip çıkmaya başladıklarını göstermektedir. Bir yandan popülizmle mücadele, diğer yandan Brexit süreci Avrupa’yı çok yormuştur. İngiltere’nin AB’den ayrılma isteğinden sonra İtalya ve Yunanistan da benzer söylemlerde bulunmuşlar; fakat AB’den ayrılmanın sanıldığı kadar basit bir şey olmadığını ve ülkeyi kaotik bir ortama sürüklediğini görmüşlerdir. İngiltere’nin durumu, diğer ülkeleri rahatsız etmiş ve bunun sonucunda AB’ye sahip çıkmaya başlamışlardır.” dedi.
İklim değişikliği konusunun da AP seçimlerinin gündeminde olduğunu belirten Alkan, “15-16 yaşındaki bir kızın uzun süre boyunca iklim değişikliği konusunda ısrar etmesi, Yeşiller olarak adlandırılan grubun oy kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Fransa ve Almanya gibi ülkeler kendi iç politikalarını tartışırken; bazı ülkeler ve partiler AB’yi gündemlerine almıştır. Avrupalı vatandaşlar, iç siyasetten kopmak isteyip Avrupa’nın geleceğini tartışmak istemektedirler. Seçimlerde özellikle genç insanların oy kullanıp Yeşiller’e oy verdikleri bilinmektedir. Tüm bunlara rağmen Parlamento’da çok büyük şeylerin değiştiği söylenemez. Halen Avrupa karşıtlarının değil; Avrupa taraftarlarının Parlamento’da ön planda oldukları görülmektedir.” sözlerini sarf etti.
Sonuçların resmi olarak açıklanmaması sebebiyle kaç Türk asıllı adayın Parlamento’da yer alacağının da merak konusu olduğunu söyleyen Alkan, “Kıbrıs adına bir vatandaş aday olarak seçilmiş durumda. Resmî sonuçların ardından sadece Kıbrıs’tan değil; Belçika, Hollanda, Almanya ve İskandinav ülkelerinden birçok Türk asıllı aday çıkacaktır. Türkiye-AB ilişkileri açısından Türk asıllı vatandaşların Parlamento’da yer alması olumlu bir durumdur. Fakat AB karşıtı vekillerin Parlamento’da sayılarının artması Türkiye’nin işini zorlaştıracak bir olay olmuştur.” şeklinde değerlendirdi.
Prof. Dr. Hasan Selçuk KÖNİ (İstanbul Kültür Üniversitesi-Hukuk)
Prof. Dr. Hasan Köni, AP’de aşırı sağın ve popülist partilerin yükselişinin seçimler gerçekleşmeden önce beklendiğini söyleyerek, “Aşırı sağın ve popülist partilerin yükselişe geçmesinin temel sebebi, göçtür. Afrika’dan ve Ortadoğu’dan gelen göçler, aşırı uçların güçlenmesine sebep oldu. Bu ise Parlamento’ya koltuk sayılarının artması şeklinde yansıdı.” yorumunu yaptı.
Gelecek dönemde söz konusu kesimin daha da güçleneceğini belirten Köni, “Bunun sebebi Avrupa ekonomisinin, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) baskıları nedeniyle kötü olmasıdır. Afrika ve Ortadoğu’da dolaylı yoldan karşılaştıkları ambargolara ek olarak ABD tarafından doğrudan olarak kendi bölgelerinde uygulanan ambargolara maruz kalmaktadırlar. İngiltere, sistemin liberal kalmasında etkili olan ülke konumunda olmasına rağmen, Brexit süreciyle birlikte söz konusu liberallik de yok olmaktadır. Ekonominin kötü gidişatını durduramadıklarından dolayı söz konusu aşırı taraf giderek güçlenecektir.” şeklinde ifade etti.
Seçimlerden sonra Avrupa ülkelerinin durumuna ilişkin olarak Köni, “Seçim sonrasında Yunanistan’da erken seçim kararı alındı. Yunanistan’ın başına hangi lider gelirse gelsin, ekonomiyi düzeltemeyecektir. Fransa’da Le Pen’in partisinin Macron’un partisinin önüne geçtiği bilinmektedir. Ülkede vergileri kaldırma çalışmalarına zengin kesimin tepkisi olacaktır. Bu ise sağın yükselişi anlamına gelmektedir. Avrupa’nın son güçlü kalesi olan Almanya’nın Hıristiyan Demokrat Birliği’nde (CDU) değişim olması halinde Avrupa; Afrika ve Ortadoğu’ya karşı sert tavır ortaya koyabilen ve Rusya’ya yaklaşan bir tutum izleyecektir.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Emel Gülden OKTAY (Hacettepe Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)
Prof. Dr. Emel Gülden Oktay, AP seçimlerini Macaristan bağlamında değerlendirerek, “Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip olan Macaristan’ın 751 sandalyeli AP’deki sandalye sayısı 21’dir. Macaristan’da AP seçim sonuçlarına, beklendiği gibi Başbakan Orban’ın liderliğinde muhafazakâr Hıristiyan ideolojide bir parti olan iktidardaki Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) damgasını vurmuştur. Beş sene önceki seçimlerde %51,5 olan oy oranını çok az miktarda arttırarak %52,1 oranında oy almıştır.” yorumunu yaptı.
Oktay, “Bu seçimlerde yeni bir parti olan ve daha çok genç siyasetçilerin yer aldığı Momentum oyların %10’unu alarak sürpriz bir çıkış yapmıştır. Solun önemli liderlerinden, eski Başbakan Ferenc Gyurcsany’nin Sosyalist Parti’den ayrılarak kurmuş olduğu Demokratik Koalisyon Partisi %16 oy almıştır. Diğer bir sağ parti olan Jobbik ise 5 yıl önce almış olduğu oyların ancak yarısını alabilmiştir. Macar Sosyalist Diyalog (MSP) İttifakı ise oyların sadece %7’sini alabilmiştir.” diye konuştu.
Başbakan Orban’ın AP içerisindeki Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) sandalye sayısını ve gücünü arttırmaya çalıştığını ifade eden Oktay, “Fidesz toplam 1,8 milyon oy alarak sandalye sayısını bir önceki döneme göre 12’den 13’e çıkarabilmiştir. Orban yaptığı açıklamada partisinin zafer kazandığını ve Macar halkının Hıristiyanlığı ve ulusal çıkarları koruma görevini kendisine verdiğini söylemiştir. Bu görevin en önemli yanı ise AB’ye göçü önlemektir. Partisine verilen yüksek oy oranıyla Macaristan’ın bir Avrupa ulusu olduğunu, yerinin Avrupa olduğunu, Avrupa’nın Macarların da evi olduğunu ve dolayısıyla Avrupa’yı değiştirmek istediklerini gösterdiklerini” söylemiştir.
Alev KILIÇ (Emekli Büyükelçi)
Emekli Büyükelçi Alev Kılıç, AP seçimlerinde oy kullanan seçmenlerin dünyada oy kullanan ikinci büyük seçmen kitlesi olduğunu belirterek, “Resmi olmayan sonuçlara göre aşırı sağ ve popülist partilerin oylarının artması, Parlamento’nun kendi içerisinde öngörülen ve beklenen bir durumdu. Şu an için bu durumun yaratmış olduğu sansasyonel bir etki görünmemektedir.” şeklinde konuştu.
Parlamento seçimlerinin Türkiye’ye etkilerine ilişkin olarak Kılıç, “AP, önemli bir organdır. Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde karar verici organ olmasa bile etkisi çok büyüktür. Dolayısıyla AP, Türkiye’nin AB’ye üyeliği yolunda önemli kurumlardan bir tanesidir. Parlamento’da aşırı sağın ve popülistlerin güç kazanması, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde bir engel olacaktır. Bu durumun daha sağlıklı bir analizi için AP seçimlerinin kesin sonuçlarının ve hatta Parlamento Başkanı seçiminin beklenmesi gerekmektedir.” değerlendirmelerini yaptı.
AP seçimlerinin Avrupa’ya etkisiyle alakalı olarak Kılıç, “Söz konusu seçimlerin genel olarak Avrupa’ya ve AB’ye etkisi çok fazla olmayacaktır. Ülkeler kapsamında bakıldığında AP seçimlerinden çıkan sonuçlar, ülkelerin kendi içerisindeki eğilimlerin bir sonucudur. Fakat Parlamento’daki durumun ülkelere çok büyük bir yansıması söz konusu değildir.” yorumunu yaptı.
Kılıç, Kıbrıs’ın komünist partisi olan Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL) tarafından AP seçimlerinde aday gösterilen ve bir Kıbrıs Türkü olan Prof. Niyazi Kızılyürek’in Parlamento’ya seçilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti. Ancak AKEL Genel Sekreteri’nin ‘Niyazi Kızılyürek’in seçilmesi, Kıbrıs Sorunu’nun kaderini değiştirebilir’ şeklindeki açıklamasının gerçeklik payı taşımadığını belirten Emekli Büyükelçi, “Kıbrıs’ta iki dil konuşulduğundan dolayı, AP’deki diller arasına Türkçe’nin eklenmesi bir süre önce gündemdeydi. Niyazi Kızılyürek’in seçilmesi de bu olayla benzerlik göstermektedir. Fakat Parti’nin Genel Sekreteri tarafından yapılan bu açıklamanın gerçeklikle ilgisi bulunmamaktadır. Niyazi Kızılyürek’in Parlamento’ya seçilmesiyle Kıbrıs, bir şekilde Türk varlığını tescil ettirmiş oldu. Söz konusu temsil, tamamen olumsuz bir olay değildir.” şeklinde yorumladı.
Metin Güneş (Gazeteci-CNN Türk Londra Temsilcisi)
Gazeteci Metin Güneş, Avrupalı seçmenlerin Yeşilleri ve aşırı sağı ödüllendirdiğini ve geleneksel merkeziyetçi partilerin önemli ölçüde güç kaybına uğradığını söyleyerek, “Bu seçimler, Avrupa’nın dört bir yanındaki ortanın solu için de kötü sonuçlar getirdi. Sonuçların resmiyet kazanmamasından dolayı Sosyal Demokratların (S&D) 751 sandalyeli AP’de 41 sandalye kaybedecekleri tahmin ediliyor. Sosyal Demokratlar, 2014 yılında yapılan seçimlerde 191 sandalye elde etmişlerdi; şimdi bu sayının 150’ye düşmesi bekleniyor. Diğer yandan ortanın sağındaki partiler için de durum pek parlak değil. Kısaca Avrupa Halk Partisi bloğu olarak da adlandırılan bu grubun toplam sandalye sayısının 221’den 179’a düşeceği öngörülüyor. Yine de söz konusu grup halen AP’deki en büyük grup olmaya devam ediyor. Hem ortanın sağı hem de ortanın solu tek başına çoğunluk sağlayamayacağı için AP içeresinde Yeşiller ve Liberallerin desteğine ihtiyaçları olacaktır.” yorumunda bulundu.
Almanya’da oylarını artıran Yeşiller’e ilişkin olarak Güneş, “Yeşiller oylarını neredeyse iki katına çıkardılar ve yüzde 21 oyla Almanya’da ikinci büyük parti oldular. Kazanımların büyük bir bölümü Avrupa kıtasında sanayinin kalbinin attığı yer olan Kuzey Avrupa ülkelerinden geldi. Bu ülkelerde 16 yaşında İsveçli bir kız Greta Thunberg’in başlattığı ve ardından Avrupa başkentlerinde gençleri sokağa döken fosil yakıt protestolarının büyük rolü oldu. Almanya’nın Yeşilleri, Angela Merkel’in Hristiyan Demokratlarının ardından ikinci sıraya yükseldi. Bu partiye oy veren seçmenin üçte biri 30 yaşın altındaydı.” değerlendirmelerini yaptı.
Güneş, “İngiltere’nin sadece altı hafta önce kurulan Brexit Partisi, CDU ve İtalya’nın League Partisi ile birlikte AP içeresindeki en büyük parti oldu. İngiltere halkı Brexit kaosunun içinden bir türlü çıkmayı başaramayan Muhafazakarları ve ana muhalefetteki İşçi Partisi’ni cezalandırırken; sadece altı hafta önce kurulan Brexit partisini birinci parti yaptı. Liberal Demokratlar da büyük bir başarı elde ederek ikinci sıraya yükseldi.” dedi.
Aşırı sağın özellikle Polonya, Macaristan ve İtalya gibi ülkelerde güç kazanıyor gibi görünmesine karşın bu durumun sandığa beklenen oranda yansımadığını belirten Güneş, “İspanya, AB yanlısı sosyalistlerin oylarını artırarak aşırı sağın Strazburg’da çoğunluğu elde etmesini önledi. İtalya’nın aşırı sağ League Partisi Lideri Matteo Salvini, seçim sonuçlarıyla Brüksel’i silkeleyeceklerini söyledi. Ancak League’in de içinde bulunduğu aşır sağ blok Strazburg’daki sandalye sayısını sadece 58’e çıkardı ki bu da beklentinin altında kaldı.” şeklinde ifade etti.
AP siyaset yelpazesinde yeni bir merkez bloğunun oluştuğunu söyleyen Güneş, “Klasik merkez partiler Almanya gibi bazı ülkelerde kayba uğramalarına karşın toplamda sadece 20 sandalye kaybettiler. Parlamento’daki 751 sandalyenin 505’inin hala klasik merkez partilerinin elinde olduğu görülmektedir. Burada Liberal Demokratların kuvvetli bir performans göstermeleri büyük rol oynamıştır. İngiltere’deki Liberal Demokratlar, buna örnek olarak gösterilebilir. Fransa’da Emanuel Macron’un En Marche Grubu da bu bloğa dahildir. Macron’un partisi, Marine Le Pen’in Milli Hareket Partisi’nin aradından ikinci parti olmasına rağmen, eski De Gaulle’ciler ve sosyalist partiler Fransa siyasetinin merkezinde yerini korumuştur.” dedi.
Son olarak Güneş, “AB yetkilileri seçimlere katılım oranının artması nedeniyle büyük memnuniyet duyduklarını dile getirdiler. Katılım oranı 2014’teki yüzde 43’ten yüzde 51’e yükseldi. Bu da 1979’dan beri yapılan seçimlerden bu yana azalma yönünde olan katılımın ilk kez artışa geçmesi anlamına geldi. Sonuç olarak AP seçimleri, merkez partilerin çekindiği gibi popülist bir tufana dönüşmedi. Fakat şu da bir gerçek ki: Avrupalı seçmen gidişattan pek memnun görünmüyor.” değerlendirmesini yaptı.