Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi

Erdoğan’ın Tahran Ziyaretinin Önemi Ve İran Basınındaki Yansımaları

 

Erdoğan’ın Tahran Ziyareti ve Bu Ziyaretin İki Ülke Açısından Değerlendirilmesi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki kalabalık heyet 4 Ekim 2017 tarihinde, İran’ın başkenti Tahran’a önemli bir ziyarette bulunmuştur. Erdoğan, gerçekleştirilen bu ziyarette İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dini Lider Ali Hamaney ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmiştir. En son 2015 yılının Nisan ayında gerçekleştirilen tartışmalı ziyaretten iki yıl sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hassas konjonktürde yaptığı İran seyahati; “Tahran-Ankara ilişkilerinde ve bölgesel dengelerde yeni bir ufuk ve yakın işbirlikteliği arayışı”1 olarak değerlendirmek mümkündür.

İlk olarak Cumhurbaşkanlığı tarafından Sadabat Sarayı’nda resmi bir törenle karşılanan Erdoğan ve beraberindeki heyet, burada Hasan Ruhani ve çalışma ekibi ile bir dizi görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelerde; ikili münasebetler, bölgesel işbirliği ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi(IKBY) tarafından alınan bağımsızlık referandumu kararı gibi konuların masaya yatırıldığı belirtilmiştir. Bahsi geçen görüşmelerin ardından Türkiye ve İran arasında imzalanan dört yeni işbirlikteliği mutabakatı açıklanmıştır. Söz konusu mutabakatlarla, Türkiye ve İran arasındaki ticari ilişkilerde iki ülkenin milli para birimlerinin kullanılmasına ve bankacılık sektörünün geliştirilmesine, sınır kapılarının çalışma saatlerinin 24 saate çıkarılmasına ve iki ülkenin resmi yayın kuruluşları ile Devlet Arşivleri arasındaki işbirlikteliğinin artırılmasına karar verilmiştir. Görüşmelerin ardından Erdoğan ve Ruhani’nin düzenlediği ortak basın toplantısında ön plana çıkan en önemli açıklama ise IKBY tarafından gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu tartışması olmuştur. Bu kapsamda her iki lider, IKBY tarafından gerçekleştirilen referandumun “kabul edilemez ve gayri meşru” olduğunu ilan ederken, Erdoğan; “İsrail istihbaratıyla masaya oturarak alınan kararlar meşru olamaz” şeklinde sert bir açıklamada bulunmuştur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hasan Ruhani ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından Dini Lider Ali Hamaney ile de bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmede de ön plana çıkan en önemli konu yine IKBY tarafından gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu olmuştur. Nitekim Ali Hamaney; IKBY’nin gayrimeşru referandumuna karşı İran ve Türkiye’nin işbirliğinin önemine değinerek, “Yabancı güçler ve özellikle Siyonist rejim, yeni bir İsrail kurmak suretiyle, bölgede ihtilaf ve çatışma oluşturmanın peşinde” şeklinde konuşmuştur. Her iki liderin de IKBY’deki referandum konusunda “İsrail/Mossad” vurgusu yapması, gözlerden kaçırılmaması gereken bir unsur olarak değerlendirilmelidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en son 2015 yılının Nisan ayında gerçekleştirdiği ve İran’da birçok tartışmaya sebep olan resmi ziyaretinin ardından, Ekim 2017’de gerçekleştirdiği bu kapsamlı ziyaret; iki yıl içerisinde Ankara-Tahran ilişkilerinde gerçekleşen değişim ve dönüşüm iradesini göstermektedir. Söz konusu görüşmeler, bölgede yaşanan krizlere paralel olarak Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin değişken bir yapıya sahip olduğunun, ancak iki ülkenin bölgesel krizlere ve ortak tehdit algılamalarına karşı aynı zeminde buluşabileceklerinin en somut göstergesidir. IKBY tarafından gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu, Suriye konusundaki Astana süreci ve Türkiye-Rusya-İran arasındaki üçlü ittifak ile bölgede yaşanan diğer krizlere karşı hedeflenen bölgesel işbirliği gibi başlıklar düşünüldüğünde; söz konusu  ziyaretin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca iki ülkenin 1979 yılında gerçekleşen İran İslam Devrimi’nden bu güne dek ilk defa Genelkurmay Başkanlığı düzeyinde gerçekleştirdiği karşılıklı ziyaretleri ve bölgedeki krizlere karşı Ankara-Tahran askeri işbirliği yorumları da bu ziyaretin önemini artıran unsurlardan bir tanesi olarak değerlendirilebilir.

Gerçekleştirilen bu ziyaretlerin ardından İran ve Türkiye arasındaki bu işbirlikteliğinin daha uzun bir sürece yayılması ve böylelikle ülkelerin birbirine duyduğu güvenin sürekliliğinin sağlanması yönünde gayret göstermesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bölgesel dengelerin ve bölgedeki sorunların yine bölge ülkeleri aracılığıyla çözüme kavuşturulması açısından da iki ülke oldukça kritik bir noktadadır. Tahran açısından değerlendirildiğinde, gerçekleştirilen görüşmeler ve yapılan ortak açıklamalar; “İran’ın bölgede yoğun bir işbirliği arayışı içinde olduğu ve yalnız hareket etmediği” algısı ile ülkenin, bölgesel ve uluslararası kamuoyuna vermek istediği mesaj açısından da bir hayli önemlidir.

Özet olarak Türkiye ve İran arasında zamanlaması ve içeriği bakımından oldukça kritik olan bu görüşmelerde; ekonomik konularda varılan mutabakatlar sonucunda iki ülkenin karşılıklı ticari faaliyetlerini artırma hedefleri ortaya konmuş ve bu hedefler doğrultusunda yeni işbirliği alanları belirlenmiştir. Bölgede yaşanan krizler ve ortak tehdit algılarının; iki ülkeyi birbirine yakınlaştıracağı ve bölgedeki krizlerin çözümünde Ankara-Tahran temaslarının artmasını sağlayacağı öngörülebilir. Bu iki önemli bölge ülkesinin arasında cereyan edecek olumlu gelişmelerin, bölgesel krizlerin çözümünde ve bölge barışının tesisinde de büyük bir öneme haiz olacağı unutulmamalıdır.

Daha önceki tecrübelerden yola çıkarak, farklı bir parantez açıp iki ülke arasındaki ilişkilerin bölgesel dinamiklere göre hızlı bir şekilde değişebildiğini ve bu yakınlaşmanın “uzun vadeli kesin bir anlaşma” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de belirtmekte fayda vardır. Zira birçok farklı stratejiyi içerisinde barındırmaya mahir olan İran diplomasisi, ilerleyen süreçlerde Erbil ile ilişkilerinde yumuşama yoluna gidebilir ve Türkiye bu sert açıklamalarının ardından referandum öncesindeki ilişkilerinin seyrine bir daha dönemeyebilir. Her iki ülke de büyük bir oranda Kürt nüfusu barındırmalarına ve PKK/PJAK gibi terör örgütleriyle uğraşmalarına rağmen, IKBY referandumu; “Türkiye’nin Yumuşak Karnı” olarak nitelendirilirken, İran’ın, bu süreçte Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmaktan öte bir amacının olmadığı düşünülebilir. Bu nedenle, iki ülkenin de bahsi geçen süreçte birbirine olan güvenlerini tazeleyecek adımlar atmasının, ilişkilerin olumlu seyri açısından son derece önemli olduğunu belirtmekte fayda vardır.

Erdoğan’ın Tahran Ziyaretinin İran Basınındaki Yansımaları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 4 Ekim’de gerçekleştirdiği Tahran ziyareti, İran basınında geniş yer bulmuştur ve hem reformist hem de muhafazakâr kökenli gazetelerin ilk sayfalarında ikili görüşmelere geniş yer verilmiştir. Gazete manşetlerinde öne çıkan yorumlar ise çoğunlukla, IKBY’nin referandum kararı ile ilgili iki ülkenin ortak tutum ve bu işbirliği içerisinde olması yönünde duyulan memnuniyetle ilgili olmuştur. Erdoğan’ın gerçekleştirdiği geniş kapsamlı seyahat, İran kamuoyunda 2015 yılındaki tartışmalara vesile olan ziyaretin ardından olumlu karşılanmış ve iki ülkenin işbirliği açısından olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran ziyareti ile ilgili İran’daki önemli bazı gazetelerin manşetleri/yorumları şu şekildedir:

  • Hamaney’in Erdoğan ile yaptığı görüşmede sarf ettiği sözlere yer veren muhafazakâr Keyhan Gazetesi bu görüşmeyi; “IKBY referandumu bölgeye ihanet ve geleceğe tehdittir.” başlığı ile okurlarına duyurdu. Ayrıca Hamaney’in “Siyonist Rejim ikinci bir İsrail’in Peşinde” sözlerine de yer verdi.
  • Reformist bir çizgide olan Şark Gazetesi ise Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kuzey Irak’a daha sert tedbirler yoldadır.” sözlerine değinerek görüşmeleri okurlarına sunmuştur.
  • Yine reformist kanada ait olan İtimad Gazetesi; Erdoğan’ın Tahran ziyaretini “Eski Rakiplerin İttifakı” başlığı ile ele almıştır.
  • İran ve İttilaat Gazeteleri; görüşmeler esnasında Hamaney’in sözlerini başlıklarına taşımış; “Siyonist rejim yeni İsrail oluşturma peşinde” ifadelerine yer vermiştir.
  • Arman Gazetesi ise Erdoğan tarafından gerçekleştirilen bu ziyareti; “Sadabat Sarayı’nda İran ve Türkiye’nin İttifakı” manşetiyle ele almıştır.
Yazarın diğer yazıları