Fransa’da Değişim Dalgası ve Yeni Arayışlar

France’s Economy Minister Emmanuel Macron gestures as he speaks during a TV debate"Europe at a Tipping Point"at the World Economic Forum in Davos, Switzerland, Friday, Jan. 22, 2016. World leaders are holding a flurry of diplomatic meetings at the World Economic Forum and worried CEOs are debating about how to deal with this year's volatile markets and low oil prices.(AP Photo/Michel Euler)

Dünya siyasası pek çok kez görülen tarihsel kırılmalardan bir yenisiyle karşı karşıyadır. Çoğu ülkedeki siyasi kargaşanın temelinde kırılmanın neden olduğu sarsıntılar vardır. Yıllardır süregelen düzenin, siyasi partilerin ve siyasilerin ülke-tarih sahnelerinden birer birer geriye düşmesi ve iktidar şansı tanınmayan kişilerin ülkelerin kaderlerine hükmetmeleri küçük büyük tüm devletlerde sıklıkla görülmeye başlanmıştır. Bu değişim dalgası ilk başta küçük devletlerde görülürken kimsenin dikkatini pek çekmemiştir. Ancak ABD ve Fransa gibi ülkelerde meydana gelen en üst düzey seçimlerde geleneklerin dışına çıkılması kırılma noktasının şüphesiz ne derece benzersiz ve güçlü olduğunu göstermiştir.

Fransa’da cumhurbaşkanlığı yarışı başladığında kimsenin pek şans vermediği Emmanuel Macron farklı bir yaklaşım geliştirerek biraz da şans faktörünün etkisiyle seçimlerin ikinci turuna kaldı. Seçimlerin ikinci turunda aşırı sağcı hatta aşırı milliyetçi Marine Le Pen’e karşı rahat bir şekilde kazandı. Değişim rüzgarını arkasına alan Macron, milletvekilliği seçimlerinde siyaset sahnesinden gelen çok az kişiyi aday göstererek ve kimilerine göre kumar oynayarak kimilerine göre ise çok kurnazca hareket ederek bir sürprizin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Milletvekili seçimlerinin ilk turunu geçen neredeyse her adayının ikinci tur seçimlerini kazanacağını bilmek kurnazlıktır yani ikinci görüşün doğru olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Macron’un adaylarına karşı kimse aşırı sağ veya sol partilere değil merkezde kendini konumlandıran Macron’un hareketine oy verecektir. Böyle bir merkezi yapı adeta bir girdap gibi seçim sonuçlarını etkilemiştir.

Fransa neredeyse bir yıldır bir seçimden diğer seçime savrulmakta ve adeta seçim yorgunluğu yaşamaktadır. 2016 yılında cumhurbaşkanlığı ön seçimleriyle başlayan süreç 11 Haziran’da ilk turu, 18 Haziran’da ise ikinci turu yapılan milletvekili seçimleriyle tamamlandı. İlk turu 22–23 Nisan 2017, ikinci turu ise 6–7 Mayıs 2017 tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini aşırı sağın adayı Marine Le Pen’in aldığı %33,9 oranındaki oya karşı %66,1 oranında oy alarak kazanan Emmanuel Macron milletvekili seçimlerinde de büyük bir başarı kazandı. İlk tur seçimlerinde geçerli oyların %32’sinden fazlasını alarak rakiplerine fark atan Macron’u, Marine Le Pen’in liderliğini yaptığı Ulusal Cephe %13,2 oy oranıyla takip etmiştir. Seçimlerin ikinci turunda ise Macron ve ortağı MoDem partisi son açıklamalara göre 350 milletvekili çıkararak 577 koltuklu mecliste mutlak çoğunluğu elde etmiştir. Fransa Parlamentosu’nda çoğunluğu elde etmek için 289 sandalye kazanmak yeterli görülmekle birlikte Macron hareketinin bu sayının çok üstünde bir başarı kazanacağı tahmin edilmektedir. Aynı zamanda, ikinci tur seçimlerine kayıtlı seçmenlerin sadece %43’ü seçimlere katılmış ve böylece tarihin en düşük katılım oranını ortaya çıkmıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden Marine Le Pen, milletvekili seçimlerinde partisinin oylarını büyük oranda artırmış olmasına ve kendisi de ilk kez parlamentoya girmeyi garantilemiş olmasına rağmen mecliste parti grubu kuracak çoğunluğu elde edememiştir. Her ne kadar parlamentoda bir siyasi parti grubu kuramayacak olsa da Le Pen, mecliste sayıca üstün olmamasına rağmen en büyük muhalefet olarak varlık gösterecektir. Macron’un en ufak bir tökezlemesinde ise Fransa seçimlerinde Le Pen’le yeni ilkler ortaya çıkabilir.

Cumhurbaşkanı Macron’un kazandığı bu başarı sadece Avrupa Birliği’nin değil dünyanın geri kalanının da büyük oranda ilgisini çekmiştir. Özellikle İngiltere seçimlerinde beklediği desteği alamayan yeni Demir Leydi adayı Theresa May, Brexit sürecinin daha sert geçeceğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Çünkü karşısında sadece ekonomik ve siyasal olarak güçlü Almanya değil aynı zamanda siyasal olarak uzun zaman sonra bu kadar merkezileşmiş güçlü bir Fransa da var. May sert çıkışlar yaparak ayrıcalıklar elde etmeye çalışacak aksi halde ayrıcalıklar vermek zorunda kalacaktır.

Fransa’nın iç siyaseti dış siyasetten daha yoğundur. Daha fazla liberalleşmeyi savunan mevcut cumhurbaşkanına karşı tarihi bağları ve sosyal desteği fazlaca sendikalaşmış bir güç vardır. Macron sol eğilimli bu gücü seçimlerde zayıflatmış olmasına rağmen siyaset sahnesinde ve politika uygulama sürecinde halktan gelen destekle mücadele etmek zorundadır. Özellikle cumhurbaşkanı seçilir seçilmez işçi yasasında liberalleşeme çalışmalarına hız veren Macron’un hedeflerine ulaşmasında güçlü engeller mevcuttur. Engellerden biri düşük büyüme hızıyla birlikte ortaya çıkan yüksek işsizlik ve kamu harcamalarının fazlalığıdır. Ekonomik sorunların büyüdüğü ülkeyi yeniden canlandırmak büyük kamu harcamalarını gerektirmektedir. Bu ekonomik koşullarda bunu yapmaya çalışmak ise AB’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra bütçe açıkları uyarısının daha ciddi ve yaptırımlı olarak tekrarlanmasına neden olabilir. Ancak Macron, Almanya’nın kendisine muhtaç olduğunun farkındadır ve yeni ayrıcalıklar koparmak için bunu kullanmaktan çekinmeyecektir.

Risk almayı seven ve aldığı riskin gerçekleşmesi için her yolu deneyecek olan Macron’un başarıya ulaşma şansı vardır. Almanya ile her ne kadar ayrı düşünseler de ilk buluşmalar sıcak bir ortamda gerçekleşti ve karşılıklı destekleyici açıklamalar ile sonuçlandı. Ancak gelecek dönem, farklılıkların ortaya çıkmasına ve görüş ayrılıklarının yaşanmasına neden olabilecek birçok kırılma noktasına sahiptir. AB’nin hızlı genişlemesini savunan Almanya’ya karşı Fransa daha yavaş ve uyumlu bir süreci savunmaktadır. Ekonomik olarak ise Almanya’nın büyük ticaret fazlasının AB ülkelerine zarar verdiğini savunan Fransa sosyal yapıları korumak pahasına aşırı liberal politikaların terk edilmesini önermektedir. Gelecek, belirsizliğini korumakta ve yeni olayların ortaya çıkmasına uygun koşullar oluşturmaktadır.

Değişimin ve yeniliğin en son adresi Fransa olmuştur. Ekonomik ve siyasal olarak güç kaybeden ülkelerde görülen bu değişim dalgasının 2009 Finans Krizi’nden büyük yara alan Fransa’da görülmesine şaşırmamak gerekir. Ülkenin ekonomik olarak bir türlü kendini toparlayamaması ile Avrupa Birliği’nin aşırı liberal politikaları ve terör saldırılarıyla birlikte mülteciler, yabancı düşmanlığını artırmış ve böylece aşırı milliyetçi parti olan Ulusal Cephe’nin hiç olmadığı kadar güç kazanmasına neden olmuştur. Kırılma noktasını şimdilik az kayıpla atlatan Fransa siyaseti eğer ekonomik kırılma noktasını aynı başarıyla atlatamazsa sadece kendi geleceğini değil Avrupa Birliği’nin geleceğini de belirsizliğe sürükleyecektir.

Önceki İçerikOrtadoğu: Medeniyetin Temelleri ve Osmanlı Barışı
Sonraki İçerikKatar Krizi ve Dengeyi Koruma Stratejisi Uygulayan Türkiye
Hakan UZUN
1987 Düzce doğumlu olan Hakan UZUN, 2009 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Eğitimi Bölümünden mezun olmuştur. 2013 yılında Yüksek Lisans derecesini Gazi Üniversitesi İşletme Eğitimi Bölümünden “Kargo Taşımacılık Sektöründe Hizmet Kalitesinin Değerlendirilmesi: AHS ve TOPSIS Yöntemi” başlıklı teziyle almıştır. Doktora çalışmalarına ise Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde devam etmektedir. Akademik düzeyde çeşitli makaleleri, raporları ve diğer çalışmaları bulunan Hakan UZUN’un özellikle İran ve Suriye üzerine olmak üzere ekonomi-politik analizleri devam etmektedir. İş hayatıyla ilgili olarak sermaye piyasaları mevzuatı, Türkiye-AB ilişkileri ile hibe programları, İslami finans piyasası araçları, stratejik planlama, Latin Amerika siyaseti, Türkiye ekonomisi, özelleştirme uygulamaları ve daha birçok konuda çalışmaları ve uzmanlık sertifikaları vardır. İyi derecede İngilizce bilen Hakan UZUN evlidir.