BRICS Bir Alternatif Olabilir mi?

Hazırlayan: Burcu KESKİN

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS, ekonomik gücü nedeniyle tüm dünyanın dikkatini çeken önemli bir uluslararası yapılanmadır. Bu yapılanmanın ekonomik gücü, siyasi kapasitesine dair çeşitli tartışmaların yaşanmasına da yol açmaktadır. Bu nedenle 25 Temmuz’da başlayan Liderler Zirvesi, bir kez daha BRICS’in potansiyeli hakkındaki tartışmaları dünya gündemine getirmiştir. Zirveyi önemli kılan bir diğer gelişmeyse, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu zirveye özel olarak davet edilmesidir.

Bu bağlamda Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), BRICS Liderler Zirvesi’ne ilişkin gelişmeleri tartışmaya açmakta ve alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.

Prof. Dr. Kutay KARACA (İstanbul Aydın Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

BRICS ekonomik temele oturmuş bir örgüttür. Siyasi bir blok oluşturma girişimi de yoktur. Dolayısıyla çoğunluğunu Asya ülkelerinin oluşturduğu BRICS, küresel

ekonomide etkin olmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda BRICS ülkelerinin dolara olan bağımlılığı aşmaya çalıştıkları görülmektedir. Bu nedenle ABD’yi tehdit etmek için kendi paralarıyla ticaret yapacaklarını söylemeleri de şaşırtıcı değildir. Ancak altının gramı dolara endekslendiği sürece, BRICS ülkelerinin bu girişiminin bir anlamı olmayacaktır. BRICS adına önemsenen durum, bu ülkelerin ekonomik entegrasyonunun sağlanmasıdır. Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB) örneği, ekonomik entegrasyonun zamanla siyasi entegrasyona evrilebileceğini de düşündürmektedir.

Örgüt üyesi devletlere bakıldığında, Hindistan ve Çin’in enerjiye ihtiyaç duyan iki ülke ve Rusya ve Brezilya’nın da enerji üreten iki ülke oldukları görülmektedir. Bu durum, örgüt üyesi devletlerin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinin önünü açmaktadır. Ayrıca Güney Afrika’nın Çin açısından önemli bir liman konumunda olduğu da vurgulanmalıdır. Dolayısıyla önemli olan örgütün kendi ekonomik ilişkileridir. Bu nedenle ABD’nin küresel liderliği açısından dikkat edeceği tek husus, örgütün domino taşı etkisi yaratmadığından emin olmaktır. Sonuç olarak BRICS, hafife alınacak bir örgüt değildir: ancak örgütü gereksiz yere büyütmenin de bir anlamı yoktur.

Prof. Dr. Toğrul İSMAYIL (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Rusya’nın dış politikası, “ağ diplomasisi” oluşturma stratejisi üzerinden şekillenmektedir. Bu strateji, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) küresel üstünlüğüne karşı, farklı bölgelerdeki güçlü devletleri bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Bu anlamda BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) gibi oluşumların Washington merkezli siyasete alternatif yaratması oldukça önemlidir.

Her biri ayrı ayrı kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden BRICS ülkelerinin ortak özelliği, ABD’nin sistem üzerindeki tahakkümünü ortadan kaldırmak istemeleridir. Bu nedenle BRICS zirveleri, takip edilmesi gereken zirvelerdir. Nitekim bu zirvede de Trump’ın Rusya, Çin ve hatta Türkiye’ye yönelik suçlayıcı ifadeleri görüşülecektir. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye davet edilmesindeki esas amaç da budur. Ayrıca zirvenin gündeminde Trump’ın ekonomi politikasının bulunduğu da söylenebilir; çünkü Trump döneminde ABD, kendi ekonomisini düşünerek bencilce bir tavır sergilemekte ve diğer aktörleri önemsememektedir. Bu sebeple BRICS ülkeleri, kendi ekonomik ilişkilerini derinleştirerek ABD’nin baskılarına karşı bir ön hazırlık yapacaktır.

Dr. Öğr. Üyesi Sami YILDIRIM (Ufuk Üniversitesi-Uluslararası İlişkiler)

Rusya, BRICS’i çok kutuplu dünyadaki bir enstrüman olarak kullanmak istemektedir. Benzer bir durum, Çin’in kendi küresel liderliğinin aracı olarak BRICS’i kullanmak istemesinde de görülmektedir. Bu nedenle BRICS, Rusya tarafından Avrasya Ekonomik Birliği’ne ve Çin tarafından da Kuşak-Yol Projesi’ne entegre edilmek istenmektedir.

Meselenin Türkiye boyutuna bakıldığındaysa, BRICS üzerinden yapılan; yani dolarla yapılmayan alışverişin bedelinin ABD tarafından ödetilmek istenebileceği söylenebilir. Buna rağmen Ankara risk almaktan çekinmemeli ve doların baskısından kurtulmak için BRICS’e yönelmelidir. Türkiye’ye ilişkin bir başka konu da Türkiye’nin Kuşak-Yol projesindeki rolüdür. Bu nedenle Türkiye, Çin’le diyaloğu arttırmaya odaklanmalıdır.

Dr. Dinmuhammed AMETBEK (ANKASAM Avrasya Masası Başkanı)

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nden oluşan BRICS, 2006 sonrasında bu ülkelerin temsilcilerinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) toplantılarında gerçekleştirdikleri buluşmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu toplantıların ana gündem maddesi de dünya ekonomisi ve finansal sistemi olmuştur. Bu nedenle BRICS üyesi ülkeler, Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) dengeleyebilecek para havuzu oluşturmaya çalışmaktadır. Bu bakımdan BRICS’i, ABD ve Batı’nın üstünlüğüne alternatif olarak gelişen bir oluşum olarak değerlendirmek mümkündür.

BRICS incelendiğinde görülmektedir ki, yapılanmanın ekonomik lideri Çin, siyasi lideriyse Rusya’dır. Örneğin Çin, BRICS’ın para havuzuna 41 milyar dolar tahsis etmekte ve buna karşılık diğer üyelerin her birinin 18’er milyar dolar vermeyi taahhüt ettikleri bilinmektedir. Ayrıca ortaklaşa kurulan Yeni Kalkınma Bankası’nın Şanghay’da bulunması da Çin’in BRICS içerisindeki ekonomik merkez olma özelliğini göstermektedir. Dolayısıyla BRICS, ekonomik anlamda Çin ile ABD arasında yaşanan savaşın bir cephesi olarak değerlendirilebilir.

Rusya açısındansa, durum Çin’den biraz daha farklıdır. Zira Rusya için oluşumun siyasi yönü daha ağır basmaktadır. Zaten BRICS’in ilk zirvesinin 2009 yılında Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde düzenlenmesi de Moskova’nın ABD karşısında bir blok oluşturmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim BRICS; Rus dış politikasının önemli isimlerinden Yevgeni Primakov’un, Rusya-Çin-Hindistan üçgeni politikasının bir yansımasıdır. Burada Rusya’nın Çin’in gücünü Hindistan’la dengelemeye çalıştığı düşünülebilir.

Ayrıca meselenin İran boyutuna da vurgu yapılması gerekmektedir; çünkü İran, BRICS’i umut vadeden bir oluşum olarak algılamaktadır. Örneğin BRICS ülkelerinin 2015 yılından bu yana, Batı’nın kontrolündeki SWIFT ödeme sistemine alternatif yaratacak bir sistemin hayata geçirilmesi için müzakerelerde bulundukları bilinmektedir. Eğer bu konuda üye ülkeler uzlaşabilirlerse, İran’ın ABD yaptırımlarına direnmesini kolaylaşacaktır. Üstelik bugün başlayan Johannesburg Zirvesi, ABD-İran gerginliği uluslararası gündemdeyken gerçekleşmektedir. Bu da İran merkezli gelişmelerin, zirvede tartışılabileceğini göstermektedir.

Yazarın diğer yazıları