Çin ve ABD Arasındaki Soğuk Savaşta 2. Perde: Jeoekonomik Rekabetten Jeopolitik Meydan Okumaya

Birinci Soğuk Savaş, ABD ile Sovyetler arasında 1945-1991 yıllarında gerçekleşmiş ve uluslararası sistemin yapısını iki kutuplu güç dengesine dönüştürmüştür. 21. yüzyılda ise uluslararası sistemde İkinci Soğuk Savaş döneminin, bu sefer Çin ile ABD arasında başladığı gözlemlenmektedir.

Çin’in önlenemez yükselişinin bir sonucu olarak başlayan İkinci Soğuk Savaş, uluslararası sistemin yapısını tekrar iki kutuplu güç dengesine dönüştürmektedir. Zira Çin, 2005 yılında İngiltere ve Fransa, 2007 yılında Almanya ve son olarak 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmiştir. 2025-2030 yıllarında ise ABD’yi de geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olması tahmin edilen Çin’in bu önlenemez büyümesi, uluslararası sistemin yapısını da ekonomi-politik açıdan dönüşüme zorlamaktadır.

Çin’in ekonomik yükselişi, dış politikada barışçıl kalkınma ve yumuşak güç stratejisi izlemesi nedeniyle 2000-2010 yılları arasında Çin-ABD mücadelesi, jeoekonomik rekabet düzleminde gerçekleşmiştir. Ancak 2010 yılından itibaren iki ülke arasındaki rekabet, jeopolitik alana da yayılmaya başlamıştır. Çünkü Çin, dış politikada yumuşak güç stratejisini akıllı güce çevirmiş ve ekonomik yayılma politikasına siyasal boyutu da eklemeye başlamıştır. Böylece Çin-ABD arasında 2000’lerde jeoekonomik temelli başlayan İkinci Soğuk Savaş’ta 2010 yılından sonra jeopolitik rekabet dönemine geçilmiştir.

ABD-Çin ilişkilerinin değişen bu dinamiği, beraberinde 21. yüzyıl küresel siyasetinin temel niteliğini de büyük güç mücadelesi bağlamında dönüştürmektedir.

Zira iki büyük güç arasında başlayan bu rekabetin uluslararası sistemin temel niteliğini İkinci Soğuk Savaş ve iki kutuplu yapı olarak dönüştürmeye başlamıştır. Buna paralel olarak da 21. yüzyıl küresel siyaseti yeni çatışma dinamiğinin artık ABD ile Çin arasındaki rekabetin belirlediği yeni bir döneme girilmektedir.

Ancak bu İkinci Soğuk Savaş döneminde tekrar iki kutuplu bir yapı ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yapı Birinci Soğuk Savaş dönemine göre katı değildir. Ayrıca Avrupa Birliği (AB) ve yükselen güçler gibi eksen bölgelerin varlığı bakımından daha yumuşak bir bloklaşma söz konusudur. İkinci Soğuk Savaş, Asya-Pasifik merkezli ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte öncesinde olduğu gibi İkinci Soğuk Savaş’ta da tekrar vekâlet savaşlarının ivme kazandığı yeni bir döneme girilmektedir. Bu sefer ABD ile Çin arasındaki mücadelenin odak noktasının Kuzey Kore olacağı gözlemlenmektedir. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın Kuzey Kore ile savaş çıkma ihtimalini gündeme getirmesi ve Çin’i suçlayıcı açıklamalarda bulunması, iki ülke arasında Kuzey Kore merkezli bir güç mücadelesine işaret etmektedir. Bununla birlikte Trump yönetiminin Çin’in ekonomik yükselişini Kuzey Kore üzerinden durdurma ve zayıflatma politikası uyguladığı söylenebilir. Çünkü, Amerikan politika yapıcıları uzun süredir Çin’in yükselişiyle mücadele biçimi ve Çin ile ilişkileri yönetme metodu arayışı içindelerdir. Buradan hareketle Kuzey Kore üzerinden Çin’in baskı altına alınıp zayıflatılması politikasının yürürlüğe girdiği söylenebilir.

Ayrıca ilk başlarda jeoekonomik rekabetin yaşandığı Afrika’da iki büyük güç arasında jeopolitik mücadele de ortaya çıkmıştır. Nitekim Çin, demir yolu hattı projesinden sonra 2015 yılında Afrika’nın kalkınması için 60 milyar dolarlık yatırım sözü vermesinin ardından bölgeye askeri olarak yerleşmeye başlamıştır. 2015 yılında Güney Sudan’da barışı koruma misyonu yürüten Çin, Temmuz 2017 tarihinde Doğu Afrika’daki Cibuti de ABD’nin askeri üslerinin yanına ilk deniz aşırı üssünü açarak ABD’ye jeopolitik meydan okumuştur.

Esasen Çin’in ABD’ye hegemonik düzeyde meydan okuması ise 2013 yılında başlatılan “Bir Kuşak Bir Yol” (One Belt One Road) projesiyle olmuştur. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kadim ipek yolu hattı olan bu projeyle, Afro-Avrasya kuşağında Çin hegemonyasının inşa edilmesinin amaçlandığı ileri sürülebilir. Zira 65 ülkeden geçen projeyle Çin, sadece ekonomik bir koridor değil aynı zamanda ekonomi üzerinden siyasal-sosyal ve kültürel düzenini inşa etmeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla ABD-Çin arasındaki rekabet, jeoekonomik ve jeopolitik boyutların ötesinde ideolojik boyutu da içermektedir. Başka bir ifadeyle iki büyük güç arasındaki rekabetin nedeni sadece birbirlerine karşı üstün olma mücadelesi değildir; bunun yanında kendi düzenlerini hegemonik hale getirmektir. İşte bu nedenle Birinci Soğuk Savaş’ta ABD’nin kapitalist sistemiyle Sovyetlerin komünist sisteminin ideolojik mücadelesinin yerini İkinci Soğuk Savaşta ABD’nin korumacı kapitalist sistemiyle Çin’in küreselci liberal ekonomi ve otoriter siyasal sistemleri arasındaki mücadele almıştır. Kısaca İkinci Soğuk Savaşın propaganda ve kamu diplomasisi boyutu, Çin modeli ile ABD modelinin rekabeti üzerinden yürütülecektir.

Diğer taraftan Birinci Soğuk Savaş döneminde Batı’nın lideri olarak mücadele eden ABD, bu sefer liderlik konumunu kaybetmeye başlamıştır. Nitekim ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un da dikkat çektiği üzere Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel’in ABD’yi kastederek “Artık sen Batı’nın lideri değilsin!” açıklaması, Batı içinde liderlik sorununu açıkça göstermektedir. Ayrıca NATO içerisinde Almanya-ABD restleşmeleriyle başlayan sorunlar bağlamında da ABD’nin İkinci Soğuk Savaş’ta AB’siz mücadele vermek zorunda kalacağı öngörülebilir. Buna karşı ABD, Çin ile mücadelesinde AB yerine Japonya, Güney Kore ve Avustralya ile blok oluşturma politikası yürütmek durumunda kalmaktadır. Dolayısıyla Güney Kore ve Japonya, Çin-ABD mücadelesinin “cephe ülkeleri” haline gelme riskini taşımaktadır. Zira Kuzey Kore’nin uzun menzilli füze denemesine misilleme olarak ABD, 30 Temmuz 2017 tarihinde Japonya ve Güney Kore ile Pasifik’te gövde gösterisi yapmıştır.

Son tahlilde, ABD ile Çin arasında sistemi de dönüştürecek boyutta olan ilişkilerin dinamiği hegemonik rekabet halini almaya başlamıştır. Çin, 2010 yılından itibaren dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geldikten sonra bu zamana kadar başarılı biçimde yürüttüğü barışçıl ve ekonomik büyüme temelli yumuşak güç politikasını jeopolitik boyuta da taşıyarak akıllı güç stratejisine geçmiştir. Bu çerçevede Çin, bir yandan Libya müdahalesinden sonra Suriye’de Rusya üzerinden ABD’ye karşı direniş pozisyonuna geçmiş, öte yandan ABD’nin üslerinin yanında kendi askeri üslerini de kurarak jeopolitik meydan okumalara girişmeye başlamıştır. İşte bu durum uluslararası sistemi tekrar ama farklı biçimde İkinci Soğuk Savaş yapısına dönüştürmektedir. İkinci Soğuk Savaş döneminde iki büyük güç arasındaki mücadelenin vekalet savaş alanlarını başta Kuzey Kore olmak üzere Güney Çin Denizi, Tayvan, Afrika, Basra Körfezi, Suriye, Yemen, Ukrayna gibi ülke ve bölgeler oluşturmaktadır. Bunlardan Kuzey Kore ve Ukrayna’nın büyük güçler arasında savaş çıkarma potansiyeline sahip olduğu not edilmelidir. Çin-ABD mücadelesinde Türkiye Birinci Soğuk Savaş’ta olduğu gibi “cephe ülkesi” konumunda değildir; ancak çatışma bölgelerine yakınlığı ve ulusal güvenliği bakımından vekalet savaşı aktörü olma riski taşıdığı ileri sürülebilir.

Yazarın diğer yazıları