Fırat’ın Doğusunda Güvenli Bölge mi; Yoksa Askeri Operasyon mu?

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 Ağustos 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından terör örgütü Partiya Yekîtiya Demokrat/Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) kontrolünde olan Fırat Nehri’nin doğusuna askeri harekât düzenleneceğini belirtti. Ayrıca Erdoğan, söz konusu operasyona ilişkin ABD ve Rusya’yla bilgi paylaşıldığını da duyurdu.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirileceği operasyonun ne anlama geldiğini değerlendirmek üzere alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinden alınan görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Hasan Selçuk KÖNİ (İstanbul Kültür Üniversitesi-Hukuk)

Fırat’ın doğusu konusunda yapılan müzakereleri alışveriş ilişkisine benzeten Prof. Dr. Hasan Selçuk Köni, “Teşbihte hata olmaz. Alışveriş esnasında taraflar, 100 TL’lik bir malın 150 TL olduğunu söylerler. Ancak anlaşma sağlanamazsa, söz konusu malın fiyatı 100 TL’nin de altına düşebilir. Türkiye de karşı tarafı ikna etmek için mevcut durumun en uç noktasını belirleyip pazarlığa oturmuştur. Rusya ve ABD’yle görüşülmüş, yapılacak harekâtın kapsamında anlaşılmış ve kamuoyuna da bu operasyonun sinyali verilmiştir. Benim düşünceme göre, Suriye’nin kuzeyine tamamen girip, oradaki ABD destekli oluşumların hepsini bir kenara itmek ihtimal dâhilinde değildir. Eğer bu yapılırsa, bu durum karşılıklı tavizlerin verildiğinin göstergesi olacaktır.” dedi.

Bölgenin terörden tamamen temizlenebilmesi için çok büyük bir operasyon yapılması gerektiğini de ifade eden Köni, “Böylesi bir adım, büyük tavizlerin verilmesi demektir. Tarafların risk alarak ciddi tavizler vermesi mümkün değildir. Öte yandan Suriye Krizi’nde göz ardı edilen İsrail faktörü de vardır. Tel Aviv, bahse konu ülkenin toprak bütünlüğüne karşıdır. Çünkü Suriye eski haline dönerse, İsrail bundan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle de taraflar arasında nasıl bir anlaşma olduğu hala belirsizliğini korumaktadır. Ancak Erdoğan’ın açıklamaları, bölgeye bir operasyonun gerçekleştirileceğini ve bu konudaki tavrımızın net olduğunu göstermektedir.” yorumunu yaptı.

Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN (ANKASAM Türk Dış Politikası ve Uluslararası Güvenlik Danışmanı)

Türk ve Amerikan heyetleri arasındaki “Güvenli Bölge” temalı görüşmelerin bir süredir devam ettiğini hatırlatan Dr. Öğr Üyesi Emre Ozan, “İlginçtir ki; S-400’lerin sevkiyatının başladığı sırada Trump yönetimi, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konusunda sessiz kalmış ve Güvenli Bölge meselesini gündeme getirmiştir. Bunun ardından da yoğun bir diplomatik temas başlamıştır. Bu durum, Türk-Amerikan ilişkilerinin S-400 meselesine indirgenemeyeceğini göstermektedir.” ifadelerini kullandı.

İki ülke arasında çok boyutlu ve karmaşık bir ilişkinin bulunduğunu söyleyen Ozan, “Suriye özelinde bakıldığında, iki tarafın hem çatıştığı hem de ortak çıkarlarda birleştiği konuların olduğu görülüyor. Güvenli Bölge tartışmalarında da Türkiye ve ABD prensipte uzlaşıya varmış durumdadır. Trump’ın Suriye’deki Amerikan askerlerini çekeceğini açıklamasından bu yana, söz konusu bölgenin oluşturulması için yapılan görüşmeler devam etmektedir.” dedi.

Prensip olarak uzlaşı sağlanmasına rağmen 3 konudaki anlaşmazlıkların sürdüğünü ifade eden Ozan, “Bunlar bahsi geçen bölgenin derinliğinin ne kadar olacağı, kim tarafından kontrol edileceği ve terör örgütü PYD’nin bahsi geçen bölgeden tamamen çıkıp çıkmayacağıdır. Türkiye açısından bölgenin derinliği müzakere edilebilir. Kontrolün Türk ve Amerikan askerleri arasında nasıl paylaşılacağı da pazarlık konusu olabilir. Ancak Ankara, terör örgütünün söz konusu bölgeden tamamen temizlenmesi konusunda ısrarcıdır. ABD’nin bu konularda sunduğu teklifler ise Türkiye’yi tatmin etmekten uzaktır. Bu nedenle de Ankara, Fırat’ın doğusuna gerçekleştirilecek operasyonu gündemde tutmaktadır. Askeri anlamda hazırlıkların tamamlandığı ve operasyona her an başlanabileceği, Erdoğan tarafından da ifade edildi. Müzakerelerden bir sonuç çıkmaması halinde Türkiye, bu operasyonu gerçekleştirecektir. Ancak Türk ve Amerikan heyetleri arasındaki görüşmeler, birkaç gün daha sürebilir. Bu görüşmelerin sonucuna göre, Türkiye’nin tavrı da netleştirecektir.” yorumunu yaptı.

Abdullah AĞAR (Güvenlik ve Strateji Uzmanı)

Operasyonunun Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin girişeceği en uzun soluklu askeri operasyon olabileceğini ifade eden Güvenlik ve Strateji Uzmanı Abdullah Ağar, “Teröristlerin direncine ve onları koruyan küresel güçlerin refleksine bağlı olarak sert bir mücadele olacaktır. ABD’nin örgüt üzerindeki himayesini devam ettirmesiyle, çok farklı senaryolar oluşabilir. Türkiye’nin ise harekâtı gerçekleştirirken kullanabileceği yarma, kuşatma veya mızrak olarak adlandırılabilecek çeşitli stratejileri bulunmaktadır.” dedi.

Operasyonun mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Ağar, “Bu harekât yapılamazsa, Türkiye parçalanabilir. Bu bir mecburiyettir. Türkiye’nin 35 yıllık terörle mücadele tecrübesi vardır. Söz konusu örgüt, Suriye ve Irak’ı parçalayacak bir güç bulursa, nihai olarak Türkiye’ye de yönelecektir. Dolayısıyla Fırat’ın doğusundaki terör organizasyonu, bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı bölmek istemektedir. Türkiye ise bölgede oynanan bu oyunu bozacaktır.” şeklinde konuştu.

ABD’nin ortaya koyduğu Güvenli Bölge’nin genişliğinin ve derinliğinin Türkiye’nin istediği Güvenli Bölge modeliyle uyuşmadığını söyleyen Ağar, Washington yönetiminin önerilerinin PYD’yi meşrulaştırmaya yönelik bir tuzak olduğunu iddia etti.

Umut ARIK (Emekli Büyükelçi)

Fırat’ın doğusuna gerçekleştirilecek operasyon hususunda Türkiye’nin sabırlı davrandığını dile getiren Emekli Büyükelçi Umut Arık, “Türkiye, bir süredir Fırat’ın doğusu ve Münbiç konusundaki gelişmeleri sabırla beklemiştir. Ancak ABD’yle yapılan müzakerelerden sonuç alınamamıştır. Bu nedenle de daha fazla vakit kaybetmeden bölgeye yönelik operasyonunun gerçekleştirilmesi gerekmektedir.” dedi.

Operasyonun olası sonuçlarına da değinen Arık, “Münbiç ve Fırat’ın doğusunda kontrol sağlandıktan sonra, Suriye Krizi’nin anayasal süreci kapsamında yapılan çalışmalar hız kazanacak ve bu konudaki faaliyetler, daha kolay ve düzenli bir şekilde yürütülecektir. Suriye’de sadece ABD, Rusya ve İran’ın desteklediği gruplar yoktur. Başka oluşumlar da vardır. Türkiye’nin operasyon kararıyla, Suriye’deki bu gruplar da anayasal sürece dahil olabilir. Bu ise Astana Süreci’nin Cenevre Süreci’yle birleşmesi anlamına gelecektir. Operasyon gerçekleştikten sonra, Suriye’de sükûnet sağlanacak ve mülteciler konusu, ciddi bir çözüme kavuşturulacaktır. Belki de uzun bir süre sonra, I. Dünya Savaşı’nda cetvelle çizilen sınırların ötesine geçilmiş olunacaktır.” yorumunu yaptı.

Celal KAZDAĞLI (Gazeteci)

ABD heyetiyle Güvenli Bölge konusunda yapılan görüşmelerin devam ettiğini belirten Gazeteci Celal Kazdağlı, “Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yönelik açıklamaları, başkentte devam eden görüşmeleri etkilemeyi amaçlamaktadır. Zira bu sözler, Türkiye’nin kararlı tavrını ortaya koymak ve ABD’yi taleplerimizi kabul etmeye zorlamak amacıyla dile getirilmiştir. Türkiye ise kararlılığını sadece Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarıyla değil; aynı zamanda bölgeye kuvvetlerini göndererek fiilen de göstermiştir. Yapılan görüşmelerde bizim istediğimiz şekilde bir sonuç alınmaması durumunda, müdahalenin gerçekleşeceğine dair net bir tutum ortaya konulmuştur.” dedi.

Mevzubahis meselenin ABD’yle görüşmeler yoluyla çözülmesinin çok zor olduğunu da öne süren Kazdağlı, “Öyle anlaşılıyor ki Türkiye, meseleyi kendi imkân ve karalarıyla, Rusya ve İran’la görüşerek çözecektir. ABD, PYD’yi korumak ve kendi koridorunu oluşturup onu muhafaza etmek amacıyla Güvenli Bölge kurmak istiyor. Ankara ise böyle bir şeye izin vermeyeceğini belirtiyor. Bu mesele, Washington tarafından Kürtlerin haklarının korunması şeklinde ifade edilse de böyle bir durum söz konusu değildir. ABD, PYD’yi bölgedeki hedeflerine ulaşabilmek için bir maşa olarak kullanmaktadır.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirilecek operasyon konusunda vakit kaybetmemesi gerektiğini söyleyen Kazdağlı, “Bölgede bir terör koridorunun oluşması, ülkemizin aleyhine olacaktır. Ayrıca Türkiye, Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını korumak ve Irak’taki pozisyonunu kaybetmemek için de bu operasyonu gerçekleştirmelidir. Burada Türkiye, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’yle (IKBY) yakın bir işbirliği içerisinde olmalıdır. Hedefimizin Kürtler değil; doğrudan ABD’nin stratejileri olduğunun gösterilmesi gerekir.” yorumunu yaptı.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZİ TAKİP EDİN

3,016BeğenenlerBeğen
231TakipçiTakip Et
2,560TakipçiTakip Et
267AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz