Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin Stratejisi  

Doğu Akdeniz, sahip olduğu enerji kaynaklarıyla uluslararası siyasetin gündemindeki ağırlığını artırmaktadır. Keşfedilmiş ve henüz keşfedilmeyi bekleyen doğalgaz kaynakları pek çok devletin ve petrol şirketinin ilgisini çekmekte ve Doğu Akdeniz, yeni bir rekabet alanı haline gelmektedir.

Bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye’yi denklemin dışına itmeye çalışan girişimlerin arttığını göstermektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, yanlarına İsrail ve Mısır’ı da alarak bölgede bir blok oluşturmaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz günlerde, adı geçen bu dört ülkeye ek olarak İtalya, Ürdün ve Filistin’in katılımıyla Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulmuş olması ortaya çıkan bu bloğu gözler önüne sermektedir.

Doğu Akdeniz’in önemini artıran bir diğer gelişmeyse Suriye İç Savaşı’nda sona gelinmesidir. Savaşın yarattığı belirsizlik ve istikrarsızlık nedeniyle enerji yatırımları yavaşlamıştır. Belirsizlikler ortadan kalktıkça yatırımlar, pazarlıklar ve işbirliği arayışları artmaktadır. Böylece, nüfuz mücadelesi Suriye’den Doğu Akdeniz’e doğru kaymaktadır.

Suriye’de oluşacak yeni siyasal yapılanma ve güç dağılımı, bölgedeki enerji kaynaklarının kimler arasında ve nasıl paylaşılacağını belirleyecek bir potansiyele sahiptir. Herhangi bir küresel ya da bölgesel aktörün Suriye’de elde edeceği bir nüfuz ve etki, bu aktöre Doğu Akdeniz denkleminde avantaj kazandırabilecektir. Bu nedenle, pek çok aktör, Suriye’de nihai çözümün kendi çıkarlarına uygun şekilde gerçekleşmesi için çabalamaktadır. Kısacası, Doğu Akdeniz’deki enerji meseleleriyle Suriye’deki savaşı birbirinden ayrı ele almak kolay değildir.

Türkiye açısından Doğu Akdeniz son derece kritik bir sorun yaratmaktadır. Birincisi, Suriye’deki kriz, Türkiye’nin güneyinde Akdeniz’e dek uzanan bir terör koridoru oluşması riskini ortaya çıkarmıştır. Türkiye, son yıllarda izlediği, sınırlarının ötesinde başlayan güvenlik stratejileriyle bu risklerin önüne geçmeyi büyük ölçüde başarmıştır.

İkincisi, Türkiye’nin enerji güvenliği ve bir enerji koridoru olmayı hedefleyen politikaları açısından Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ciddi riskler yaratmaktadır. Türkiye bu alanda tek taraflı girişimlere itiraz etmekte ve oldubittilerin önüne geçmeye çabalamaktadır.

Üçüncüsü, Doğu Akdeniz Kıbrıs sorunu bağlamında büyük önem taşımaktadır. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının korunması Türkiye’nin önceliklerinden biridir. Türkiye’nin uzun yıllardır temel dış politika sorunlarından biri olan Kıbrıs sorunu halen çözümsüz bir vaziyettedir ve yaşanan gelişmeler çözüm için herhangi bir umut doğurmamaktadır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de şu ana dek izlediği politika herhangi bir oldubittiye izin vermemek ve tek taraflı hamlelerin önüne geçmek biçimindedir. Bu politikanın özellikle Suriye bağlamında başarılı olduğu söylenebilir. Suriye’nin kuzeyinde, sınır hattı boyunca uzanan bir terör koridoru Türkiye tarafından de facto bir güvenli bölgeye dönüştürülmüştür. Bu güvenli bölge son zamanlarda Fırat’ın doğusuna taşınmak istenmektedir. Bu sayede, ABD’nin birtakım devlet-altı yapılarla işbirliğine dayanan, Basra’dan Akdeniz’e uzanan bir enerji hattı oluşturma çabası önlenmiştir.

Türkiye’nin Suriye’de izlediği strateji ABD’yi bu çabadan vazgeçmek ya da en azından bir süreliğine ertelemek zorunda bırakmıştır. ABD’nin Suriye’den askerlerini çekiyor olması, bölgede Türkiye ile daha yakın bir işbirliğine gideceği anlamına gelmektedir. Bu gelişmeler her ne kadar halen belirsizliğini koruyor olsa da uluslararası toplumun Türkiye’nin kararlılığını görmüş olduğu söylenebilir.

Türkiye aynı kararlılığı Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinde de göstermektedir. Bir süredir, ihtilaflı parsellerde gerçekleştirilmek istenen araştırma faaliyetleri Türkiye tarafından önlenmiştir. Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kurulması sonrasında, geçtiğimiz günlerde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında konu gündeme gelmiş ve Türkiye tüm tedbirleri almaya devam edeceğini açıklamıştır. Türkiye, meseleye yüksek bir önem verdiğini ve ulusal güvenlik sorunu olarak ele aldığını uzun bir süredir göstermektedir.

Bugüne dek, tek taraflı girişimlerin önüne başarıyla geçilmiştir. Ancak bu strateji geçici bir çözüm sağlayabilir. Türkiye uzun vadeli ve sürdürülebilir bir politikaya ihtiyaç duymaktadır. Bu politika Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye’nin doğalgaz arama çalışmaları, bölgeden çıkarılacak gazın hangi güzergâh üzerinden dağıtılacağı, Türkiye’nin genel anlamda enerji politikaları, devam eden süreçte hangi bölgesel ve küresel aktörlerle işbirliği yapılacağı vb. meselelere yanıt veren kapsamlı bir politika olmalıdır.

Bu politikanın planlanmasında en ciddi sorun bölgesel ve küresel aktörlerin belirlenmesidir. Türkiye, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan hemen hemen tüm ülkelerle ciddi dış politika sorunları yaşamaktadır. İsrail, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs bir enerji bloğu oluşturma çabasına girmişlerdir ve bu ekseni Türkiye’yle ilişkilerinde bir koz olarak kullanmaktadırlar. Türkiye bu bölgesel aktörlerle haklı ve anlaşılabilir nedenlerle uzlaşmazlıkları yaşıyor olsa da bütün bu sorunlar Türkiye’yi Doğu Akdeniz enerji denkleminde yalnızlaştırmaktadır.

Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında en önemli ortaklarından Katar bile Doğu Akdeniz doğalgazına ilgi göstermekte ve Güney Kıbrıs’la ortak biçimde araştırma faaliyetlerinde bulunmaktadır. Bu husus, Türkiye’nin bölgesel ortaklar bulmasının ve bu ortaklara güven duymasının zorluğunu göstermektedir. Bölgenin içinde bulunduğu konjonktür Türkiye’nin işini bir hayli zorlaştırmaktadır.

Doğu Akdeniz politikasında küresel ortakların belirlenmesi de ciddi zorluklar getirmektedir. Türkiye uzun bir süredir ABD ve AB ile sorunlu ilişkiler yürütmektedir. Her ikisi de Doğu Akdeniz gazıyla yakından ilgilenmekte ve Türkiye’yi dışarıda bırakan bölgesel blokla birlikte hareket etmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin ortaklık kurabileceği küresel aktörler olarak Rusya ve Çin ön plana çıkmaktadır.

Rusya, Suriye’deki iç savaşa dahil olduğu günden itibaren Doğu Akdeniz’deki varlığını iyice pekiştirmiştir. Ayrıca Doğu Akdeniz doğalgazını kendi kaynakları için alternatif olabilecek ve Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığını azaltacak bir kaynak olarak görmektedir. Çin ise stratejik liman yatırımlarıyla bölgeye etki etmeye çalışmaktadır. Bu yatırımlar Türkiye için önemli fırsatlar sunsa da Çin son derece pragmatik davranmakta ve tüm bölge ülkeleriyle ilişkilerini iyi tutmaya çaba göstermektedir.

Rusya ve Çin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki rekabette yanına çekebileceği önemli aktörlerdir. Fakat ikisinin de pragmatik dış politikalar izledikleri ve Türkiye’yle ortaklık kurarken diğer bölge ülkeleriyle ilişkilerini bozmak istemeyecekleri hatırlanmalıdır.

Çin, meseleye büyük ölçüde ekonomik açıdan bakmakta ve bölgedeki siyasal gerginliklerin dışında kalmayı tercih etmektedir. Oysa Doğu Akdeniz’de süren rekabet önemli siyasal gerginlikler içermektedir. Rusya ise bölgedeki varlığını daha çok dış politikası ve uluslararası konumu açısından değerlendirmektedir. Bu bakımdan, Suriye’de birlikte hareket ettiği Türkiye’yle Doğu Akdeniz’de de ortaklık kurması uzak bir ihtimal değildir.

Bununla birlikte, Türkiye’nin dış politikasında giderek Rusya’ya dayanmasının yaratacağı riskler iyi değerlendirilmelidir. Bir başka deyişle Batılı ülkelerle işbirliği kapısını kapatmak Türkiye için çok olumlu bir senaryo değildir. Aynı şeyi bölgesel ortakların belirlenmesi hususunda da ifade etmek yanlış olmayacaktır. Kapsamlı ve sürdürülebilir bir strateji hassas dengelerin gözetilmesini gerektirmektedir. Bu gereklilik, sözü edilen uzun vadeli stratejiyi planlamanın ne kadar zor olduğunu ama aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu göstermektedir.

Bu çalışmayla ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve varsa ilgili bilgi, belge, fotoğraf vb. materyalleri yandaki butona tıklayarak bizimle paylaşabilirsiniz.

Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
Dr. Öğr. Üyesi Emre OZAN
ANKASAM Türk Dış Politikası ve Uluslararası Güvenlik Danışmanı

BİZİ TAKİP EDİN

2,890BeğenenlerBeğen
188TakipçiTakip Et
2,056TakipçiTakip Et
246AbonelerAbone

ÖNE ÇIKANLAR

ANKASAM e-Bülten

e-Bültenimize abone olarak çalışmalarımızdan anında haberdar olabilirsiniz