Erdoğan’ın Almanya Ziyareti: Yeni Bir Stratejik Açılım mı?

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in daveti üzerine Almanya’yı ziyaret edecek olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27-29 Eylül 2018 tarihleri arasında Berlin’de temaslarda bulunacak. Avrupa’da İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın arttığı son dönemde gerçekleşecek olan görüşme; iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi adına önem arz ediyor. Söz konusu toplantıda siyasi ilişkilerin yanı sıra ekonomik meselelerin de ele alınması bekleniyor.

Bu kapsamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine ve iç siyasetindeki gelişmelere karşı önyargılı bir tavır sergileyen Almanya’nın bu davetinin ne anlama geldiğini ve Ankara-Berlin ilişkilerinin geleceğini tartışmaya açarak alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Sencer İMER (ANKASAM Başdanışmanı)

Prof. Dr. Sencer İmer, Almanya’nın şu an dış politikasında ciddi değişikliklere gittiğini belirterek bu noktada AB’nin bazı ülkelerinin de Almanya’yla beraber hareket ettiğine dikkat çekti. Konuyla ilgili İmer, “Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerini yeniden ele alma ihtiyacı hissediyor ve ‘Biz İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savunmamızı ABD’ye vermiştik, NATO çerçevesinde güvendeydik’ diye düşünürken şimdi Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın ifadesiyle ‘Yılanın önündeki tavşan gibi olmaktan bıktık’ diyor.” ifadelerini kullandı. Bu kapsamda İmer, Almanya’nın yaşadığı değişimin stratejik bir değişme olduğunu kaydederek Berlin’in bu değişimi Trump yönetimiyle ilişkilendirmediğini ifade etti. Berlin’in kendi savunmasını yapmak ve dış ticarette de başka partnerlere ağırlık vermek istediğini belirten İmer, göç hareketleriyle ilgili olarak Washington’un yaptığı birçok askeri harekatın özellikle Asya, Afrika ve Ortadoğu’da Almanya’nın çıkarlarına ters düştüğünü söyledi. İmer, “Söz konusu bölgeler karıştığında oluşan göç hareketi Berlin’i tehdit ediyor. O halde yapmaları gereken iş; göçü engellemek ve bunun için bölgelerin kalkınmasını temin etmektir.” diyerek Almanya’nın bu hedefi doğrultusunda Çin’in “Kuşak ve Yol Projesini” desteklediğine dikkat çekti. Asya’dan gelecek göçlere karşı Almanya’nın kendisini bu şekilde koruduğunu ifade eden İmer, “Türkiye’nin de bu geçiş yolu üzerinde olması dolayıyla ikili ilişkiler de önem kazanmış oluyor.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin şu anda iktisadi problemleri olduğunu kaydeden İmer, Suriye’den gelen göçü işaret ederek “Türkiye, 4 milyonun üzerinde mülteci barındıran bir ülke olarak AB’den 3 milyar euroluk bir destek alması gerekiyordu. Ancak Erdoğan’ın ifadesine göre bunun ilk 1,7 milyar eurosu ödenmiş; ilave 3 milyon euroluk bir söz daha vardı ve o da henüz yerine getirilmiş değil. Bunların yapılacak görüşmede dile getirileceğini ve Almanya’nın da bunu destekleyecek bir tavır içinde olacağını düşünüyorum.” dedi. Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’deki (BM) konuşmasında da dış politikada birtakım değişikliklere gitme yolundaki açıklamalarını hatırlatan İmer, “Almanya ile Türkiye’nin çıkarlarının politika değişimi konusunda örtüştüğünü görüyoruz. Bu da yakınlaşmanın stratejik sebebini teşkil ediyor. Almanya, bu kalıcı ilişkiyi iyi şekillendirmek istiyor ve bunu yaparken de demokratik, kendi sistemine uygun, insan haklarına riayet eden güçlü bir Türkiye görmek istiyor.” sözlerini kaydederek bu ziyaretten önemli sonuçlar çıkacağı öngörüsünde bulundu.

Prof. Dr. Mustafa Nail ALKAN (ANKASAM Avrupa Birliği Danışmanı)

Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, bu ziyaretin resmi nitelikte olduğunu belirterek zamanlamasının da oldukça önemli olduğunu kaydetti. Alkan, “AB-ABD ilişkileri iyi gitmiyor. Geçenlerde Almanya, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’yla (TCDD) bir anlaşma yaptı ve bu kapsamda demiryollarının modernize edileceği ifade edildi. Yani siyasi ilişkiler olumsuz olsa da ekonomik ilişkiler devam ediyor.” açıklamasında bulundu. Diğer taraftan Almanya’da mültecilere karşı muazzam bir tepki olduğunu kaydeden Alkan, Chemnitz’deki olaylardan sonra yabancı düşmanlığı söylemlerinin arttığını hatırlatarak Hristiyan Demokrat Parti’nin Almanya Başbakanı Angela Merkel’e karşı olumsuz bir tutum takındığını ve ülkede ‘Merkel’in yavaş yavaş sonunun geldiği’ yönünde bir düşüncenin hâkim olduğunu dile getirdi. Alkan, “Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da mültecilerle ilgili birçok sorun yaşanıyor. Berlin, yeni bir mülteci akınının altından kalkabilecek durumda değil ve Türkiye’ye ihtiyacı var. Bu kapsamda Erdoğan’ın söz konusu ziyaretinin olumlu geçeceğini düşünüyorum.” diyerek tarafların ilişkileri normalleştirmeye çalıştıklarını ifade etti. Türkiye’de 7 bin Alman şirketin bulunduğunu da vurgulayan Alkan, bu şirketlerin de istikrarlı bir Türkiye istediğini kaydederek Türkiye’nin güçlenmesinin Almanya’nın da avantajına olacağını söyledi.

Alkan, AB sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak şu an Avusturya’nın dönem başkanlığı olması nedeniyle üyelikle ilgili bir gelişme beklemediğini belirtti. Avusturya’nın çok açık ve net bir biçimde Türkiye aleyhtarlığı yaptığını ifade eden Alkan, “Şu an değil ama belki ocaktan itibaren AB süreci için olumlu bir gelişme yaşanabilir.” sözlerini kaydetti.

Doç. Dr. Cem KARADELİ (Ufuk Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Prof. Dr. Cem Karadeli, Türkiye’nin şu an ki dış politikasına baktığımız zaman Suriye, Iraklı Kürtler ve terörizmle ilgili konularda müttefiklik ihtiyacı içinde olduğunu ve bunun da bir sonucu olarak Almanya’yla bir yumuşama döneminin başlamasının taraflar için rahatlatıcı bir unsur olacağını dile getirdi. Karadeli, “Hem Türkiye’nin ABD’den bağımsız Ortadoğu politikalarını destekler biçimde bir hak arayışı içine girmesi hem de şu an içinde bulunduğumuz ekonomik ilişkileri ilerletmek için Alman firmalarına ve Alman ekonomisine açılması, ziyaretin ana temalarını oluşturacaktır diye düşünüyorum.” açıklamasında bulundu. 15 Ekim tarihinden sonra Rusların silahlarını İdlib’den çekeceklerini kaydeden Karadeli, Türkiye’nin oradaki pozisyonuna Avrupa’dan güçlü bir devletin destek vermesi açısından Almanya’yla görüşmelerin önemli olacağını ifade etti.

Öte yandan göç ve mülteci yardımlarının görüşmelerde ikinci planda kalacağını öngören Karadeli, “Çünkü İdlib’in kuzeybatısında bir mülteci kampı kuruluyor ve bölgede halkın Türkiye’ye geçmeden orada kendi imkanlarıyla hayatlarını sürdürebilecekleri, göç ve ekonomik anlamda daha az zorlayıcı bir yöntem deneniyor. Ama görüşmelerin genel yöneliminden bir çıkarım yapılabilir.” dedi.

Aydın NURHAN (Emekli Büyükelçi)

Emekli Büyükelçi Aydın Nurhan, Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin AB ile ilişkiler anlamında doğrudan bir gelişmeye sebebiyet vermeyeceğini ifade ederek “AB alacak gibi yapıyor, Türkiye de birliğe girecek gibi yapıyor. Bunu genel bir prensip olarak oturtmak lazım.” sözlerini kaydetti. Ayrıca Avrupa’nın Türkiye’nin terörist olarak nitelendirdiği insanlara ev sahipliği yaptığını söyleyen Nurhan, bu konuda bir taviz vermelerini beklemenin gerçekçi olmayacağını dile getirdi. Nurhan, “Tüm bunlara rağmen yakınlaştırıcı bir faktör var; o da Türk ekonomisinin tehlike sinyali. Almanya bundan korkmuş durumdadır. Hatta Washington’dan kaynaklı ise ABD nezdinde girişimde bulunmayı bile düşünmüştür. Çünkü Türk-Alman ve Türk-AB ekonomileri o kadar entegre ve o kadar iç içe ki, Türkiye’ye kredi açan İtalyan ve İspanyol bankaları, Alman firmaları ciddi şekilde etkilenecekler.” diyerek Türkiye’ye bir şey olursa bundan tüm dünyanın zarar göreceğini vurguladı. Özellikle Türk ekonomisindeki menfi durumun gelişmekte olan ekonomilere de yansımaya başladığının altını çizen Nurhan, “Almanya’nın asıl derdi ekonomidir. Türk demokrasisi, Partiya Karkerên Kurdistanê-Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ya da Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) değildir. İlişkileri düzeltelim meselesi iktisatla başlayacak ama bu siyasette yumuşamayı da getirebilir.” açıklamasında bulundu.

AB’nin Ankara’ya mülteciler konusunda verdiği mali yardım sözünü tutmadığını hatırlatan Nurhan, “Bahaneler öne sürmeden paranın bizim istediğimiz koşullarda verilmesi gerekiyordu.” dedi. Diğer yandan iki liderin göçmenlerin AB’ye geçişi meselesini de ele alacaklarını öngören Nurhan, İdlib’in bir diplomasi başarısı olduğunu kaydederek ilerleyen dönemlerde belki Suriye konusunda istikşafi görüşmelerin yapılabileceğini de sözlerine ekledi.

Hüseyin GÖKÇE (Dünya Gazetesi-Ankara Haber Müdürü)

Hüseyin Gökçe, “Avrupa” deyince ekonomik gücü itibariyle akla gelen ilk ülkenin Almanya olduğunu dile getirerek “Berlin’in karar alma süreçlerindeki etkisini göz önünde bulundurduğunuzda önemi ortada.” ifadelerini kullandı. Türkiye ile Almanya ilişkilerinin sıkıntılı olduğu dönemde bile bu durumun geçici olduğunu kaydeden Gökçe, belirli konjonktürel olayların etkisiyle gerginlikler yaşanabileceğini; ancak ticari ilişkiler açısından düşünüldüğünde iki ülkenin birbirleri açısından vazgeçilmez olduğunu belirtti. Ayrıca Gökçe, diplomasinin; “küstük, ayrılıyoruz” ilişkisi olmadığını hatırlatarak “Ankara-Berlin hattında bir kazan-kazan ilişkisi bulunuyor. Son gelişmeleri bu şekilde değerlendirmek gerekiyor.” dedi.

Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin de içinde olduğu bölgesel gelişmelerin gerisinde kaldığını vurgulayan Gökçe, bu kapsamda Almanya’nın Ankara üzerinden olaylara müdahale etme anlamında da iyi geçinme politikası izlediğini söyleyerek “Bu sadece göçle ilgili değil, bölgede farklı dengeler söz konusu. AB ve Almanya, Türkiye gibi etkin bir devletle arasını iyi tutarak kendilerine de fayda sağlamayı amaçlıyor.” sözlerini kaydetti.

Yazarın diğer yazıları