Golan Tepeleri’nin Geleceğinde Rusya

Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri’ne ilişkin açıklaması yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Golan Tepeleri’nin stratejik konumu önemlidir. Ancak daha da önemlisi Golan Tepeleri’nin İsrail’in işgal ettiği yerlerden birisi olmasıdır. Çünkü Trump geçtiğimiz sene benzer bir kararı açıklayarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiş ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımıştır. Trump’ın bu kararı dünya nezdinde kabul görmese de Amerikan hegemonyası tek taraflı güç politikasıyla bu kararını gerçekleştirmiştir. Yani Trump’ın izlediği politikanın temel hedefinin İsrail işgallerini kabul etmek, tanımak ve nihayetinde Tel Aviv yönetimini meşrulaştırmak olduğu söylenebilir. Bu hedefin nihai uygulamasına ise “Yüzyılın Anlaşması” adını vermişlerdir. ABD Başkanı Trump’ın Riyad ziyareti sonrası yaşanan gelişmeler, Yüzyılın Anlaşması’nı tatbik etmeye yönelik gelişmelerin yaşandığı bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu süreçte bazı Arap ülkelerinin bu anlaşmayı desteklediği de söylenmektedir.[1] Ayrıca Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili aldığı karar ve imza sürecinin İsrail’de seçimlere az bir zaman kala gerçekleşmesinin, Netanyahu’ya seçim hediyesi niteliği taşıdığı yorumları da yapılmaktadır.[2] Bölgedeki adımlara meşruiyet kazandırmak üzere kullanışlı hale getirilen gerekçe ise, İran’ın bölge için tehdit oluşturduğu algısıdır ve bu algı her adımda kullanılmaktadır.

Trump’ın Golan Tepeleri Kararı: İsrail’e Meşruiyet Arayışı

Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili kararı, Netanyahu’nun da katıldığı bir törenle imzalanmıştır. Bu durum, bölgede yeni gelişmelerin habercisi olmuştur. Uluslararası toplumun karşı çıkmasına rağmen ABD’nin İsrail merkezli attığı adımlarda ısrar ettiği görülmektedir. Dolayısıyla bu adımlardan beklenen sadece İsrail’in işgal politikalarına destek olmak değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunda İsrail’in meşru sınırlara sahip olduğunu kabul ettirmektir. Trump döneminde İsrail’i meşrulaştırma girişimleri, öncelikle Körfez’deki Arap ülkeleri ile İsrail arasında işbirliğinin sağlanmasına yönelik atılan adımlarla başlamıştır. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İsrail ile ilişkiler geliştirmekte zorlanmamış, Suudi Arabistan da Muhammed bin Selman liderliğinde pragmatik ilişkiler kurarak bu işbirliğini mümkün hale getirmiştir. Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkileri geliştirmesi, Riyad’ın etkisinin yoğun olarak hissedildiği Arap ülkelerinde İsrail ile ilişkileri normalleştirme eğilimini beraberinde getirmiştir.

Ardından geçtiğimiz Şubat ayında gerçekleştirilen Varşova Zirvesi’nde Arap Ülkeleri ile İsrail arasında İran karşıtlığı üzerinden yapılan işbirliği Avrupa nezdinde gündeme taşınmış ve böylece İsrail’i Avrupa’da meşru bir devlet olarak tanıtma çabaları sürdürülmüştür.[3] Trump geçtiğimiz yıl Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararında parçalanmış bir İslam Dünyası ve parçalanmaya namzet bir Avrupa Birliği (AB) ile muhatap olmuş diğer taraftan Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde ABD karşıtı kararların alınmasında etkili olmuştur. Türkiye’nin bu çabalarına rağmen İslam Dünyası bağlamında fiiliyatta yeterli bir sonuç alınamamıştır. Benzer şekilde İsrail’in Şam civarlarında Hizbullah ve İran destekli milis güçlere yönelik yaptığı saldırılar Rusya’nın sessizliğiyle karşılık bulmuş ve bu saldırılar Rusya’nın perde arkasında bu süreci desteklediği yorumlarına neden olmuştur.[4] Yani Trump’ın liderliğini yaptığı Küre İttifakı bölgede önce kendine zemin oluşturmuş, akabinde de bulduğu fırsatları değerlendirmiştir. Fırsatlar ise, Kudüs’ün statüsüne ve İran’ın etki alanlarına yönelik faaliyetler olarak tezahür etmiştir. Golan Tepeleri, konumu itibariyle stratejik olmasının yanı sıra Rusya’nın etkinlik sahasına da yakındır. Bu sebeple Trump’ın Golan Tepeleri ile ilgili kararı karşısında Moskova’nın nasıl bir tavır takınacağı merak konusudur.

Rusya’nın Golan Tepeleri’ne Yönelik Tavrı

Trump’ın bölgede İsrail’i merkeze alan adımlarının karşısında ciddi bir direnç noktası oluşturacak güç veya güçlerin olmadığı görülmektedir. Lakin Rusya, istemesi halinde Golan Tepeleri konusunda gerçek bir direnç noktası oluşturabilir. Burada Rusya’nın neyi hedeflediğini anlamak için henüz erken olsa da bazı ihtimaller ve yapılan açıklamalar üzerinden sınırlı da olsa bir değerlendirme yapmak mümkündür. Bu anlamda Rusya’nın uzun yıllar hayallerini süsleyen sıcak denizlere inme politikası Suriye üzerinde tezahür etmiş ve Rusya bölgede etki alanını genişletme yoluna gitmiştir. Tabi ki Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesi sürecinde ABD’nin Rusya’ya sunduğu fırsat akıllardan çıkarılmamalıdır. Bu bakımdan Rusya’nın Trump’ın Golan Tepeleri’ne ilişkin kararını imzalanmasından sonra yaptığı açıklamalara bakmakta yarar vardır.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması şu şekildedir: “Rusya’nın bu konudaki tutumu değişmemiştir. Golan Tepeleri, kayıtsız şartsız Suriye topraklarıdır. Bu toprakları İsrail, 1967 Savaşı sonucunda işgal etmiş ve 14 yıl sonra yasadışı bir şekilde ilhak etmiştir. Biz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 17 Aralık 1981 tarihli 497 sayılı kararını temel alıyoruz.”[5] Bu açıklama net bir şekilde Moskova’nın Trump’ın Golan Tepeleri kararının karşısında olduğunu göstermektedir. Lakin Rusya’nın bu konuda gerekli tedbirleri alacağına ve ABD’nin bu girişimine karşı misillemede bulunulacağına dair bir ifade yer almamaktadır. Yani Rusya’nın Golan Tepeleri konusunda değişime açık bir pozisyon aldığı söylenebilir.

Netanyahu’nun Putin’e Suriye Krizi’nin çözümüne dair bir plan sunduğu ve planın Putin’in de ilgisini çektiği söylenmektedir.[6] Rusya, Suriye’de başta da söylediğimiz gibi uzun dönemli planlarını hayata geçirmekte ve bu çıkarlarının korunması için çaba sarf etmektedir. Yani Rusya gelecekte Suriye üzerindeki etkisini sürdürmeyi ve bölgeye yaptığı askeri ve mali yatırımların karşılığını almayı planlamaktadır. Bu anlamda Suriye’de krizin sona ermesi ve Rusya unsurlarının bölgede güvenlik tehdidini en aza indirgemesi Rusya’nın çıkarları açısından önemlidir. Bu nedenle Rusya’nın Golan Tepeleri’nin geleceğinde payının büyük olduğu söylenebilir.

Diğer bir taraftan Rusya, Suriye’de ilk önce İran ile işbirliği yaparak ciddi bir nüfuz kazanmış, ardından İran’ın nüfuzunu kırmaya yönelik birinci aşamada Türkiye ile akabinde ise İsrail ile işbirliği geliştirmiştir. Bu noktada belirtmek gerekir ki Rusya-İsrail işbirliğinin Suriye üzerinde kısa vadede etkilerini göstermesi şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü İdlib çatışmasızlık bölgesinde yaşanan bombardımanlar, ayrıca İsrail’in İran’ı zayıflatma ve Türkiye’yi dengeleme çabaları bu işbirliğinin yansımaları olarak yorumlanabilir. Esad rejiminin Trump’ın Golan Tepeleri Kararına ilişkin açıklaması ise, sadece açıklamalardan ibaret kalacak görünmektedir. İran ise; ABD yaptırımları, Suudi Arabistan ve İsrail baskısı altında daraltmak zorunda kaldığı etki alanını rejimi ayakta tutma çabalarıyla sınırlı hale getirmiş ve Suriye’de yaşanan gelişmelere harcayacak enerjiden yoksun kalmıştır. Aslında dünyada ABD hegemonyası kendini güçlü bir şekilde göstermiş ve birçok ülke ABD ile olası bir gerilim yaşamaktan çekinir hale gelmiştir. Bu sebeple uluslararası toplum ABD’yi dengeleme çabalarında yetersiz kalmıştır. Bu pasif denge siyaseti karşısında ABD ortaya koyduğu yeni güç politikası sayesinde tehditleri fırsata dönüştürmüş ve kendisine engel olabilecek aktörlerle işbirliği geliştirerek konumunu güçlendirmiştir. İngiltere, Brexit Süreci ile; Çin, ABD’nin ticari baskısıyla ve Fransa, Sarı Yelekliler’in protestolarıyla boğuşurken Washington yönetimi adeta aradığı zemini bulmuştur.

Nihayetinde Türkiye, bu anlamda Rusya ile geliştirdiği ilişkiler temelinde Golan Tepeleri konusunda Putin’in tavrına etki edebilecek kilit bir aktördür. Bu çerçevede Trump’ın Golan Tepeleri kararının Suriye’de tansiyonu düşürmeyeceği, İsrail’in Rusya’ya sunduğu plana güvenilemeyeceği ve Suriye’de Rusya’nın arzu ettiği güvenlik ortamının oluşturulamayacağı Rus muhataplara anlatılması yerinde bir yaklaşım olacaktır. Kısacası AB’nin parçalanmaya yüz tutmuş hali, İslam Dünyası’nda tam bir kenetlemenin sağlanamaması ve Türkiye’nin yalnızlığı Golan Tepeleri konusundaki umutları Putin’in eline bırakmıştır. Daha da kötüsü, bu sürecin dizginlenememesi halinde Kudüs, Golan Tepeleri ve Batı Şeria’da birtakım oldubittilerin yaşanması, başkenti Kudüs olan bir İsrail işgal devletinin oluşturulması ve bunun uluslararası kamuoyunda meşrulaştırılması maalesef kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkabilir.


[1] “‘Yüzyılın Anlaşması’ İsrail’in İşgalini Pekiştiriyor”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yuzyilin-anlasmasi-israilin-isgalini-pekistiriyor/1189652, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

[2] “Helping Netanyahu: Why Lindsey Graham Declared Occupied Golan As Israeli”, Middle East Eye, https://www.middleeasteye.net/opinion/helping-netanyahu-why-lindsey-graham-declared-occupied-golan-israeli, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

[3] “Küre İttifakı’nın Yeni Arayışı: Varşova Zirvesi ve Yansımaları”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/hayat/kure-ittifakinin-yeni-arayisi-varsova-zirvesi-ve-yansimalari-3447270, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

[4] Dinmuhammed Ametbek, “Putin-Netanyahu ve Esad-Ruhani Görüşmeleri”, ANKASAM, https://ankasam.org/putin-netanyahu-ve-esad-ruhani-gorusmeleri/, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

[5] Dinmuhammed Ametbek, “Rusya’nın Golan Tepeleri ile İlgili Tutumu”, ANKASAM, https://ankasam.org/rusyanin-golan-tepeleri-ile-ilgili-tutumu/, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

[6] “’Netanyahu Suriye Krizinin Çözümü İçin Trump ve Putin’e Plan Sundu’”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/netanyahu-suriye-krizinin-cozumu-icin-trump-ve-putine-plan-sundu/1430619, (Erişim Tarihi: 26.03.2019).

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Mustafa Öztop
Mustafa Öztop
Mustafa ÖZTOP 1988’de Burdur’un Bucak ilçesinde doğdu. 2002 yılında Bucak Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. 2010 yılında Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden mezun oldu. 2011 yılında TRT'de yayın personeli olarak çalışmaya başladı. Yüksek lisans eğitimini 2015 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde tamamladı. Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'nda doktora eğitimine devam etmektedir. Suudi Arabistan Dış Politikası, Kudüs Meselesi ve Türk Dış Politikası konularıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir.

BİZİ TAKİP EDİN

3,008BeğenenlerBeğen
227TakipçiTakip Et
2,477TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz