Çin’in Piyasa Ekonomisi Statüsünün Geleceği

2016 yılının sonuna doğru Çin’e Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) piyasa ekonomisi statüsünün tanınıp tanınmayacağı sorusu, uluslararası kamuoyunun merakını cezbeden önemli hususlardan biri olmuştur. 2001 yılında imzalanan Çin’in DTÖ üyeliğini öngören anlaşmanın 15. maddesi gereğince, üye ülkelerin Çin menşeli ürünlere karşı anti-damping soruşturabilmesi ve ilave gümrük vergileri uygulayabilmesinin geçerlilik süresi 15 yıl olarak kabul edilmiştir. Bu geçerlilik süresinin 11 Aralık 2016 tarihinde bitmesiyle birlikte, Çin’in piyasa ekonomisi statüsünü kendiliğinden kazanması beklenmiştir. Bu geçerlilik süresi tedbir olarak alınmış, bu süre zarfında Avrupa sanayisinin korunmasının gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.

Mayıs ayında, Çin’e piyasa ekonomisi statüsü vermek istemeyen Avrupa Parlamentosu’nda, “piyasa ekonomisi statüsü” vermeyi reddeden bir karar kabul edilmiştir. Hatta bu kararda Çin’in uygulanacak anti-dampingi hak edebilecek herhangi bir sebep ortaya koymadığına dair bir vurgu yapılmıştır. Avrupa Parlamentosu’nun kararının ardından, Avrupa Komisyonu da benzer bir açıklama yapmış, Çin’e piyasa ekonomisi statüsü tanınmayacağını belirtmiştir. Çin ise, kendiliğinden yıl sonunda piyasa ekonomi statüsünün tanınacağını savunmuştur. Tüm bunlara ek olarak, AB’nin Çin konusunda kendi içinde düştüğü anlaşmazlığın son birkaç yıldır devam ettiğinin belirtilmesi yerinde olacaktır. Özellikle çelik, otomobil ve şarap sektörünün AB içindeki imalatçıları zorlaması, Avrupalı şirketlerin AB’ye baskı yapmasına neden olmuştur. Şirketler, Çin’e piyasa ekonomisi statüsü tanınmaması yönündeki taleplerini AB’ye iletmişlerdir.

AB’nin bir ülkeye piyasa ekonomi statüsü tanıması, düşünüldüğü gibi zorlayıcı bir prosedür değildir. Rusya’ya verilen piyasa ekonomi statüsüne bakıldığında, Rusya’nın AB ile ticaret hacminde Çin gibi büyük bir pay oluşturmadığı görülecektir. Çin’e piyasa ekonomi statüsünün tanınmaması, AB sanayisine bir risk oluşturabileceği ihtimaline dayandırılmaktadır. AB’nin içinde bulunduğu ekonomik krize ve İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecine ek olarak Çin’e tanınacak statü ile mevcut koşulların AB açısından daha da kötüleşebileceğine inanılmıştır. AB ile Çin arasındaki ticaret açığının bir türlü ortadan kaldırılamaması ve bu açığın AB aleyhine giderek artması bu inancı daha da körüklemektedir.

Tablo 1: AB’nin Çin ile ticaret hacmindeki dengesizlik[1]

2017 yılının şubat ayında; Almanya, Fransa ve İtalya, AB dışı yatırımcıların yatırımlarını AB içinde arttırmaları nedeniyle vuku bulan endişelerini arz eden bir raporu Avrupa Komisyonuna iletmiştir.[2] Bu raporda Çin ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen, Çin’in hedef alındığı tahmin edilmektedir.

Öngörüler

  1. Çin’in AB ile ticari ilişkilerine bakıldığında, AB’nin de belirttiği gibi AB aleyhine bir ticari açık oluşmaktadır. Bu ticari açığın her geçen yıl artması, AB’nin yaşadığı ekonomik problemlere bir yenisinin daha eklenebileceği yönünde oluşan korkuları beslemektedir. Fikri mülkiyet haklarının ihlali konusunda AB’nin Çin’den beklediği hassasiyeti görememesi ve Çin menşeli sahte ürünlerin AB sınırına artarak girmesi de AB’nin Çin ile ticari ilişkilerinin bir diğer yönüdür. Bu yüzden de Çin’e piyasa ekonomi statüsünün tanınması ile Çin’in ekonomik ilişkilerde elinin güçleneceği kesindir.
  2. Çin’de üretilen ürünlerin piyasa değerini yansıtmadığı görüşünde karar kılan AB üyesi ülkeler Çin’e piyasa ekonomi statüsünü vermeye direnecek gibi görünmektedir. 11 Aralık tarihinde AB’nin Çin’e piyasa ekonomisi statüsü tanımamasıyla birlikte, Çin ile imzaladığı DTÖ üyelik anlaşmasının taahhüdüne uymayarak aykırı davrandığı açıktır. AB’nin bu anlaşmaya aykırı davranması Çin’in misilleme stratejisine fırsat yaratmaktadır. Güneş enerjisi panelleri ve şarap ithalatı krizlerinde AB’nin Çin yüzünden geri adım attığı unutulmamalıdır. AB’nin Çin’e olan ekonomik bağımlılığı piyasa ekonomi statüsünün tanınmaması sürecinin uzatılmasını engelleyecektir.
  3. AB üyesi ülkeler arasında Çin ile ekonomik ilişkileri en gelişmiş olan ülke Almanya’dır. Aynı zamanda Almanya, Çin ile ekonomik ilişkilerinden kazançlı çıkan tek AB ülkesidir. Her iki ülke de ekonomik anlamda birbirlerine aynı oranda bağımlıdır. Alman şirketleri büyük yatırımlar gerçekleştirdikleri Çin pazarından mahrum kalmak istememektedir. Bu yüzden de orta yolu bulma konusunda Almanya yoğun çalışmalar yürütmektedir.
  4. Bazı analistlerin fazla iddialı bulunan yorumlarına göre; Çin, AB’nin tanımadığı bu ekonomik statünün karşılığında, AB ile ticari bir savaş başlatacaktır. Söz edilen yorumlar biraz abartıya kaçmış olsa da Çin için bu statü oldukça önemli kabul edilmekte ve AB ile ilişkilerindeki en hassas konu olarak görülmektedir. Nihayetinde bu durum, AB-Çin arasında tezahür eden ilişkilerin ötesinde, AB-ABD-Çin ticari savaş olmasa da çatışmacı rekabet boyutuna erişmeye başlamıştır.

[1] European Union, Trade in goods with China, European Commission, http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2006/september/tradoc_113366.pdf, 03.07.2017.

[2] Germany, Italy and France Push for E.U. Powers to Block Strategic Investors, Handelsblatt Global, https://global.handelsblatt.com/companies-markets/germany-italy-and-france-push-for-e-u-powers-to-block-strategic-investors-704844, 03.07.2017.

Yazarın diğer yazıları