Dördüncü Raunt: Finansın Mozart’ı Karşısında Sarı Yelekliler

En Marche”(Yürüyüş Hareketi) ile merkez sağ ve merkez solu saf dışı bırakarak Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron, merkez ağırlıklı politikalar izleyeceğini göreve başladığı andan itibaren açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle de Macron, küresel medyanın da dâhil olduğu kesimler tarafından partiler üstü bir lider olarak lanse edilmiştir. Aşırı sağ politikaların temsilcisi olan Marine Le Pen’e karşı, seçimlerin ikinci turunda büyük bir farkla zafer kazanarak Napoleon Bonapart’tan sonra ülkenin en genç cumhurbaşkanı olması da Macron’un popülaritesine ayrı bir katkı sunmuştur. Peki, “Finansın Mozart’ı” lakabıyla anılan Fransa Cumhurbaşkanı’na olan halk desteğinin %26’lara kadar düşmesine yol açan eylemlerin temelinde neler yatmaktadır?

Fransa’daki eylemlerin başlangıç noktasını akaryakıt fiyatlarına yapılan zam oluştursa da sorunun kaynağının çok daha derin bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Burada sorunun derinliğini, küreselleşme dalgasının yarattığı neoliberal ekonomi politikalarıyla açıklamak, eylemlerin arkasında yatan temel nedenleri göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Bilindiği üzere, 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi ve buna bağlı olarak gerçekleşen ekonomik durgunluk, Keynesyen ekonomi politikalarının eleştirilmesi sonucunu doğurmuş ve devletin sosyo-ekonomik pozisyonunun ciddi biçimde sorgulanmasına sebep olmuştur. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisinin benimsenmesi, devletin piyasadaki yerinin ve rolünün küçültülmesi ve kamunun faaliyet alanının daraltılması gibi uygulamalara geçilmesi gerektiği fikri ön plana çıkmış ve “Keynesyen sosyal refah devleti” anlayışı, yerini neoliberal düşüncelerle şekillenen küreselleşmeci politikalara bırakmıştır.

Madalyonun olumlu tarafını ele alan küreselleşme yanlılarının, mevcut politikalar ile az-gelişmiş ülkeler arasındaki pozitif yönlü ilişkiyi; finansal olanakların aktarımı, yüksek kalite ve teknolojik ürüne ulaşma, pazar sahası olma gibi savlar üzerinden açıklamaya çalıştıkları görülmektedir.  Buna karşılık küreselleşmenin yarattığı olumsuz etkiyi öne çıkaran grup ise neoliberal politikaların yarattığı dengesizliklere dikkat çekmektedir. Bu görüşe göre; büyüme sahası, yeni fırsatlar ve yüksek yaşam standartları gibi durumlar, sistem üzerinde dengeli bir gelir dağılımının oluşturulmasını engellemekte ve toplumların çeşitli kesimleri arasındaki farklar gün geçtikçe daha da belirginleşmektedir. Dolayısıyla bahsi geçen olguların tüm insanlığın ortak faydasına sunulmaması, küreselleşmeyi eleştirenlerin üzerinde durduğu en önemli noktadır.

Günümüzde neoliberal ekonomi politikalarının ortaya çıkarmış olduğu sıkıntılar göz ardı edilemeyecek  seviyeye ulaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkeler karşısında daha da güçlendiği, emek gücünün ise sermayeye oranla daha da zayıfladığı bir durum söz konusudur. Diğer taraftan asıl ilgi çekici olan ise son yıllarda neoliberal ekonomi politikalarının demokrasinin beşiği olarak bilinen gelişmiş Avrupa toplumlarında yarattığı olumsuz etkidir. Çünkü neoliberal ekonomi politikalarının yarattığı mevcut düzende, gelir adaletsizliği somut bir gerçeklik halini almıştır. Aynı zamanda yakın geçmişteki 2008 Krizi’nde de görüldüğü üzere, yaşanan krizlerin aşılması için uygulanan kemer sıkma politikaları, toplumsal norm ve değerlerin aşınması riskini de beraberinde getirmektedir.

İşte Fransa’da yaşanan olayları da bu pencereden değerlendirmek, sorunun çerçevesinin daha net çizilmesine yardımcı olmaktadır. Bu anlamda protestocular tarafından Fransız yetkililere iletilen 42 maddelik talep listesi de oldukça önemlidir. Eylemcilerin yaklaşık 30 bin kişiye yaptıkları anketlerden çıkan talepler doğrultusunda oluşturdukları bu listede, “asgari ücretin yükseltilmesi, gelir vergisinin kademeli olması, sosyal güvenlik uygulamasının eşit olması, maaşların ve sosyal yardımların enflasyona endekslenmesi, büyük şirketler için vergi indiriminin kaldırılması, kemer sıkma politikalarına son verilmesi, küçük esnafın korunması, dayanışmacı emeklilik anlayışı...” gibi çeşitli istekler yer almaktadır. Bahse konu olan taleplerden de görülebileceği üzere mevcut durum, “vatanseverlik milliyetçiliğin zıttıdır” veya “yükselen milliyetçilik küresel refahı tehdit etmektedir” gibi söylemler kullanan Finansın Mozart’ı Macron’a karşı, sadece aşırı sağcıların sokağa çıktığı gösterilerden ibaret değildir.

Diğer taraftan kırsal kesimde yaşayan halkın,  protestolara aktif katılım gösterdiği ve bu bölgelerde Le Pen’in oy oranının yoğunlukta olduğu tezi ileri sürülerek eylemlerin direncinin kırılmaya çalışıldığı da bir gerçektir. Nitekim kırsal kesimlerin uygulanan ekonomi politikaları neticesinde beklenen refah seviyesine ulaşamadığı ortadadır. Macron’un iktidara gelmesinin ardından kamusal hizmetlerin kaldırılması, artan hayat pahalılığı ve insanları işten çıkarmayı kolaylaştıran yasa tasarısının kanunlaşması gibi gelişmeler ise bu bölgelerde hayatlarını sürdüren insanların eylemlere destek vermesine yol açmıştır. Dolaysıyla Fransa’daki mevcut ekonomik ve siyasal düzenden rahatsız olan tüm kesimlerin protestolara desteklediği ifade edilebilir. Kısacası eylemlerin toplumsal tabanı, öne sürüldüğü gibi homojen olmayıp heterojen bir yapıya sahiptir.

Yukarıda bahsedilen tespit ve yorumlara ek olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un AB bünyesinde kurulmasını önerdiği “Avrupa Ordusu” fikrini açıkça deklare etmesi ile gerçekleşen protestoları ilişkilendiren görüşler de vardır. Söz konusu eylemlere katılanlar arasında bu düşünceyle hareket eden kişiler bulunsa da gösterilerin ekonomik sorunlardan bağımsız olarak değerlendirilmesi eksik bir okuma olacaktır. Zira Fransız toplumunun geniş bir kesiminin ekonomik gidişattan memnuniyetsiz olduğu gün gibi ortadadır.

Özetle, neoliberal politikalar neticesinde gelir dağılımındaki adaletsizliğin hissedilir boyuta ulaşması ve belirli bir azınlığın gelir-servet sarmalından büyük paylar alması; genel olarak Avrupa’da, özelde ise Fransa’da toplumsal dengeleri alt üst edecek bir süreci başlatmıştır. Bu sebeple “AB içesinde daha güçlü ve etkili bir Fransa” vaadiyle yola çıkan Macron’un işi hiç de kolay olmayacaktır. Nitekim Avrupa’da merkez siyasetin çöküş sürecine girdiği yönündeki söylemlerin giderek artmasına paralel olarak söz konusu eylemlerin ekonomik sorunlarla yüzleşen İtalya ve İspanya gibi diğer Avrupa ülkelerine de sıçraması muhtemeldir. Avrupa’nın böyle bir durumla karşı karşıya kalması ise sistemsel bir krizi de beraberinde getirebilir.

Dr. Öğr. Üyesi Fatma Anıl ÖZTOP
Kocaeli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi.1983 Adana doğumlu olan Dr. Öğretim Üyesi Fatma Anıl Öztop, Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2007 yılında mezun oldu. 2010 yılında “Türk-İngiliz İlişkileri (1939-1945)” üzerine yaptığı çalışmayla Fırat Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisansını tamamlayan Öztop, aynı yıl Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora programına kabul edildi. “Karar Birimlerinin Dış Politika Yapım Sürecinin İşleyişine Etkileri: Türk Dış Politikası Örneği” adlı çalışmasıyla 2016 yılında doktorasını tamamladı. 2011 yılında Fırat Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Uzman olarak göreve başlayan Öztop, bu görevini 2016 yılına kadar sürdürdü. Kasım 2016’dan itibaren Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya devam eden Öztop, evli ve iki çocuk annesidir.