Fırat’ın Doğusunda Türkiye’yi Bekleyen Yeni Riskler

Amerikan askerlerinin Suriye’den çekilmeye başlamaları Türkiye tarafından olumlu bir gelişme olarak kabul edilmiştir. Nitekim, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki kararında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü diplomasi trafiği belirleyici olmuştur. Ancak bu karar Ankara’da bir zafer havası yaratmamış, ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılanmıştır. Ortaya çıkan yeni süreç beraberinde yeni riskler getirmektedir ve Türkiye’nin ihtiyatlı hareket etmesini gerektiren pek çok neden bulunmaktadır.

Öncelikle ABD’nin Suriye’den askerlerini çekiyor olması PYD/YPG’ye verilen desteğin kesildiği anlamına gelmemektedir. Amerikan Savunma Bakanlığı bu desteğin sürdürülmesini savunmaya devam etmektedir. Zaten Trump’ın aldığı bu karar Beyaz Saray’la Pentagon arasındaki görüş ayrılıklarını ortaya koymuştur. Dolayısıyla Suriye’den askerlerin çekilmesi sonrasında Amerikan savunma ve güvenlik yapılanmasının yeni şartlara uygun yeni bir strateji geliştirmesi ve Fırat’ın doğusunda Türkiye aleyhinde yeni girişimlerde bulunması uzak bir ihtimal değildir.

ABD’nin Irak üzerinden operasyonel etkinliğinin sürdüğü de hatırlanmalıdır. Diğer yandan asker çekme kararının nasıl uygulanacağı merak konusudur. Çekilme sürecinin hemen gerçekleşmeyeceğinin, dört aya yayılacağının açıklanmış olması kararın uygulanışına dair şüpheleri artırmaktadır. Hatta Trump’ın kararından son anda vazgeçmesi bile kimseyi şaşırtmayacaktır.

Trump, ani ve sansasyonel kararlarla kamuoyunu şaşırtmayı seven bir liderlik profiline sahip olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Ancak Suriye’den asker çekme kararını sadece bu temelde açıklamak doğru olmayacaktır. Trump’ın 2018 yılı içerisinde güvenlik ekibine dahil ettiği İran karşıtı şahin isimler kendi içerisinde tutarlı bir Ortadoğu politikasını yürürlüğe koymuşlardır. Bu politikanın bir parçası olarak Suriye’de ortaya çıkan Rusya-Türkiye-İran eksenini zayıflatma stratejisi izlendiği görülmektedir. Bu yolla hem Rusya’nın etkinliğini sınırlandırma hem de İran’ı yalnızlaştırma hedeflenmektedir. Böylesi bir stratejinin gereği olarak ilerleyen dönemde Amerikan yönetimi Türkiye’yi Rusya’dan uzaklaştırıp kendisine yakınlaştıracak adımlar atabilir.

Bu noktada altı çizilmesi gereken husus Suriye’den asker çekme kararının Rusya’nın da arzu ettiği bir gelişme olduğudur. Fırat’ın doğusunda ABD ve Rusya arasında süren bir nüfuz rekabeti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi Rusya’ya alan açmaktadır. ABD’nin karşılıksız bir jest mi yaptığı yoksa Rusya’yla üstü örtülü bir pazarlığa mı giriştiği/girişeceği henüz belirsizdir. Suriye’deki İran etkinliğinin sınırlandırılması karşılığında Fırat’ın doğusunda Rus nüfuzuna izin verilmesi akla gelen ilk senaryodur. Ancak, bu konuda henüz sağlıklı bilgiler olmadığı için yapılacak yorumlar spekülasyondan öteye gitmeyecektir. Kesin olansa ABD’nin bu hamlesinin Suriye’de yeni bir denklem oluşturduğu ve Türkiye’nin kendisini bu denkleme hızla adapte etmesi gerektiğidir.

Türkiye açısından ortaya çıkan en önemli risk, Suriye’de 2016 yılından bu yana sürmekte olan Türk-Rus işbirliğinin yeni bir sınamayla karşı karşıya olmasıdır. Bilindiği üzere iki devlet Suriye’de taban tabana zıt politikalar izlemiş ve uçak krizi sonrasında ilişkiler son derece gerilmiştir. Ancak bu tarihten itibaren her iki ülke de ilkesel düzeydeki görüş ayrılıklarını ertelemiş ve acil öncelikleri üzerinde işbirliğine yönelmiştir. Pragmatik ve kısa vadeli bir karakter taşıyan işbirliği ilerleyen yıllarda pek çok sınamayla karşılaşmış ancak taraflar bütün bu meydan okumalara uzlaşıyla yanıt vermeyi başarmışlardır.

ABD’nin son hamlesiyle birlikte Türk-Rus işbirliği yeniden potansiyel bir sorunla yüzleşmektedir. Amerikan askerlerinin Suriye’yi terk etmesi sonrasında PYD/YPG’nin Esad rejimiyle ve Rusya’yla yakınlaşma yoluna gitmesi kaçınılmazdır. Bölgeden bu yönde haberler gelmeye başlamış durumdadır. Bu gelişmeye Rusya’nın nasıl yanıt vereceği merak konusudur. Türkiye ile Rusya arasındaki temel görüş farklılıkları Esad rejiminin geleceğine ve Rusya’nın PYD/YPG’yi terör örgütü olarak tanımamasına ilişkindir. Bu nedenle, Esad rejimiyle PYD/YPG arasındaki yakınlaşma Türk-Rus ilişkilerinde zorlu bir gündem yaratacaktır.

Son dönemde Arap ülkelerinin Esad rejimiyle diplomatik ilişkilerini yeniden başlatmaları ve Suriye’nin Arap Ligi’ne yeniden kabulünün gündeme gelmesi Türkiye için risk yaratan bir diğer gelişmedir. Bununla bağlantılı olarak, Trump’ın Suriye’nin yeniden inşası için gereken parayı Suudi Arabistan’ın ödeyeceğini açıklaması dikkat çeken gelişmelerden biridir. Suudi yönetimi bu iddiayı yalanlamış olsa da Arap ülkelerinden Suriye’ye yönelik yeni hamleler gelmesi sürpriz olmayacaktır.

Suriye’de nihai çözüme yaklaşıldıkça tüm bölgesel ve küresel aktörler pozisyonlarını gözden geçirmektedir. Bu da beraberinde birtakım belirsizlikler getirmektedir. Diğer yandan Fransa başta olmak üzere DEAŞ karşıtı koalisyonun Avrupalı üyelerinin pozisyonu da belirsizliğini korumaktadır. Bu ülkeler şimdilik Suriye’deki askeri varlıklarını sürdürme yönünde bir tutuma sahiptirler. Bu durum da Türkiye’nin bölgeye yönelik olası bir operasyonu için risk oluşturmaktadır.

Türkiye, Fırat’ın doğusunda gerçekleştireceği operasyonu bir süreliğine ertelemiştir. Bu karar, ortaya çıkan yeni sürecin belirginleşmesi için benimsenen bekle-gör politikasının gereğidir. Operasyonel risklerin doğru tanımlanabilmesi için zorunlu bir erteleme söz konusudur. Ancak Türkiye uzun vadeli diplomatik risklerle de karşı karşıyadır. Suriye İç Savaşı’nda sona yaklaşılırken acil güvenlik ihtiyaçlarından çok ilkesel hedefler ve tutumlar ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle ilkesel farklılıklara rağmen Rusya’yla hayata geçirilen işbirliğinin sürdürülmesi, ABD ile Rusya arasında dengelerin korunması, Suriye özelinde arzu edilmeyen politik süreçlerin önlenmesi ve benzeri gereklilikler Türkiye’nin 2019’da yoğun ve zorlu bir diplomasi yürüteceğini göstermektedir.