Gerçeğin Karanlık Yüzü: Dinmeyen Çığlık Hocalı

Ermenilerin çok eski tarihlere dayanan Büyük Ermenistan projesinin hayata geçirilmesi için çeşitli yollara başvurdukları bilinmektedir. Bu hedef doğrultusunda; başka milletlere ait topraklar üzerinde hak iddiasında bulunulmuş, tarihi gerçeklikler tahrif edilmiş hatta büyük ölçekli işgal planları yürütülmeye çalışılmıştır. Azerbaycan topraklarının kendilerine ait olduğunu iddia eden Ermeniler, 31 Mart 1918 tarihinde Azerilere karşı ilk büyük çaplı soykırımı gerçekleştirmişlerdir. Binlerce insanın katledildiği olaylar, soykırımı gerçekleştiren kitlenin sahip olduğu siyasi ve hukuki güçten dolayı örtbas edilmiştir. Öyle ki katliamların sonucunda Azerbaycan halkına karşı olumsuz bir imaj çizilmeye çalışılmış ancak bu amaca ulaşılamamıştır.

Zira aynı dönemde ülkenin parçalanması önlenmiş ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu adımla Azerbaycan, toprak bütünlüğünü sağlamanın yanı sıra Müslüman devletler arasında kadına ilk kez seçme hakkı veren devlet olarak uluslararası platformda olumlu bir imaj kazanmıştır. Ne var ki tüm bu çabalar cumhuriyetin uzun süre varlık göstermesini temin edememiş, 1920-1980 yılları arasındaki dönemde Ermeniler yine aynı yöntemlerle yarım kalan emelleri için planlı bir şekilde harekete geçmiştir. 1940 ile 1950’li yıllar arasında Karabağ bölgesinde yaşayan Azerbaycan halkı göç etmeye zorlanmıştır. Direnenler ise maruz kaldıkları baskı ve işkencelerle bölgeden gönderilmiştir. Tüm bu olumsuzluklar göz önünde bulundurulduğunda, bu yıllarda henüz işgal için somut adımlar atılmamış olsa da 1980’li yılların sonunda gerçekleştirilmesi planlanan işgal hareketleri için zemin hazırlanmaya çalışıldığı söylenebilir.

Olaylar, tezahür etmeye başladığı 1988 yılından itibaren şiddetlenerek devam etmiştir ve 1991 yılına gelindiğinde Ermenilerin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi üzerindeki iddiaları, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yetkilileri tarafından desteklenmiştir. Bahsi geçen bölgenin Azerbaycan’dan ayrılarak Ermenistan’a bağlanması yönünde atılan adımlar için gereken tüm olanaklar SSCB tarafından oluşturulmaya çalışılmıştır. SSCB’nin dağılmasının ardından ise onun mirasçısı olarak ortaya çıkan Rusya Federasyonu Ermenistan’ın yanında yer almaya devam etmiştir.

Söz konusu çatışmaların tezahür ettiği bir zamanda Ermenistan’ın biraz daha ileri giderek Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nin Ermenistan’a bağlanması yönünde bir karar alması zaten karmaşık olan ilişkilerin iyice çıkmaza girmesine neden olmuştur. 1990 yılında Hankendi bölgesi yakınlarında gerçekleştirilen silahlı saldırılarla işgale zemin hazırlanmıştır ve patlak veren saldırılar sonraki yıllarda da devam etmiştir. Bu olayların katliam mı yoksa soykırım mı olduğuna dair halihazırda bir konsensüse varılamamıştır. 26. sene-i devriyesi hasebiyle 2018 yılında Hocalı’da gerçekleşen olaylara dikkat çekilmesinde fayda vardır. Nitekim asıl hedef olan Hocalı’nın kendine özgü belli başlı özellikleri vardır:

  • Sahip olduğu jeo-stratejik konum: Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yolları üzerinde yerleşen Hocalı’da Karabağ’ın yegâne havaalanı bulunmaktaydı.
  • Sahip olduğu kültürel ve tarihi değerler: Tarihi kulelerin ve yapıtların yerleştiği (Azerbaycan tarihi mirasının parçası olarak bilinen, M.Ö. XIV-VII. yüzyıllara ait Hocalı-Gedebey yapıtları ve bunun gibi birçok tarihi yapıtlar örnek olarak gösterilebilir) Hocalı, Azerbaycanlılara ve özellikle Ahıska Türklerine özgü kültürel değerleri bünyesinde barındırmaktadır.

Bu denli öneme haiz olan şehrin ele geçirilmesinde ve halka karşı amansızca saldırılar yapılmasında Hankendi’de konuşlandırılmış olan 366. Rus Motoatıcı alayının çok büyük etkisi olmuştur. Aynı zamanda Karabağ bölgesinde bulunan tek havaalanının da çevrelenerek bloke edilmesi ve dönemin Azerbaycan Başkanı’nın gerekli önlemlerin alınmasında pasif kalması sonucunda Hocalı tamamen savunmasız kalmıştır. En nihayetinde şehir, 1992 yılının 25-26 Şubat’ı gecesinde işgale maruz kalmıştır ve çatışmalar yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Gerçekleştirilen bu saldırıda resmi kaynaklara göre 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i yaşlı olmak üzere 613 kişi, gayri-resmi kaynaklara göre ise 800’den fazla kişi hayatını kaybetmiştir.[1] Ayrıca 1275 kişinin Ermeniler tarafından esir alındığı bilinirken; 150’den fazla kişiden hiç haber alınamamıştır. Saldırılardan hemen sonra Rusya, bu olaylarla herhangi bir ilgisinin olmadığını açıklamış olsa da aksi yönde birçok delil vardır ve bunların yalnızca ikisi dahi Ermenilerin kim tarafından desteklendiğini açıkça ortaya koymaktadır:

  • Saldırılar sırasında üst düzey silahlardan yararlanılmıştır ki bunlara bağımsızlığını henüz kazanmış Ermenistan’ın tek başına sahip olması mümkün değildir.
  • Hocalı’ya düzenlenen saldırılar sırasında 366. Motoatıcı alayından firar eden üç Rus askeri itirafçı olmuş ve düzenlenen basın toplantısında şu sözleri sarf etmiştir: “Bize yalnızca Müslüman Azerbaycanlılara karşı Hristiyan Ermenilerin yanında yer almamız gerektiği öğretildi.”

Bu minvalde akıllara Rusya’nın neden bağımsızlığını yeni kazanan ve tek başına gelişmesi mümkün olmayan Ermenistan’ın yanında yer aldığı sorusu gelmektedir. Bilindiği üzere her büyük devlet dış politikasını ulusal çıkarları doğrultusunda belirler ve kendisine yönelebilecek uluslararası tehditlere karşı kullanabileceği maşa devletleri kontrol altında tutmaya çalışır. Binaenaleyh Rusya da Güney Kafkasya’ya yönelik planlarını hayata geçirmek adına bölgenin zayıf halkası Ermenistan’ı kullanma yoluna gitmiştir.

Bu bağlamda da bahse konu tampon bölgenin her üç ülkesine farklı stratejiler uygulandığı gözlemlenmiştir. Nitekim Rusya’nın Ermenistan’a verdiği desteğin stratejik derinliği, bölgeye askeri üs konuşlandırmak suretiyle Ortadoğu’da vuku bulabilecek olaylara bu ülke üzerinden müdahale etme olarak tanımlanabilirken; Azerbaycan’a enerji rezervleri ve bünyesinde biyolojik servet barındıran Hazar havzasından dolayı önem atfettiği düşünülmektedir. Diğer yandan Batı’ya eğilimi olan (geçtiğimiz dönemlerde söz konusu durum bariz bir şekilde gözlemlenmiştir) Gürcistan’da hibrit savaş stratejisi kapsamında manevra yaparak elini güçlendirmektedir.

Uluslararası arenada işgalcilerin ve destekçilerin kim olduğuna dair herhangi bir şüphe kalmamasına karşın Dağlık Karabağ bölgesine yapılan silahlı saldırının, Hocalı’da gerçekleşen olaylar üzerinden ele alınmasının nedeni; yaşananların soykırım mı yoksa katliam mı olduğuna dair ortak bir kanıya varılamamış olunmasıdır. Dolayısıyla konunun daha iyi anlaşılması adına bu iki terimin açıklanmasında fayda vardır.

Her iki terim de insanlığa karşı yapılan ve toplu ölümlerle sonuçlanan vahşi eylemleri gösterirken; bazı farklılıkları bulunmaktadır. Katliam (massacre) terimi Merriam-Webster sözlüğüne göre, vahşet ve zulüm koşulları altında çaresiz insanları öldürme eylemi, Oxford sözlüğüne göre insanları kasıtlı olarak vahşice öldürmek anlamına gelmektedir. Aynı zamanda katliamın bazen de pragmatik soykırım gibi tanımlandığı da gözlemlenmektedir.

Soykırım (genocide) ise bazı akademisyenler tarafından “suçların suçu”, bazıları tarafından “insanlığa karşı işlenmiş nihai suç” olarak nitelendirilse de bu kavram; 9 Aralık 1948 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Konvansiyonu’nda şöyle tanımlanmıştır:

Soykırım, herhangi bir milletin ya da grubun; etnik, dini veya ulusal kimliğinden dolayı tamamının ya da belirli bir kısmının yok edilmesini amaçlayan, belirli gruptaki insanların öldürülmesine, sağlığına zarar verilmesine, belirli bir gruba ait olan çocukların zorla başka bölgelere göç ettirilmesine, grubun tamamen yok edilmesi için gerekli olan ortamın yaratılmasına olanak sağlayan uluslararası cinayet türüdür.”

Aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanunu’nda da soykırım, BM tarafınca tanımlanmış şekliyle ele alınmış ve gerçekleşen silahlı saldırı sonucu belirli bir gruba yapılan insanlık dışı muameleler, ailelerin bir kısmının tamamen yok edilmesi, insanların işkence edilerek öldürülmesi, insanların esir alınması, planlı şekilde belirli bir grubun ulusal kimliğinin yok edilmeye çalışılması olarak tanımlanmıştır. O halde Hocalı’da gerçekleşen olayların hem ulusal hem de uluslararası soykırım tanımlaması koşullarına birebir uyduğu söylenebilir. Öte yandan soykırım suçunun kabul edilen belirli uluslararası hukuki sonuçları vardır ve hem soykırımı gerçekleştirenlerin hem de bu suçun işlenmesine destek olanların cezalandırılması kaçınılmazdır.

Genel olarak Dağlık Karabağ bazında, özel olarak ise Hocalı’da gerçekleşen facia; Azerbaycan’ın ulusal birliğine karşı yapılan uzun vadeli planların bir parçası olduğu, tecavüz niteliği taşıdığı ve yasal dayanağa haiz bulunduğu halde hala çözüme kavuşturulamamıştır. Bahse konu sorunun çözüme kavuşturulması adına gerek uluslararası teşkilatlar gerekse diğer devletler olayı kınasa da durumun pratiğe dönüşmesi yönünde herhangi bir adım atılmamıştır. Aksine iki devlet arasında ateşkes anlaşması olmasına rağmen Ermenistan tarafından Azerbaycan sınırları mütemadiyen ihlal edilmektedir ki; bu ihlaller 2016 yılında iki devlet arasında silahlı çatışmalar yaşanmasına neden olmuştur. Azerbaycan tarafı, sorunun olası çözüm yollarından biri olan askeri müdahale vasıtasıyla meşru müdafaa hakkını kullanarak topraklarını geri alma kapasitesine sahip olduğunu ispatlasa da uluslararası platformda barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla barışçıl yöntemlerden yana olduğunu dile getirmiştir. Zira Azerbaycan tarafı, soykırımın yalnızca kendi ulusal birliğine karşı değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı yapılmış bir suç olduğunu tüm dünyaya anlatmak istemektedir. Bunun için öncelikle yapılması gereken lobicilik faaliyetlerinin güçlendirilmesi, ikincisi ise uluslararası arenada söz sahibi olan büyük devletlerin (özellikle Kafkasya’da söz sahibi olmaya çalışan Rusya’nın) desteğinin kazanılmasıdır. Nitekim yeri geldiğinde uluslararası teşkilatlar dahi büyük devletlerin çıkarları kapsamına giren bölgelerde uygulanan stratejiler karşısında etkisiz kalabilmektedir.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak; işgalin üzerinden 26 yıl geçmesinin ardından Hocalı’nın timsalinde Dağlık Karabağ Sorunu için adaletin sağlanması yolunda kalıcı çözümler sunan gerekli tüm adımların atılması ve Ermenilerin uluslararası hukuka aykırı olduğu bilinen irredentist faaliyetlerine son verilmesi için uygun bir stratejinin devreye sokulması gerekmektedir.


[1] Republic Of Azerbaijan Ministry Of Foreign Affairs, “Khojaly Genocide”, http://mfa.gov.az/en/content/795?options=content&id=850, (Erişim Tarihi: 13.02.2018).

Yazarın diğer yazıları